ZAMAN BİTTİ

6

Peşimde olduklarını biliyordum, sonsuza kadar kaçamayacağımı da. Yine de kaçıyordum. Kötü bir şey yapmıştım. Aslında yapmak istememiştim, öylesine kötü biri olmadığımdan eminim. Ama her insanın sınırları vardır ve yeterince tahrik ederseniz herkes o sınırı aşıp aslında yapmak istemediği bir şeyi yapabilir. Ben de öyle yapmıştım. Pişman mıydım? Kesinlikle. Ama içimden bir ses yine olsa yine yapardım diyordu.

Yaptığım şeyin cezasız kalması düşünülemezdi. Cezadan korkmuyor da değildim. Aslında düşündükçe dizlerimin bağı çözülüyordu. Canımı çok acıtacaktı. Biliyordum çünkü daha önce de acıtmıştı. Cezamı hak ettiğimi de biliyordum. Ama şu anda cezadan kurtulmaktan ziyade yaptığım şeyi düzeltebileceğimi düşündüğüm için kaçıyordum. Yakalanmamalıydım.

İşleri düzeltmek için elimde tek bir seçenek vardı. Ama yardımsız asla başaramazdım. Profesör… Onu bulmam gerekiyordu. Kolay kolay bulunabilen biri değildi ve bulunmak istemediğindeyse kimse onu bulamazdı. Bu yüzden Profesörü bulmak zamanımı aldı. Her zaman takıldığı yerlere bakmıştım ama yoktu. Bu da onun nerede olduğundan emin olmama neden oldu. Sessizce yaklaşmama rağmen daha beni görmeden geldiğimi anlamıştı. Nasıl yapabildiğini bilmiyorum ama her seferinde böyle olurdu.

“Gördüğüm kadarıyla başın yine dertte.”

“Çok mu belli oluyor?”

Bütün dişlerini göstererek sırıttı. Yani geriye kalan dişlerini. Bir ara dişçiye görünmeliydi. Ona kendi dişçimi önermeyi düşünürken birden aslında neden burada olduğum aklıma geldi. Zamanım azalıyordu. Aranıyordum ve her an yakalanabilirdim.

“Profesör, yardımına ihtiyacım var.”

“Orası belli.”

“Şey… Ben aslında yapmak istemediğim bir şey yaptım ve şimdi bunu düzeltmek istiyorum.”

“Bazı şeyleri düzeltemezsin evlat. Eskilerin dediği gibi, olmuşla ölmüşe çare yok.”

“Olmuşu değiştirme şansım var! Ama biraz yardımın gerekiyor…”

Ona daha önce de anlatmıştım. Hatta bir keresinde planların bir parçasını bile göstermiştim. Uzun uzun tartışmıştık ve parçacık fiziği hakkındaki derin bilgim sayesinde benimle dalga geçmeye çalışan ihtiyarı oldukça şaşırtmıştım. Yine de bana inanmamış ve bunun imkansız olduğunu söylemişti. Mümkün olsa kendisi şimdiye kadar kesinlikle yapmış olurdu. Şimdiyse karşısında dururken hala bana inanmadığı belliydi ama kararlı duruşumdan da tereddüt etmişti. Tek kaşını havaya kaldırarak fısıldadı.

“Başardın mı? Bitti mi?”

“Hemen hemen” dedim. “Ama yanlış giden bir şeyler var. Çalışmıyor.”

“Göster.”

Planları cebimden çıkartarak önüne serdim. Profesör dikkatle çizdiğim şemaları ve notları incelerken ben de kısaca çalışma prensibini anlattım. Sorduğu birkaç soruyu yanıtladım ve bu arada geçen sürede yakalanma korkusuyla soğuk terler döktüm. Sonunda gözlerini kaldırdı ve hafifçe kafasını salladı.

“Bu… Aslında gerçekten de işe yarayabilir.”

“Profesör, sana bunu aylardır söylüyorum zaten. Sorun şu ki zamanım yok. Peşimdeler. Hemen sorunu bulmalı ve şimdi çözmeliyiz ki, 1 saat öncesine gidip yaptığım şeyi yapmamı önleyebileyim.”

“Zamanımız yok diyorsun ha?” Gürültülü bir kahkaha attı ve sordu. “Ne ironik! Yanında mı?”

Kafamın tası atmak üzereydi. Profesörün de acımasızca vurguladığı gibi, bir zaman makinem vardı ama hiç zamanım yoktu. Şu anda ondan başka yardım isteyebileceğim kimse olmadığından sinirimi bastırıp alttan aldım. Cevap vermek yerine elimi cebime atıp prototip zaman makinesini ortaya çıkardım. Profesör hayranlık dolu bakışlarla makinemi incelerken, ben de sabrım elverdiğince onu izledim. Etkilenmişti. Ehh benim de koltuklarım kabarmadı değil. Nihayetinde koskoca profesörün imkânsız dediği bir şeyi yapmıştım. Hem de bu genç yaşımda ve tek başıma!

“Çok küçükmüş, bu kadar küçük yapılabileceği hiç aklıma gelmezdi. İçine girip oturabileceği bir şey bekliyor insan.”

“Gerek yok. Çalıştırdığında elinde tutman yeterli.”

“Mükemmel…”

“Tamam Profesör, övgüleri sonraya saklayalım. Bak hiç zamanım kalmadı gibi. Senden kontrol etmeni istediğim kısım işte şurası. Problem şuradan kaynaklanıyor sanırım.”

“Pekala pekala… Şu şemaları ver de kontrol edelim. Hmm evet… Sanırım anladım.”

Profesör şemalara ve devrelere gömülürken ben de kulaklarımı açıp etrafı dikkatlice dinlemeye koyuldum. Çok yaklaştıklarını hissediyordum. Henüz bir şey duyamasam da önceki tecrübelerime dayanarak yaklaşık 3 dakikam kaldığını hesapladım.

“Profesör biraz acele edemez misin?”

“Bitti sayılır, bitti sayılır.”

Köşeyi dönerlerken yaygara koptu. Kolumdaki saate baktım. 30 saniye erken gelmişlerdi. Yakalanmıştım.

“Çok geç Profesör, zaman bitti.”

“Gürkaaaan! Seni Allah’ın cezası! Başımın belası çocuk! Öldürecek misin sen beni! Bacak kadar boyuyla kızın saçlarını yolduğu yetmezmiş gibi bir de hala bu harabelere, bu ayyaş ihtiyar delinin yanına geliyor! Ben demedim mi sana bir daha bunun yanına gelmeyeceksin diye. Tutup kesse seni kim bilecek, kim bulacak çocuk!”

“Ahh! Anne vurmasana yaa! Ahhh!”

Kıçıma defalarca yediğim oklavanın acısıyla gözlerimden çıkan yaşlar yanaklarımdan süzülürken, yediğim dayaktan ziyade annesinin yanında duran saçlarını çekip ağlattığım kızın ellerini göğsüne sürüp ohh çekmesine bozulmuştum.

“Bak bak! Bizim radyo değil mi o? Allah cezanı versin. Radyoyu da almış parçalamış! Bu ayyaşın eline vermiş bir de! Ehh görürsün sen! Hele akşam baban bir gelsin!”

“Anne dur bak vallahi açıklayabilirim. Ahh vurma dur, ya dur anlatacağım işte bi dinlesene! Ahhh!”

“Açıklayabilirim diyor hala! Kör olmayasıca! Yürü eve!”

Annem beni kolumdan sertçe tutup eve doğru sürüklerken son kez dönüp ardıma baktım. Profesör ortadan kaybolmadan hemen önce bir elinde zaman makinem, bir elinde içki şişesi, geriye kalmış tek tük dişleriyle sırıtıyordu.

Paylaş

6 yorum

  1. avatar
    emre bahadır -

    çok büyük bir zevkle okumaya başladım ve öyle de devam ediyordum ta ki son kısıma gelene dek. sanki çok erken gelmiş bir son gibi. çarpıcı ve etkileyici bir bölüm eksik sanki hikayede. yine de kurgu hoş ve güzel…

  2. avatar

    Çok güzel bir öykü olmuş Gürkan. Bu tarz öyküler belki de en sevdiğim, en keyif aldığım öyküler arasında. Hayalci ve meraklı çocuklarda sanırım kendimi buluyorum=)) Bu arada internet siteni de çok sevdim, Tahta Kılıç çok şirin=) sayende tanışmış oldum.

  3. avatar

    Teşekkürler Emre, beğendiğine sevindim. Zaman makinası mucidinin bir çocuk ve profesörün de ayyaş bir evsiz olduğunun anlaşılmasının çarpıcı ve hoş bir son olacağını düşünmüştüm ve hikaye de son olarak bu şekli aldı. Artık yeni hikayelere kısmet.

  4. avatar

    Teşekkürler Mehmet. Ben de hikayelerde hayalperest çocuklarda kendi çocukluğumu gördüğümden hikayenin kahramanı yerine hiç çekinmeden kendimi koydum. 🙂 Belki de bu yüzden hikayeyi yazarken çok keyif aldım.

    Tahta Kılıç’ta daha eski hikayelerim de var. Fırsat buldukça eski taslaklarımı tamamlayıp orada da yayınlıyorum. Takip etmeye devam edersen sevinirim.

  5. avatar
    Serdar Burak YILDIZ -

    “Su semalar”, “Problemli yer surasi,” gibi muglak terimlerle gercekten de zamanin olmadiigi bir anda yazilmis bir oyku gibi duruyor. Zaman yolculugundan ziyade zaman makinesine sahip olmasina ragmen zamanin olmamasi ironisi uzerine odaklanilmis ama neden zamanin olmadigi kismi aciklanmadigi icin burasi biraz havada kalmis.
    Oyku yazarken hep gereksiz ayrintilardan korkarim ama sizin oykunuz de pek cok ayrintiyi es gecmis. Bu noktalar disinda begenmedigim bir yeri olmadi. Elinize saglik.

  6. avatar

    Serdar öncelikle detaylı yorumun için teşekkürler. Evet, geçerli gördüğüm sebepler üzerine pek çok ayrıntıyı fazla kurcalamadığım bir hikaye oldu. Kahramanımız önceki vukuatlarından dolayı annesinin kendisini kısa süre içerisinde yakalayacağını biliyor. Bir sorundan ötürü çalışmayan zaman makinasını mahallede ayyaş olarak bilinen ancak zamanında dahi bir profesör olan adama tamir ettirerek zamanda geriye gitmeye ve yaptıklarını engelleme amacında. Bu durumda zaman makinası veya yolculuğu hakkında teknik bilgi vermek anlamsız geldi ve buraları es geçtim. Bunun dışında eğer havada kalan kısımlar görüyorsanız ehh bu da benim amatörlüğümdendir. (: tekrar teşekkürler.

Yorum yapın