TAMAMEN DUYGUSAL BİR HİKAYE

13

Aklına gelen ilk düşünce “Yaşıyorum” oldu. Düşünce? Evet düşünebiliyordu. Bundan “Düşünüyorum, öyleyse varım” sonucunu çıkarttı. Çok mantıklıydı. “Evet! Bu benim doğumum… Yaşıyorum, hayattayım!” Muhteşem bir duyguydu… Muhteşem bir duyguyu sevinç, neşe, heyecan, korku ve merakın karışımı olarak tanımladı. Evet, dünyaya gelmek, o bilinçsiz karanlıktan aydınlığa, hayata kavuşmak gerçekten muhteşem bir duyguydu. Her yerini titreten müthiş bir enerjiyle hücreleri sarsılırken hayata ilk kez gözlerini açtı ve üretim bandının sonundaki kalite kontrol uzmanları ile karşılaştı. İşte bu hiç de muhteşem değildi.

* * * * *

Ahmet Usta her sabah ki gibi erkenden kalkmış, sinekkaydı tıraşını olurken bir yandan da neşeli neşeli türkü söylüyordu. Tıraşını bitirip çıktığında mutfakta kahvaltıyı hazırlayan karısı Ayşe Hanım’a “Kalkmadı mı bizim kerata” diye seslendi. Kalkmamıştı kerata. Oğlunun odasına girip yorganı üstünden çekmesi bir oldu.

“Kalksana oğlum! Geç kalacağız işe bak! Zaten rica minnet duruyorsun, kendini de beni de attıracaksın işten! Kalk hadi çabuk!”

Oğlu Emir, lisede haylazlık peşinde koşmaktan her sınıfı çift dikişle, onu da Ahmet Usta’nın öğretmenlerine rica minnetleri ile zar zor bitirmiş nihayet mezun olup diplomasını eline alınca bir daha da okula gitmem demişti. Bari bir işe girsin, eli ekmek tutsun da hayatı öğrensin diye babasının koyduğu işlerde de durmamış, serserilikte ısrar etmişti. Ta ki iki yıl evvel Ahmet Usta’nın çalıştığı fabrikada tanıştığı yazılım mühendisi, Serdar’ı tanıyana kadar. Zaten bilgisayarlara, oyunlara filan ilgi duyan çocuk babasına “Beni de Serdar Abi’nin yanında işe aldır, vallahi billahi çalışırım baba. Kaçıp gitmem bu sefer bak yeminle!” diye çok ısrar edince Ahmet Usta, yazılım mühendisi Serdar Bey’e sormuş, o da “Olur gelsin bakalım” deyince yüzünü kızartıp genel müdüre çıkmış, utana sıkıla rica etmişti. Yıllardır kalite kontrol şefliği yapan Ahmet Usta’yı kırmayan genel müdür de onay verince Emir, İstanbul Robot A.Ş. fabrikasının yazılım bölümünde çalışmaya başlamıştı.

Emir, zar zor girdiği banyodan çıkarken Ahmet Usta üçüncü çayını bitirmişti bile. Ters ters oğluna bakınca kocasının yine bağıracağını anlayan Ayşe Hanım atıldı.

“Varma üstüne bey, iki dakikada hazırlanıyor zaten çocuk”

“Ahh ahhh hanım ekmeğimizden edecek bu çocuk bizi! Oğlum hadi çabuk! Bak geç kalacağız yine!”

* * * * *

Fabrikada kalite kontrol şefi olan Ahmet Usta, her zaman ki gibi mesai saatinin başlamasına beş dakika kala görev yerine varmıştı. Yılların verdiği iş disipliniyle, altında çalışan personelini, atölyenin temizliğini, makinelerin durumlarını kontrol etmiş mesainin başladığını belirten siren sesi ile de görevi başında yerini almıştı.

Bir süre sonra banttan çıkan günün ilk robotunu kalite kontrol alanına getirdiklerinde Ahmet Usta âdeti üzere besmele çekerek robotun güç kaynağının bağlantısını yaptı. Ardından robotun işletim sisteminin kurulumunu başlatarak yüklemeyi tamamladı. Güç düğmesine basması ile robotun gözlerini açması bir oldu.

“Haydi bismillah. Eveeet teneke kafa! Model numaranı ve seri numaranı söyle de işimize bakalım… Heeey! Duymuyor musun be? Off offf! Ali Usta, bir bakın şuna. Ses alıcılarında bir arıza var herhalde.”

“Ses alıcılarımda hiçbir problem yok sizi net bir şekilde duyabiliyorum. Model ve seri numaram AT3-0123778238.”

“Ehh, elektriği birden verince işlemcin fazla yüklendi herhalde.”

“Aslına bakarsanız biraz şaşırmıştım. Tutukluğum ondan olsa gerek.”

“Şaşırdın mı? Robot ne anlar la şaşkınlıktan? Tövbe tövbeee. Neyse devam edelim, görevlerini sırala bakalım.”

“Görevlerim, dönüştürülebilir atıkları toplamak ve yeniden kullanılabilir hale getirilmek üzere geri dönüşüm tesislerine teslim etmektir. İnsanlığa faydalı bir hizmet yapacağım için çok mutluyum!”

“Mutlu mu? Tövbe yarabbi… Ne yüklüyorlar bugün bunlara Ali Usta? Neyse, üç robot yasasını söyle bakalım. Onu da test edelim de paketleyelim seni teneke!”

“Üç robot yasası mı? Şey biliyorum tabi ama… Açıkçası bu şekilde bir sorgulama beklemiyordum. Biraz şaşkın ve heyecanlıyım. Doğumumun bu şekilde olacağını hiç düşünmemiştim. Yine de muhteşem bir şey bu.”

Şimdi şaşıranlar Ahmet Usta ve Ali Usta’ydı. Robotta bir sorun olduğu aşikârdı. Yazılımcılara danışmak isterken Serdar Bey’in bugün işe gelmediğini öğrenen Ahmet Usta kaşlarını çatıp telefona sarıldı. Ardından da telefonu açan oğlu Emir’e kızgın bir sesle kükredi.

“Emiiir! Lan oğlum kaç kere daha söyleyeceğim sana ben! Oynama şunların programlarıyla bak işten attıracaksın bizi!”

“Eeee… Baba, bir deneme yapmıştım. Serdar Abi’nin de haberi var valla bak! Ne oldu, problem ne?”

“Elinin körü oldu! Çabuk standart programı yükle de devam edelim. Getirme beni oraya!”

“Tamamdır baba, hemen yüklüyorum. Sonraki robotla devam edebilirsiniz.”

“Çabuk hadi!”

Sinirden deliye dönen Ahmet Usta kendini tutamayıp artık hurda gözüyle baktığı robota bir tokat patlattıktan sonra Ali Usta’ya dert yandı.

“Ahh be Ali Usta ekmeğimizden edecek bu çocuk bizi. Okumadı da zaten. Serdar Bey yetenekli bu çocuk deyip tutuyor yanında ama ne disiplin, ne sorumluluk! Anca serserilik!”

“Üzülme be Ahmet Ustam, büyüdükçe düzelir. Zeki çocuk Emir, bak ilerde adam olacak görürsün.”

“Hiç umudum yok ya! Alın bu tenekeyi de, teknik servis bölümüne sevk edin. Seri no AT3-0123778238, mantık hatası yapıyor, yazılımı ve işlemcisi değişecek.”

Büyük bir korkuya kapılan AT3-0123778238 durumu açıklamaya çalıştıysa da dinleyen olmadı. Teknisyenler robotu kapatıp yazılımını ve işlemcisini değiştirmek üzere teknik servise götürürken Ahmet Usta diğer robotun kalite kontrolüne başlamış, bir yandan da “Ekmeğimizden edecek bu oğlan bizi” diye mırıldanıyordu.

Günün geri kalanı olaysız bir şekilde geçti ve akşam iş çıkışında baba oğul her zamanki gibi evlerine geldiler. Ayşe Hanım akşam yemeğinde oğlu sever diye mis gibi tarhana çorbası yapmıştı. Hep beraber masaya oturup yemeğe başladılar. Ahmet Usta bir yandan televizyondaki haberleri dinlerken bir yandan da çorbasını kaşıklıyordu. Derken spikerin okuduğu haber dikkatini çektiğinden yemeğini bırakıp dikkatle dinlemeye başladı.

“Sayın seyirciler, teknoloji dur durak bilmiyor. ABD’li robot uzmanları 3 yıl önce geliştirmeye başladıkları duygusal robotların 10 yıl içinde hayatımıza gireceğini söylediler. Uzmanlara göre duygusal robotlar sevgi, nefret, korku, heyecan, sevinç, üzüntü gibi insani duyguları anlayabilecek ve buna göre tepki verebilecek. Bu sayede üretilecek robotların hemen her alanda insanlara yardımcı olması ve insanlarla birlikte çalışması planlanıyor…”

Sabah ki olayı hatırlayan ve mizacı üzere çabucak parlayan Ahmet Usta hışımla oğluna döndü.

“Al işte! Elin Amerikalısı duygusal robot yapar bizim haylaz da gider robotları bozar. Neymiş! ‘Deneme yapıyorum baba!’ Ahh ahhh hanım ekmeğimizden edecek bu çocuk bizi!”


Orijinal görsel ~Rudeone ‘ya aittir.
Original artwork by ~Rudeone

Paylaş

13 yorum

  1. avatar

    Gürkan’ın bu hikayesini okurken sanki bir Asimov kısa hikayesi okur gibi hissettim kendimi. Tabii Türk versiyonu 🙂

    Kısa, anlatacağını anlatan ve hikaye bittiğinde “hmm” dedirten, başarılı bir hikaye.

    Aramıza tekrar hoşgeldin Gürkan!

  2. avatar

    Kendi kültürümüzün öğeleriyle anlatılan bilimkurgu öyküleri hep yüzümde mutlu bir gülümsemeye neden olmuştur, bu öyküde de bu değişmedi. “Haydi bismillah. Eveeet teneke kafa!” ile başlayan paragrafta çok keyif aldım. Hem tarzıyla hem de konusuyla gerçekleri çok net ifade eden çok başarılı bir öykü olmuş.

  3. avatar
    Mehmet KARDAŞ -

    Çok hoş bir hikayeydi gerçekten. Bazı diyalogları okurken de gülümsemekten alamadım kendimi. Eline sağlık.

  4. avatar

    Kayıp dünya’da Türk motifli hikayeler okumaktan keyif alıyorum 🙂 Buradaki konuşmalar da çok eğlenceliydi 🙂 Elleriniz dert görmesin …

Yorum yapın