KELT MİTOLOJİSİ: SON FİANNA OSSİAN – 1

0

Size anlatacağım hikaye “Transactions of Ossianic Society” de yer alan, Ossian ve Aziz Patrick arasında geçen balladlarda anlatılan, genel olarak aynı konuya sahip ancak bir çok farklı türevi olan öykünün; benim tarafımdan dramatize edilmiş ve daha farklı yorumlanmış bir türevidir. Sizlere daha önce ki yazımda bahsetiğim gibi her ozan ve hikayecinin bir birinden farklı bir Fianna öyküsü anlatması gelenektir.

Köylüler, yaşlı adamı getirdiklerinde ; çiftçi Onwen MacShannen tarlasında çalışıyordu. Zaten bu günün pek hayırlı geçmeyeceğini sabahtan anlamıştı. İlk olarak sabah kalktığında gençliğinde Gabhra savaşında edindiği yarasının her zamankinden daha fazla sızladığını fark etti; sonra evden çıkmaya hazırlanırken taburesindeki kocaman bir kıymık kaba etine saplandı. Lanetler okuyarak ahıra vardığında bardağı taşıran son damla ile karşılaştı; iki ineğinden birinin sütten kesilmiş olduğunu gördü.

Aslında Onwen pek güler yüzlü bir adam değildi; ancak somurtkan da sayılmazdı, fakat bu günün onun için neşeli bir gün olmadığını anlamıştı. Köylüler yanlarında yaşlı adamla birlikte çıkıp geldiğinde, Onwen’nın aklında bir an önce işlerini bitirip bu talihsiz günü daha fazla uzatmadan evinde bitirmek vardı. Ancak köylüler yanına gelip olanları anlatmaya başlayınca zaten asık olan suratı gitgide daha da asıldı; anlaşılan bu gün sandığından çok daha uzun sürecekti.

Onwen, komşusu Angus’un ve diğer köylülerin hikayesini büyük bir dikkatle dinledi. Olanları anlatırken Angus, heyecandan neredeyse hiç nefes almıyor ve ara vermiyordu. Onwen komşusunun oksijensizlikten kızaran suratını komik bulduysa da, istifini hiç bozmadan dinlemeyi sürdürdü; çünkü adamın anlattığı hikaye hiç de komik değildi. Onwen, biraz görmüş geçirmiş ve akıllı bir adam olduğu için bu bölgede bilge bir adam olarak saygı görürdü. Çoğu zaman köylüler sorunları hakkında akıl danışmak için ona gelirlerdi; bu seferde işin içinden çıkamadıkları için Onwen’a danışmayı uygun bulmuşlardı.

Angus’un anlattığına göre herşey gayet sakin başlamıştı. Bu sabah o ve köyden otuz adam ormanın kıyısında bulunan, topal Tannen’nin değirmenin oradaydılar. Hep birlikte yeni değirmen taşını yerine yerleştirmeye çalışıyorlardı. Tam bu sırada ormanın içinden, yelesi altın renginde bembeyaz bir ata binmiş ,dev gibi ihtişamlı genç bir adamın çıkıp geldiğini gördüler. İlk başta adamı yolunu şaşırmış bir yolcu sanmışlardı; ancak daha dikkatli bakınca bindiği atın garipliğinden ve adamın görünüşünden, bu yolcunun pek de tekin olmadığını hemen farketmişlerdi. Topal Tannen’nin sözüne kulak verip, bu garip yolcunun ormanda yaşayan bir peri olduğuna karar verdiler ve kimseye zarar vermemesi için onu hiç görmemiş gibi davranmaya karar verdiler. Yabancıyı sanki hiç fark etmemiş gibi işlerine devam etmeye çalışırken, bir peri yada bir peri oyunu olan gizemli yabancının sıkılıp gideceğini düşünmüşlerdi. Ancak yabancı gitmek yerine atını köylülerin yanına doğru sürmüş ve korkudan ne yapacağını şaşıran köylülerin yanına gelip, anlamadıkları bir dilde onlarla konuşmaya başlamıştı.

Bunun üzerine yabancıya en yakın kişi olan Angus korkudan, perilere karşı bildiği tek koruma olan üzerinde ki kıyafeti çıkarıp tersten giymeyi denemişti. Böyle bir hareketin eski hikayelere göre kıyafetini ters giyen kişiye, perilere karşı görünmezlik sağlayacağı herkes tarafından bilinirdi. Ancak korkudan eli ayağına dolaşan Angus, üç ilmekli gömleğini çıkarıp tekrar giymeye uğraşırken, gömleğini neredeyse tamamen yırtmıştı; Ve sonunda bunu başardığında eski efsunun yabancı üzerinde ki tek etkisinin, ona içten derin bir kahkaha attırması olduğunu görmüştü. Daha sonra yabancı, gözlerini, sanki köylüleri uğraştıkları işe bir anlam verememiş gibi kaldırmaya çalıştıkları değirmen taşına dikmiş ve daha sonra onlara dönerek anlaşılmaz bir dilde birkaç cümle daha söylemişti. Korku ve şaşkınlıktan dona kalmış köylüler ona bir karşılık vermeyince; yabancı atından yavaşça inmiş, otuz adamın zorlukla kımıldatmayı başardıkları değirmen taşının yanına gitmiş ve tek bir hamlede koca taşı kaldırıp oluğun içine yerleştirivermişti.

“İşte ne olduysa bu anda oldu, Onwen.”diye devam etti Angus. “Taşı yerine yerleştirdikten hemen sonra bir anda yabancının atlın yeleli beyaz atı sanki hiç var olmamış gibi yok oluverdi. Daha sonra genç ve yapılı bir adam olan yabancı bir kaç saniye içinde gri saçlı, cılız ve buruşuk bir ihtiyara dönüştü.”

Bu olanların üzerine köylüler ilk olarak oradan tam hız kaçmayı düşünmüşlerdi; ancak daha sonra meraklarına yenilip birden yaşlanan gizemli yabancının yanına yaklaşmışlardı. Yaşlı adam kendinden geçmiş bir durumda öylece olduğu yere yığılmış kalmıştı fakat hala yaşamaktaydı. Bunun üzerine; zaten her zaman fikir üretmeyi çok seven topal Tannen, yabancının kötü bir büyünün yada peri efsunun zavallı bir kurbanı olduğunu öne sürmüştü. Hatta Tannen’a göre bu yabancı büyük bir ihtimalle, marangoz Connal’ın karısı Oona’nın 20 sene önce doğum yaptığı gece kötü bir Pooka tarafından kaçırıldığı söylenen zavallı bebeği olabilirdi. Ufak bebek bunca sene bir tepenin altında ki bir sidhe‘da yaşadıktan sonra en sonunda geri döndüğünde başına bu kötü iş gelmişti.

Diğerleri, her ne kadar topal Tannen’nın boşboğazlıkla söylediği sözleri pek ciddi almadıysalar da, sözleri içlerinde bazı endişeler uyandırmıştı. Bunun üzerine işin içinde tek başlarına çıkamayacaklarını anlayıp, Onwen’na danışmaya karar vermişlerdi. Hemen baygın halde bulunan yaşlı adamı, değirmen taşını taşımakta kullandıkları kağnıya yüklemiş ve soluğu Onwen’nın yanında almışlardı.

Onwen, olanları büyük bir dikkatle dinledikten sonra bir süre düşünceli düşünceli sakallarını kaşıdı. Öykü çok inanılmaz geliyordu ancak anlatılanlara bakılırsa bu işin içinde bir büyü yada peri oyunu vardı ve her iki olasılıkta kurcalanmak için fazla tehlikeli konulardı. Acaba bu yaşlı adam gerçektende Oona’nın 20 sene önce kaçırılan bebeği olabilir miydi yada bilinmez bir büyünün lanetine uğramış zavallı bir yabancı? Bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı; kendisine sormak! Onwen, tez canlı bir adamdı, bir işi yapmadan önce öyle pek fazla düşünmez, hemen harekete geçer sonuçları için sonra endişelenirdi ve bu seferde bir istisna olmayacaktı.

” Getirin bakalım şu yabancıyı da, bir göz atayım.”,dedi Onwen, sanki anlatılanlara pek inanmamış gibi şüpheci bir tavırla. Bu lafın üzerine köylüler, Onwen’nin önünden çekildiler ve arkalarında bulunan kağnıyı göz önüne çıkardılar. Onwen, kendinden emin bir şekilde kağnıya doğru yürüdü. Gerçektende kağnının içinde samanların üzerine yatan yaşlı,cılız bir adam vardı. Ancak adam gerçektende garipti, Onwen hayatında hiç onun kadar yaşlı birisini görmemişti. Gri saçları uzun ve dağınıktı, buruşuk derisi sanki çok bol bir elbise gibi cılız bedenin üzerinden sarkıyordu. Neredeyse sadece deri ve kemikten oluşmuş gibiydi; ancak herşeye rağmen sıska göğüsünün inip kalktığı fark edilebiliyordu, adam hala sağdı. Üzerinde ki elbiseler Onwen’nın daha önce gördüklerine hiç benzemiyordu anlaşılan yabancı çok uzak bir yerlerden gelmişti.

Onwen, yabancıyı incelemeyi sürdürürken, birden yaşlı adam gözlerini açtı. Adamın gözleri ile karşı karşıya gelen Onwen bir an için içgüdüsel olarak geri çekildi. Bedenin tüm yıpranmışlığına rağmen adamın gözleri o kadar parlak ve genç bakıyordu ki; iri yarı bir adam olan Onwen bile cılız yabancının karşısında kendisini sanki bir cüceymiş gibi hisseti. Yabancının derin mavi gözlerindeki o garip bakış, Onwen’a geçmişi hatırlattı. Ufak bir çocukken, artık sayıları iyice azalıp köye gelmez olmadan önce, eski zamanların hikayelerini anlatan gezgin Fililerin öykülerini dinlerken bu bakışı görmüştü. Ozanların ve hikayecilerin gözlerinde bazen bir an için bu bakışı yakalardı; gelip geçmiş, kaybolmuş bir ihtişamı anlatan, buruk ama mağrur ve alaycı bir acıma ile karışık o bakışı; ancak hiç bir zaman bu ifadeyi kağnıda yatan yaşlı adamın gözlerinde gördüğü kadar yoğun görmemişti.

Sonra yaşlı yabancı konuşmaya başladı, garip anlaşılmaz bir dil gibi geldi önce Onwen’a; ancak daha sonra yabancının söylediği bazı kelimeleri hatırladı. Bu dili biliyordu, Onwen, bu eski Ulster lehçesiydi; büyükannesi ona bu lehçeyi küçük bir çocukken biraz öğretmişti. Yaşlı kadında tam olarak bilmiyordu, ona da bu dil kendi annesi tarafından öğretilmişti. Yabancının konuştuğu dili hatırlayınca, Onwen’nın şaşkınlığı bir kat daha arttı; çünkü bu lehçeyi en azından üç yüz senedir İrlanda’da konuşulmuyordu!

Kendini biraz toparladıktan sonra Onwen, hafızasını zorlayarak yabancı ile konuşmaya çalıştı.

“Sen,” diye sordu Onwen zorlanarak, ” nesin yada kimsin, bir peri misin yoksa daha farklı başka bir şey misin?”

Yaşlı adamın suratında acı bir gülümseme belirdi.” Ben, “dedi, “ne periyim nede farklı birşey; sadece bir adamım. Tıpkı sizin gibi demek isterdim ama gördüklerimden sonra sizlerin gerçek adamlar olduğundan şüpheliyim.”

Onwen, yaşlı adamın neden bahsettiğini anlamadı.” Ne demek istiyorsun? biz hepimiz etten, kandan normal insanlarız.”

Yaşlı adamın gözlerinde yine o garip bakış belirdi.” Ağla, Erinn, ağla. Oğullarının ne hale geldiğini gör ve kötü kaderine gözyaşları dök. Hepsi birer gölge, bir kırık yansıma olmuş. Nerede, Míl halkının ihtişamlı, mağrur savaşçıları, nerede? Söyle bana kendine adam deme cüretinde bulan kişi; hangi lanet üzerinize çöktü de kaldıramaz oldunuz bir taşı, beraberce otuz kişi? Hangi sırı unutunuz; neyi kayıp ettiniz de, ufalıverdiniz böyle hep birlikte bir cüce olmuşçasına?”

Onwen, korkmuş ve şaşırmıştı. Karşısında duran, üç senelik bir dilde konuşan bir adam,onu ve diğerlerini koca bir değirmen taşını kaldıramadıkları için azarlıyordu. Korkusunu ve şaşkınlığını bastırarak biraz sert bir biçimde adama karşılık verdi.

“Demek bir insansın yabancı, o halde söyle senin ismin ne, kimlerdensin?”diye sordu.
Bunun üzerine yaşlı adam gözlerini tekrar Onwen’nın üzerine çevirdi ve Onwen titrediğini hissetti. ” Ben, Fianna klanından Finn MacCoul’un oğlu Ossian MacCoul, Erinn’nin en büyük avcısı ve Tir na n-og diyarının prensesi Niau Cinn-Oir’in kocasıyım!”

Bu sözleri işten Onwen, sanki kendini kandırmak istercesine gülmeye çalışarak :”Finn MacCoul ve Fianna mı? Öyle adamlar hiç yaşamadı ki, onlar sadece ozanların anlattığı eski ve hayalürünü öyküler.”

“Koca Fianna demek unutulup, sadece bir çocuk masalı oldu ha!”dedi yaşlı adam üzgünce ve sonra şaşkın köylülerin bakışları altında kendinden geçip tekrar kağnının üzerinde ki samanlara yığıldı.

DEVAMI GELECEK SAYIYA…

Onur “Saphena” Süer

Not1: “Erin” yada “Eirinn”, İrlandanın eski adıdır.

Not2: “Fianna” kelimesinin bir çok yazılışı vardır. Bunun nedeni Gael dili ile İngilizce arasında ki telâffuz farklarıdır. Ayrıca bölgeden bölgeye bile İrlanda yazım değişir. Ben en yaygın olan orijinal Gaelic yazılışlarını kullanmaya çalıştım. Diğer yazımlar; Fenians, Fianna Eirinn…ect.

Not3: “Finn MacCoul” ve “Ossian MacCoul” isimlerinin de tıpkı “Fianna” gibi bir çok yazılımı vardır. Finn MacCool, Finn MacCumhail, Oisin MacCumhail…gibi.

Not4: “Pooka” kötü bir peri türü. Yani doğmuş çocukları kaçırdığına ve geceleri tek başına yolculuk edenlere yolarını kaybettirdiğine inanılır.

Not5: “Sidhe” yada “sidh”. Perilerin yaşadığına inanılan tepelerin altına verilen ad.

Paylaş

Yorum yapın