KELT MİTOLOJİSİ: GÜNEŞ TANRISI LUGH'UN YÜKSELİŞİ

0

Sisli gece,yeni doğmakta olan şafağın ilk ışıkları ile can verirken;savaş alanı yapraklarını dökmüş bir orman kadar sesizdi.Genç adam başını kaldırıp,ovanın karşı tarafındaki istilacı Roma askerlerine baktı.Bu savaşı kendilerinin kaybedeceğini biliyordu;Romalılar son kaleyi de almış,son druid halkasını dağıtmış,ve şimdi de son orduyu yeneceklerdi.Sonra genç adam eski ve hüzünlü bir ezginin namelerini işitti.Gözlerini; alaycı bir gülümseme ile ordunun en önünde duran Ozan Connal’a çevirdi. Ozan eski bir savaşçıya yakılmış bir ağıt söylüyordu; şarkının her bir sözü,her bir notası,duyanların yüreğine dokunan en derin özlemler ve hüzünlerle.Bu şarkıda yeşil tepelerin el değmemiş vahşiliği vardı.”Bu Romalılar,onursuz oldukları kadar cahiller de;”diye düşündü içinden,”Ordularında Connal’a karşılık vermek için bir ozanları bile yok!”

Eski savaş şarkısı devam ederken,genç adam, yanındaki diğer savaşçılara baktı.Hepsinin yüzleri hüzünlüydü;Kendisi de dahil bu savaşçıların hepsi gün batmadan ölmüş olacaktı,düşman çok kuvvetliydi.Ama onları üzen şey bu kaçınılmaz ölüm değildi.Bu savaş bir çağın kapanışıydı,bugün burada onlarla birlikte ölen tek şey İrlanda’nın özgürlüğü değildi.Artık eski yolları öğreticek kimse olmayacaktı; Kahramların ve efsanelerin çağı bitiyor,şimdi taş ve metalin çağı başlıyordu.

Sonra, gözleri savaş alanını çevreleyen sislerin arasında hayaletimsi figürler gördü.Eski zamanların kahramanları ve savaşçıları,yaşadıkları efsanelerden çıkıp son bir kez daha Erin’i (İrlandanın eski adı) savunmak için geliyorlardı.İşte hepsi buradaydı,Kızıl sakalı ile sırıtan Finn MacCuol ve Fianna klanını gördü,hemen ordunun yanı başındaydılar;diğer yandaki tepenin üzerinde,omuzunda kuzgunu ve elinde efsanevi mızrağı Gae Bolg ile Cuchulainn duruyordu.Onun hemen arkasında Ulster’in yüce kralı Conchobar MacNessa ve Kırmızı Dal şövalyeleri geliyordu.ve diğer bütün kahramanlar.

Kraliçe Maeve,orduya saldırı emrini verirken; genç adam gülümsedi: “Birgün, birgün güneş tekrar İrlanda’nın üzerine doğacak ve İrlanda yeniden özgür olacak. Romalılar, bütün ozanları öldürebilir, bütün öykücülerin dillerini kesebilir, ama şarkılarımızı ve hikayelerimizi kalplerimizden ve bu topraklardan söküp atamaz.” dedi kendi kendine…

Bir lejyonerin kılıcı karnını parçaladığında bile hala gülümsüyordu. Kanı, Erin’nin toprağına karışırken; başını kaldırıp var gücüyle son bir kez daha ülkesine seslendi: “MAVOURNEEN*!”.

*:Sevgilim.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Ay bir kez daha döndü ve ben yine karşınızdayım, Dostlarım. Samhain yaklaşıyor ama onu kutlayacak kimse yok. Neyse biz işimize dönelim, ne de olsa boş konuşmak bir hikayeci için iyi bir meziyet değildir.Geçen sefer bahsetiğim gibi, bugün Güneş Tanrısı Lugh’un yükselişini anlatacağım. O halde zaman kaybetmiyelim ve hikayeyi tanrıların babası Dagda’nın bir şarkısı ile başlatalım.

“Come, oak of the two cries!
Come, hand of fourfold music!
Come, sumer! Come, Winter!
Voice of harps, bellows, and flutes!”

Geçen öykümüz, şifacı tanrı Diancecht’in oğlu Miach ve kızı Airmid’in;Tanrı Nauda’ya kopan elinin yerine gümüşten bir el yapmaları ve bu sayede Nuada’nın,kötü Fomor Bress’i kovup yeniden tanrıların kralı olmasıyla sonlanmıştı; kaldığımız yerden devam edelim.

Nuada’nın tekrar kral olması tüm Tuatha dé Danaan’nı sevindirmişti.Fakat bu sevinci paylaşmayan bir kişi vardı,şifacı tanrı Diancecht.Diancecht,oğlu Miach’ın, Nauda’nın eli yerine gümüş bir el taktığını duyunca çok sinirlenmişti;oğlunun kendisini tıp sanatında geçeceğini düşündü.Hemen Miach’ı arayıp,buldu ve kılıcı ile kafasına bir darbe indirdi.Darbe Miach’ın derisini kesti;ama Miach bu yarayı kolaylıkla iyileştirdi.Daha da sinirlenen Diancecht bu sefer kafatasına kadar bir yara açtı,Miach bu yarayı da iyileştirdi.Üçüncü darbe kafatasını geçip beynini yaraladı;fakat Miach bu yarayı bile iyileştirmeyi başardı.Ama son darbede Diancecht oğlunun beynini ikiye böldü ve Miach öldü.Diancecht yaptığından utanarak hemen cesedi gömdü ve oradan uzaklaştı.Derler ki Miach mezarının üzerinde üçyüz atmış beş tane ot bitmiş ve bu otlardan her biri bir hastalığı iyi edermiş.Bu otlar zamanla dünyaya yayılmış ve bugün bildiğimiz şifalı bitkileri oluşturmuş.

Bunlar olup biterken,sürgün edilen kötü Bress,şekilsiz ve dev halkı Fomor’ların yanına; denizin altına döndü. Babası Kral Elathan’a olanları anlatı ve ondan tahtı tekrar alabilmesi için bir ordu hazırlamasını istedi.Fomorlar,Elathan’nın isteği üzerine hemen bir şavaş konsili topladı ve bütün Fomor şeflerini-Tethra,Balor ve İndech’i çağırdı.Hepsi beraber devhasa bir ordu kurup,İrlanda’yı alıp,sonsuza kadar denizlerin altına koymaya karar verdi;Böylece Tanrıça Danu’nun halkı* onu bir daha asla bulamayacaklardı.

Olaylar büyük bir ihtimalle Fomorların planladığı gibi gelişecekti;tabi eğer Fomor şeflerinden Felaket Gözlü Balor,farkında olmadan tüm Tuatha dé Danaan’ı kurtaracak bir dizi olayı başlatmamış olsaydı.Ama önce hazır yeri gelmişken Balor’ın “Felaket Gözlü” (Baneful eye) ismini nasıl aldığından biraz bahsedelim.

Derlerki, Balor daha genç bir Fomor’ken, merakına yenilip, babası ve onun sihirbazlarının sihirli bir iksir kaynattıkları evin penceresinden onları izlemiş ve kaynayan kazandan yükselen zehirli duman onun gözlerinden birine deymiş. Zehirli duman onun gözünü, kendi ölümcül doğası ile öylesine kirletmişki; Balor’ın gözü,üzerine bakışlarını düşürdüğü herkesi öldüren bir hale gelmiş.Efsane der ki, ne tanrı, ne de dev hiçbir varlık bu gözün etkisinden kurtulmazmış; bu yüzden Balor’ın yaşamasına tek bir şartla izin verilmiş;O korkunç gözünü savaş dışında hep kapalı tutmak.Balor ve gözünün hatırası günümüzde bile İrlanda’da anılır;hala “Balar Beimann” yada “Balor of the Mighty Blows”; ve Tory adasındaki “Balor’ın kalesi”olarak anılan kayalıkların hikayeri halk arasında anlatılır.Bu ada Donegal kıyılarının hemen açığındadır ve en eski zamanlardan beri Fomorların dünya daki karagahlarından biri olarak kabul edilir.

Bir önceki yazıdan hatırlayacağınız gibi Bress, Tuatha dé Danaan’ın kralı olurken,Dagda’nın kızı Brigit ile evlendirilmişti ve aynı zamanda şifacı tanrı Diancecht’ın oğlu Kian’da,Balor’ın kızı Ethniu ile evlenmişti.Bu evlilikten Kian’ın iki oğlu oldu,fakat Balor; Bress Tuatha dé Danaan tarafından krallıktan indirilip,sürgün edilince; torunu olan bu iki bebeği alıp denize fırlattı.Bebeklerden biri sahip olduğu sihirli güçler sayesinde kıyıya yüzmeyi başardı. Orada onu bir balıkçı buldu ve onun gelecekte Kelt halkının en büyük tanrısı olacağını bilmeden onu yetiştirip,büyüttü.Yaşlı balıkçı çocuğa Lugh adını koydu.Diğer bebeğe gelince; dalgalar onu yanlarına aldı ve zavallı çocuk boğuldu.Ama derler ki; Denizlerin Tanrısı Manannán MacLér,boğulan bebeğe acıyıp onu bir fok balığına dönüştürmüştür.İşte bu yüzden fok balıklarının yüzleri yeni doğmuş insan bebeklerine benzermiş.Ve Manannán MacLér,fok balıklarının hatrına denize düşen çocukları korurmuş.Artık ne yazık ki fok balıkları azalıyor ve yakında son fokda gidince,çocukları koruması için Manannán MacLér’e yalvaran kimse kalmayacak.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Fomorlar savaş hazırlıkları yaparken yıllar geçer ve Lugh büyüyüp 21 yaşına gelir.Kaderin kendisine verdiği görevi yerine getirmek için Tanrıça Danu’nun halkının başkenti Tara’ya gider.Kral Nuada’nın sarayının kapısında nöbetçi,Lugh’u durdurur.
“Mesleğin nedir senin?, yabancı!”der nöbetçi. “Saraya bir zanaatta usta olmayan kimse giremez.”
“Ben bir marangozum.”der Lugh.
“Bizim bir marangoza ihtiyacımız yok.Zaten biz en iyisine sahibiz;onun ismi Luchtainé.”
“Ben bir demirciyim” der Lugh,
“Biz demirci istemiyoruz. Zaten en iyisine sahibiz;onun adı Goibniu.”
“Ben profesyonel bir savaşçıyım.”der Lugh.
“İhtiyacimız yok.Ogma bizim şampiyonumuz.”
“Ben bir müzisyenim.”der Lugh.
“Bizde zaten mükemmel bir müzisyen var;onun adı Cairpré.”
“Ben bir şair ve öykücüyüm.”der Lugh.
“Bizim bunada ihtiyacımız yok.En iyi şair ve öykücülere sahibiz.”
“Ben bir sihirbazım.”der Lugh.
“Bir başkasını istemiyoruz.Sayısız sihirbaz ve druid’imiz var.”
“Ben bir şifacıyım.”der Lugh.
“Diancecht bizim şifacımız.”
“Ben bir sâkiyim.”der Lugh.
“Bizde zaten onlardan dokuz tane var.”
“Ben bir bronz ustasıyım.”der Lugh.
“Bizde zaten en iyisi var;onun adı Credné.”
“O zaman Kral’a sor,” der Lugh “sarayında bütün zanaatların hepsinde birden usta bir adamı var mı? Eğer varsa,benim Tara’ya gelmeme gerek yok.”

Böylece nöbetçi içeri gitti ve Kral’a,kendini “Lugh the Ioldanach” yani “bütün sanatların ustası” olarak tanıtan bir adamın geldiğini ve her şeyi bildiğini idda ettiğini söyledi.

Kral,yabancı ile oynamaları için en iyi satranç oyuncularını gönderdi. Lugh, bütün oyuncuları yendi.

Sonra Nuada onu yanına çağırdı ve ona en akllı kişi için ayrılmış “bilgenin koltuğuna” otutdurdu.

Şampiyon Ogma,gücünü göstermek için ,anca dört öküzün kımıldatabileceği bir bayrak kayasını,bütün salon boyunca itip kapıdan çıkardı.Bunun üzerine Lugh yerinden kalktı ve kayayı eski yerine tekrar itti.Ama kocaman olmasına rağmen aslında kaya sarayın dışında duran daha büyük bir kayanın kırık bir parçasıydı.Lugh onu aldı ve yerine koydu.

Sonra Tuatha dé Danaan, ona kendileri için harp çalmasını istedi.Bunun üzerine Lugh bir ninni çaldı ve Kral ve tebası uykuya daldı,ve ertesi gün aynı saate kadar uyanmadı.Sonra Lugh hüzünlü bir parça çaldı ve bütün tanrılar ağladı.Son olarak öyle bir parça çaldı ki bütün hepsi neşeye boğuldu.

Lugh’un siması o kadar parlaktı ki,o yürüyünce,insanlar o gün güneşin batıdan yükseldiğini sandılar.Tanrılar,ona sahibi olması için ,Gökyüzünü ve tarlaları ve onların arasındaki herşeyi verdi.Lugh,Samanyolunu gümüşten bir zincir olarak boynuna taktı;Gökkuşağı onun sapanı oldu. “Answerer” isminde bir kılıcı vardı ve vuruşu her zırhı,duvarı ve silahı delip geçerdi.Teknesi, “Wave Sweeper” dümencisi olmadan giderdi.

Kral Nuada,Lugh’un bu sayısız meziyetlerini görünce,onun gibi yetenekli birinin Fomorlara karşı büyük bir yarar sağlıyabileceğini düşündü.Diğerlerine danıştı ve onların tavsiyesi ile tahtını 13 günlüğüne Lugh’a bıraktı.

Lugh,bütün Tuatha dé Danaan’ı bir konsilde topladı.”Fomorlar bizimle şavaş yapacaklar.Şu anda bile hazırlıklarını sürdürüyorlar.”dedi Lugh.”Her biriniz savaşta yardım için ne yapabilir,söyleyin bana?”

Şifacı Tanrı Diancecht söz aldı: “Ben” dedi. “Kafası kopmamış yada beyni zarar görmemiş.bütün yaralıları iyileştirebilirim.”
“Ben,” dedi demirci Goibniu. “kırılan her mızrağın ve kılıcı yenisi ile değiştirebilirim;Savaş yedi sene sürse bile.Ve ben öyle mızraklar yapacağımki asla hedefini kaçırmasın yada öldürmekten şaşmasın.Fomorların demircisi Dalb bunu asla yapamaz.”
“Ve Ben,”dedi bronz ustası Credné.”mızralara perçin, kılıçlara kabza ve kalkanlara tutacak yapıcağım;Savaş yedi sene sürse bile.”
“Ve Ben,”dedi marangoz Luchtainé.” Bütün kalkanları ve mızrak tahtalarını sağlıyacağım.;Savaş yedi sene sürse bile.”
Şampiyon Ogma, Fomorların Kralını öldürmeye ve ordusunun üçte birini tek başına yakalamaya söz verdi.
“Ve sen,Ey Dagda,”dedi Lugh.”Sen,ne yapacaksın?”
“Ben savaşacağım.”dedi Dagda.”hem güçle,hem zanaat ile.İki ordu karşılaştığında; Fomorların kemiklerini,atların altında ufalanan çakıllara dönene dek sopam ile ezeceğim.”
“Ve sen,Ey Morrigu?dedi Lugh.
“Ben,kaçtıkları zaman onları takip edeceğim,” diye cevap verdi Tanrıça “Ve her zaman yakalayacağım.”
“Ve sen,Ey şair Cairpré”dedi Lugh.
“Ben,onların üzerine hızlı bir lanet indireceğim;tek bir dörtlüğüm,onların tüm onurunu alıp götürecek.”
“Ve siz,ey sihirbazlar,ne yapacaksınız.?”
“Biz sihirli sanatlarımızı kullanarak,”dedi Başsihirbaz Mathgan.”İrlandanın 12 dağını Fomorlara fırlatacağız.Bu dağlar Slieve,Denna Ulad,Mourne,Bri Ruri,Slieve Bloom,Snechta,Slemish,Blai-Sliab,Nephin,Sliab Maccu Bolgadon,Segais ve Cruachon Aigle olacak.”
Sonra Lugh,sâkilere ne yapacaklarını sordu.
“Biz,”dediler”İrlandanın oniki gölünü ve oniki nehrini Fomorlardan sihirle saklayacağız;Böylece hiç su bulamayacaklar.Sular,Fomorlara tek damla vermezken,Tanrıça Danu’nun halkına su verecek;Savaş yedi sene sürse bile.

Son olarak,Druid Figal MacMamos dedi ki:”Ben,Fomorların yüzlerine üç tane alev sütünu göndereceğim,ve Onların kudretlerinin üçte ikisini alıcağım,ama Tanrıça Danu’nun halkı’nın aldığı her nefes onları daha güçlü kılacak.Ve bu etki geçmeyecek;Savaş yedi sene sürse bile.”

Ve böylece hepsi,Lugh’un önderliğinde savaş hazırlıklarına başladılar.Ama güçleri hala Fomorları yenebilmek için yeterli değildi.İhtiyaç duydukları sihir yardımını;Tuirenn oğulları,büyük zorluklardan sonra bularak Tanrı Lugh’a kan bedeli olarak vericekti.Ama bu bizim bir sonraki hikayemiz olsun: Tuirenn oğullarının kan bedeli.

Bana Kelt mitolojisi hakkındaki tüm sorularınızı,düşüncelerinizi ve yorumlarınızı yazabilirsiniz.Geçen ay bana yorumlarını ve beğenilerini ileten arkadaşlara teşekkür ediyorum, Sizlere mail’im da çıkan bir problem yüzünden karşılık veremedim ama hepsini okudum, özür dilerim. Hepinize, güzeller güzeli Deirdre’nin ölen aşkı Naoise’ye yaktığı ağıttan bir parça ile veda ediyorum. Hoşçakalın ve sihire inanın.

“O man, that diggest the tomb
And puttest my darling from me,
Make not the grave too narrow;
I shall be beside the noble one.”

* : Tuatha dé Danaan

Onur “Saphena” SÜER

Paylaş

Yorum yapın