BİR FRP OYUNUNDA ÖRF ve ADETLER

0

Güzel bir masa başı oyunda yapılması ve yapılmaması gerekenler vardır. Zaten bir kaçış olan bu “kurallar, kalıplar” gibi olgulara fazla yer verilmemesi gerektiğini düşünsem de birazdan bahsedeceklerimin önceden kararlaştırılmasının oyunun bekası açısından gerekli olduğu kanısındayım. Çünkü çok basit gibi gözükse de önceden belirlenmeyen bu hususlar oyuncuların bir anda oyundan soğumalarına, motivasyonlarının düşmesine sebep olur. Bunlara en iyisi beklenti diyelim.

Beklentilerin başında dil unsuru gelir. Aksi gerekmedikçe veya arzu edilmedikçe mümkünse oyuncular az ve öz konuşmalıdır. Zira herkesin aynı derecede teatral yeteneğinin olmamasından kaynaklansa gerek, oyuncular arasındaki rol yapma kabiliyeti değişmektedir. Bu noktada oyuncular arasında gereksiz bir çekişme yaşanabilmekte ve rol kesebilenler yapamayanları ezebilmekte, hiç yoktan şövalye yerine sırf teatral yeteneği nedeniyle bir ozanın önderliğinde ilerleyen bir grup ortaya çıkabilmektedir. Bu noktada Zindancı Başı (ZB) bunu engelleyecek önlemleri almalıdır.

Şayet oyunda elf, cüce gibi farklı karakterler varsa, o zaman bu yaratıkların dillerinin de belirlenmesi gerekir. Elbette herkesten Tolkien’in yarattığı dilleri bilmesini beklemek FRP olgusunu da aşan bir hayalperestlik olacaktır. Bu durumda yaygın düzenleme; İngilizce’nin Elfçe olarak kullanılmasıdır. Bir başka yaygın uygulama ise oyuncuların tamamının bu ırkların dillerini bilmeleridir. Bir başka uygulama ise tüm ırkların ortak bir lisanda konuşmalarıdır. Öte yandan bu da hayal içindeki realite olgusuna aykırıdır. Hele ki anadili gibi İngilizce bildiği halde konuşmayan bir Fransız nasıl varsa, ortak lisan konuşmayı reddedebilecek bir elfin olması da o kadar normaldir. ZB oyuna başlamadan bu kuralları da belirtmelidir.

Kullanılacak lisanda dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta “dismember ettim”, “abi hammer atsana”, “12 damage verdin” gibi cümleler kurmamaktır. Bunun oyunla bir ilgisi yoktur ama Türkçe’mizi güzel kullanmak adına uymamız gereken bir kuraldır.

Oyuncuların sıklıkla yaptığı bir başka sıkıntı yaratan hareket ise aslında ZB’nin yetersizliğinden ve oyuncuların sıkılmasından kaynaklanmaktadır ki o da oyuncuların kendi kendilerine konuşmalarıdır. Bir şövalyenin oyun sırasında arkadaşına dönüp “Unutturma akşam dönerken ekmek almam lazım” demesi oyunun tüm atmosferini bozar. Bu tür cümleler her an şımarmaya hazır zıpır oyuncular tarafından hemen esnetilir ve türlü esprilerle konu uzar gider. “Bana da iki paket sigara al” cümlesi şövalyenin suratına yapıştırılır. Her ne kadar oyundan anlık sıyrılmalara sebep olarak motivasyonu artırıcı bir tepki yaratacak gibi de olsa, bu tür konuşmalar genelde oynayanları soğutur ve bulundukları noktanın hemen yanına okul ve aile noktalarını koyarak bir iki saatliğine kopmaya çalıştıkları üçgenin içine sokuverir. Günlük endişelerin içerisine geri döndürür.

Başta belirttim rol kesmek kabiliyet işidir diye. Hoş bu benim belirtmemle olacak bir şey olmadığı gibi ben belirttiğim için bana özgü bir fikir de değil. Her neyse, oyuncuların rol kesme dereceleri farklı olabilir. Ne var ki bu onların rol yapmayabilecekleri anlamına gelmemelidir. Şövalyeler şövalye gibi davranmalı, büyücüler, büyücü gibi. Genelde ilk başlarda bu bir sorun teşkil etmezken uzayıp giden oyunlarda sıkıntı baş gösterebilmektedir. Bu sorun aslında oyuncuların hiçbir zaman büyücü ya da şövalye olmamalarından kaynaklanmakta ve dolayısıyla filmlerden veya kitaplardan gördükleri karakterleri taklit etmelerinden ya da esas bilinçlerine ters düşen bir karakteri canlandırmaya çalışmalarından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla oyunda pısırık şövalyeler, cengaver büyücüler, cambaz ozanlar ve ister istemez oyun çıkışında ekmek almayı düşünenler olmaktadır.

Çok bilmişlik taslayan oyuncular bir başka huzursuzluk kaynağıdırlar. Kendilerini oyunun akışına bırakıp zevk almak yerine ZB ile gereksiz diyaloglara girip onu alt etmeye çalışırlar. Akıntıya karşı kürek çeken bu kişilerin tek gayesi sular seller gibi ezberledikleri kitaplardan edindikleri bilgileri taşıracak birkaç dimağ bulabilmektir. ZB ile kapışan, onun eksiğini arayan, “hahaa str çek yaptım strenght tavan yaptı, vuramazsın bana” laflarıyla ZB’nin o anda göz ardı ettiği olasılıkları yüzüne vurarak kovana çomak sokan bu kişiler genelde daha ilk oyunda ZB tarafından öldürülürler. Öte yandan bunları öldürmek epey zordur.

Hayal gücü olmayan ama “trendy” (!) olmak adına oyuna gelmiş oyuncular da vardır. Her ne kadar masa başı oyunlar artık bir trend unsuru değilse de bunu idrak edemeyecek kadar trendleri takip edenler gelebilirler. Oyun sırasında havalanan bir Drow’dan bahsedince “Aaa insan uçar mı ayol” şeklinde verilen tepkiler bir başka soğuk hava dalgası yaratır.

Buraya kadar yazdıklarım oyuncularla ilgiliydi. Bir çift sözüm de Zindancıbaşılara. Vizyonu dar, illa kafasında çizdiği senaryoya oyuncuları sokmaya çalışan, farklı yönlere sürüklenenleri cezalandıran, “Eee” şeklinde cümlelere başlayanlar lider olamazlar. ZB bir nevi liderdir. Dolayısıyla hazırladığı senaryo esnek olmalı, duruma göre değişebilmeli ve kafasından atarken oyuncuları çöllerde dakikalarca süründürmemesi gerekir.

Anlatım kabiliyeti ve inandırıcılık ZB’nin başlıca kozlarıdır. ZB Bu bağlamda hikayecidir. Oyuncuların kurguyu kafalarında canlandırabilmesini sağlamalıdır. “Ya şimdi önünüze bir şey çıktı, eee 4 tane atlı” gibi cümleler kurmamalı, akıcı bir şekilde konuşmalıdır. Bu noktada ZB’lerin karakteristik özellikleri de oyunun gidişatını etkiler. Hemen herkesin özünde bir takım kompleksler yatar ancak, tıpkı “adama yetki vermişler tutmuş babasını aşmış” atasözünde söylendiği gibi ZB’lerin yetkilerini kötüye kullanmamaları gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki ZB düzeni sağlar, ancak her dediği olacak diye bir kural yoktur.

Evet şimdilik bu kadar. Bunlar da Türkan Şoray Prensipleri gibi oldu ya neyse.

Paylaş

Yorum yapın