TÜRK MİTOLOJİSİ

0

Tarihte Türkleri birleştiren, onları aynı bayrak altında toplayan hiçbir olgu olmamıştır. Ne din, ne dil, ne vatan ne de çıkarlar hiçbir zaman ortak olmamıştır. Kendilerine ‘Halk’ anlamaına gelen Hun adını veren kavimi birleştirici bir unsur tarih boyunca bulunmamıştır. Şu an Hun soyundan gelen ve kendilerine Türk adını veren tek kavimse Oğuz’lardır. Bu yüzden diğer ‘türki’ milletlere türk demek ne kadar doğrudur bilinmez ama en azından Hun soyundan gelen bütün halkların efsaneleri az çok birbirine benzemektedir… Her ne kadar “Delinin biri kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” atasözünü, Sümerler’in türklerle akraba olduğunu iddia edenlere karşı söyleyen bir grup olsa da Sümerler türklerle akrabadır. Ve Türk Mitolojisinin ilk hikayeleri Sümerler’le örtüşmektedir.

Sümer Kozmonogosi’inde Ap-Su ve Tiamat birleşerek Mummu adında acayip bir yaratık oluşur, Mummu’dan sonra da Lakhmu ve Lakhamu adında dev jdraha yılanlar meydana gelir. Sonra yine Ap-Su ve Tiamat’tan gök (Anshar) ve yer (Kishar) türer. Gök Tanrısı Anu, Hava Tanrısı Enlil, ve Deniz Tanrısı Ea olur. Bu üç büyük tanrı güneşi,ayı ve yıldızları yaratır. Bundan sonra Güneş,ay ve yıldızlar da birer tanrı sayılır. Bir efsaneye göre de Marduk Tiamat’ı ikiye bölerek yeri ve gökü yaratmıştır.

Hunlar’ın bir efsanesine göre büyük ve asıl tanrı Kara Han, yarattığı bir ‘kişi ile o zamanlarda sudan başka hiçbir şey olmayan dünya üzerinde iki siyah kuğu kılığında gezerlerken, yarattığı kişi suyun dibine dalar ve tam boğulacakken Kara Han onu kurtarır. Sonra Kara Han o yarattığı kimseeden suyun dibine dalıp kum çıkarmasını ister, böylece artık karaları yaratmayı düşünmektedir. Kişi suya dalar ve Kara Han’a getireceği kum haricinde kendine ait bir kara oluşturmak için ağzına da bir miktar kum saklar. Karaya çıktığında Kara Han o kumla karaları yaratır. Dümdüz bir ada oluşmuştur. Zamanla kişinin ağzındaki kum büyümeye başlar ve Tanrı ona tükürmesini emreder. Kişi tükürür ve böylece dağlar ortaya çıkar. Kişinin kendisinden habersiz iş yapmasına oldukça sinirlenen Tanrı ona Erlik adını takar ve o artık kötü kömbüs (Kötü Ruh), şeytan olmuştur. Hunların kurduğu ilk birlik dağıldıktan sonra, hemen hemen her türk boyu (Uzun Boy, Kısa Boy, Orta Boy.. ehehehe) başka bir din ve mitoloji geliştirmişlerdir. Mesela Uygurlar Maniheizm’i, başka bir boy Totemiz’mi, bir kısım da Budizm’i seçmiştir.

Fakat genel olarak bütün türkler allahına kadar şamanistti. Yani Dualist’tiler, gene yani birbirine zıt iki kuvvet veya tanrıların çekişmesi görülmektedir. Gök Tengri Kara Han, Yer Tengri Erlik Han gibi. Erlik Han, semavi dinlerdeki şeytana o kadar benzemektedir ki, tıpkı onun gibi insanları kandıormak için Adem ve Havva’nın öyküsüne çok benzer bir biçimde, Eje (Havva ve Eva adlarına benzerliğe dikkat) adındaki kadın ve kocası Törüngey’i bir punduna getirip yasak ağaçtan elma yedirtmiştir. Erlik diğer türk tanrılarının aksine pek de delikanlı bir tanrı değildir.

Tanrılar – Tanrıçalar:

Türk Mitolojisinin çoğu tanrısı yabancılardan geçmiştir. Bir takım Sümer Tanrıları Büyük Hun, ve Göktürk’lere kendi adlarıyla geçmiştir ki bunlar Anu, Enlil ve Ea’dır. Karahan, oğulları Ülgen, Erlik ve Mergen de diğer dır. Türk Tanrıları genellikle iyi sınıfına girerler. İnsanlara iyilik yapmak, bereket ve bolluk dağıtmak, adaletli olmak onlara Kara Han’ın verdiği temel görevlerdir. Tanrıçalar da genellikle şefkat merhamet ve cömertliği temsil ederler. Türkler kötü bir tanrının kendilerinden olmayacağına peşin bir hüküm vermiş olacaklar ki, kötü tanrıların hemen hepsini o zamanki düşmanlarının tanrıları olarak düşünmüşlerdir.

Zeus gibi zampara, Dyonisos gibi şarapçı tanrılar da Türk Tanrıları arasında bulunmazlar. Yunan ve Roma mitolojilerinin aksine Türk tanrıları hata bile yapmazlardı. Karizmaları hiç çizilmezdi yani..

Kelt’lerin Ogmios, Skandinav’ların Broya gibi şiir tanrıları, Yunanlı’ların Apollo gibi müzik tanrısı gibi ‘sanatsal’ tanrılar da (Ne ilginçtir) bilinen Türk tanrılar’ı arasında görülmemiştir.

Türkler de büyük hakanlar ve destan kahramanları da başlı başına birer tanrı olmuştur. Misal Mete Han, Hun soyundan gelen bütün kavimler tarafından saygı görmüştür, Türkler uzun zaman savaşa gitmeden önce ona dua ettiler. Manas, Alp Er Tunga ve Gılgameş de birer Tanrı sayılırlar. Cengiz Han bile Türkler arasında bir yarı tanrı sayılırdı, öyle ki Cengiz Han’ın soyundan gelmeyenler Han ünvanını alamazdı. Timur bile, İmparatorluğunda kendine Emir ünvanını vermiş ve Cengiz Han’ın soyundan gelen generallerinden birine Han ünvanı vermişti. Gerçekte Cengiz Han da Gök Tanrı inanışına sahipti ve Oğuz Han’a saydı duyuyordu. Annesi, babası, kardeşleri ve karısı daha çocuk yaşta Karahitay’lar tarafından gözleri önünde parçalanmıştır. Zamanla kişisel hırsıyla Han olmuştur.

Nedir Bu Kurt Olayı?

İnsanoğlunun ilk kez köpeklerle tanışmasını ve onları evcilleştirmesi konusunda şöyle bir tahminde bulunabiliriz: Bir grup ilkel insan, avladıkları bir hayvanı kaldırmış mağaralarına dönerlerken, sırtlanlar taze et kokusunu duydular ve onların peşinden mağaraya kadar giderler. İnsanların artıklarını yemeğe başlarlar. Zamanla sırtlanların insanları toplanıp ava gitmesini görmek kendileri için bir ziyafet anlamına gelmeye başlar. Artık kendilerinden daha organize avlanan insanlar takibe başlarlar ve zamanla da onların iti olurlar.. Türk’lerin kurtlarla tanışması da böyle olmuş olabilir.. tabi kurtlar öyle kolay kolay it olacak it olacak hayvanlar değildir. Sadece karşılıklı yardım ve çıkarlar sözkonusu burada. Tabi bu yardımlaşma da kesinlikle karlı taraf Türk’ler oldu.. kurtlar onları besledi.. büyüttü… kah ana kah baba oldu.. yemedi yedirdi.. giymedi giydirdi… savaşlarda ‘atıldılar’.. barışta koyun güttüler.. Türk’ler kurtlara o kadar düşkündür ki savaş taklitlerini bile onları gözlemleyerek yapmışlardır.

Kurtlar bir köye saldıracakları zaman, önce tek bir kurt köye girer ve birkaç kuzu keçi felan yer, köyün bütün köpekleri onu kovalamaya başlayınca, köyün dışında bir yerlerde toplanmış olan sürüsünün yanına döner ve kurtlar köpekler orada temizler… artık köy tamamen köpeklerden temizlenmiştir.. başıboş bir köydür.. Türkler ve Moğollar da bir şehri yağmalamak istediklerinde önce bir tepenin arkasına okçu atlılar yerleştirir, sonra bir kısmı şehre saldırıp kaçar ve düşmanı tepeden oklayıp işlerini bitirirlerdi.. işin ilginç yanı Perslerin, Çinlerin, Bizanslıların ve Arapların bu taktiği 1400 yıldan fazla yemesidir.. Neyse gaza getiren bu hikayeleri bırakalım..

Kurt, Ergenekon’dan çıkan Türklere yol göstermiş, Türklere müslümanlığı tanıtmak için gelen üç adama yardımcı olmuş (bir başka efsaneye göre bu adamları yemiş), Oğuz Han’A seferlerinde yol gösterici ve kurtarıcı olmuş, Büyük Hakan’lardan birinin (Hakan Şükür.. ehehehe) tanrıya vermek istediği kızına Tanrı, kurt şekline girip koca olmuş, Assena efsanesinde de ana olmuştur. “Börteçine Kurdun adı, Turan yurdun adı!” diyen insanlar da büyük bir yanılgıya düşerler. Börteçine bir kurt değil, Ergenekon’daki çıkıştaki demirleri eriten demircidir. Adamı kurt sanmak ne büyük bir yanılgıdır arkadaşlar.

Paylaş

Yorum yapın