BEYAZ ÇIĞLIK – 6

3

– Çınar!
– Buradayım. Geldin bak. Sağ salim İstanbul’umuza geldin.
– Çok bitkin hissediyorum kendimi. Başım da çatlıyor ağrıdan.
– Bakalım ne yapabiliyorum.
– Nasıl ne yapabiliyorsun?
– Şşşş! Kendini bana bırakır mısın lütfen?

Ellerini şakaklarıma dayayıp, gözlerini kapatıyor. Benden de gözlerimi kapatmamı ve sadece sessizliği dinlememi istiyor. Birkaç saniye sonra, ellerinden bedenime sıcacık bir enerjinin yayıldığını, kanıma karışarak damarlarımda bütün vücudumu dolaştığını hissediyorum. İçimde dolaşan her ne ise, tüm ağırlığımı alıp götürüyor, beni sarıp huzurun şefkatli kucağına bırakıyor. Küçücük bir ses çıkarmaktan bile çekiniyorum. Gözlerimi açmaktan da. İçimde dolaşan onun birbirimize duyduğumuz sevgiyle bezeli ruhu sanırım. İçime akan Çınar, ona akan benim.

Gözlerimi açtığımda gözlerini dikmiş bana bakarken buluyorum onu. Hiç çekinmeden soruyorum.

– Kendini bana göstermeyecek misin? Seni sen olarak göremeyecek miyim?
– Adil davranmam gerek, ne zamanki sen başaracaksın seni sen yapmayı, ben de o zaman göstereceğim kendimi sana.
– Hain domdomsun işte.
– Bu domdom seni …

Kapı gürültüyle açılıyor. İçeri üst düzey oldukları her hallerinden belli olan iki kişi girip, Çınar’ı yanlarına çağırıyorlar. Ne yalan söyleyeyim, hem üzülüyorum, hem de seviniyorum böyle pat diye gelenler için. “O anı ben olarak yaşamak istiyorum, Tanrım, ne olur yardım et.”

Çınar az sonra geliyor ve ellerimi tutuyor yeniden. Ne kadar tatlı bir gülüştür bu yahu? Kadın bedenine hapsolmuş bir erkek bir gülüşle erkeksi bir çekiciliğe nasıl bürünebilir?

– Bu oda çok güzel. Penceremin olmasına çok sevindim. Hiç olmazsa ara sıra temiz hava alabilirim.
– Çok isterdim öyle olmasını ama, bu yapay bir pencere, bir nevi psikolojik rahatlama için. Açıldığı tek yer, binanın temeli.
– Üfff. Ne yapalım katlanacağız artık.
– Hadi bakalım, dinlenmen lazım. Yarın eğitime başlıyoruz.
– Hiç halim yok gerçekten, bir an önce uykuya devam etmek istiyorum.
– Hadi sana iyi uykular. Ben yan odada olacağım. Huzur içinde uyuyabilirsin, kimse bir şey yapamaz sana burada.
– Teşekkür ederim. Yarın görüşürüz.
– Görüşürüz, iyi uykular.
– Hı, unutmadan, yatağın iki tarafında da halı var, sabah uyandığında rahat edersin.

Gülüşüyoruz.

– Çok tatlısın, teşekkürler.
– Bir şey değil. Hoşçakal.
– Güle güle.

– o –

Yumuş yumuş bir hisle ama yine de donarak uyanıyorum. Tabii yine yerdeyim. Yanımdaki koltukta Çınar uyuyakalmış. Yattığım yerde doğrulup, üzerini örtmek için bir şeyler ararken kedi gibi gerinerek uyanıyor.

– Günaydın.
– Günaydın. Hazır mısın?
– Bomba gibiyim. Ama önce bir şeyler yemem lazım.
– Heyecanın açlıktan daha fazla gibi geldi bana. Merak et bakalım biraz.
– Canım acıyacak mı hiç bu eğitimler sırasında?
– O da nerden çıktı? Tatlı canlı!
– Öyleyim tabii.
– Merak etme, hiçbir acı hissetmeyeceksin. Belki biraz baş ağrısı, hepsi o.
– Offf. Başarabilecek miyim dersin?
– Eminim.

– o –

– Ooofff! Niye olmuyor?
– Ne kadar sabırsızsın. Daha birkaç gündür çalışıyorsun. Daha fazla konsantre olman lazım. Haydi bir kez daha dene.
– Pekâlâ.

Gözlerimi kapatıp, odanın sağ köşesine gitmek için programlıyorum kendimi. Bu sefer başarmam lazım. “Haydi kızım yapabilirsin.” Evet, işte oluyor, havalanıyorum. Yarattığım akımın rüzgârını hissedebiliyorum. Az sonra gözlerimi açtığımda odanın diğer tarafında olacağım. İşte tekrar yerdeyim. Gözlerim sımsıkı kapalı soruyorum.

– Oldu mu?
– Neden gözlerini açıp kendin bakmıyorsun?

Başardım. Gerçekten başardım. Kontrolsüz bir şekilde koşup, Çınar’ın boynuna sarılıyorum. O da kucaklıyor beni. Bir an öylece kaldıktan sonra, aniden toparlanmamız gerektiğini fark edip ayrılıyoruz.

– Artık, daha uzak mesafeler için hazırsın. Ancak, bir yandan da diğer eğitimlere başlayacağız.
– Nasıl isterseniz patron.
– Güzeeel, o zaman sıra nesneleri uçurmaya geldi. Otur bakalım. Şimdi, bu kaleme odaklanmanı istiyorum. Kafandan onu hareket ettirmen gerektiği ayrıntısını şimdilik çıkar. Yalnızca ona konsantre ol ve her şeyini incele, en küçük ayrıntısına kadar. Bir süre sonra, onun sahip olduğu enerjiyi görmeye başlayacaksın, sonra da onu kendi enerjinin kontrolü altına alacaksın.
– Biraz hızlı gitmiyor muyuz?
– Neden denemeye başlamıyoruz?
– Tamam, tamam kızma hemen, başlıyorum.

Derin bir nefes alıp, dikiyorum gözlerimi önümde duran siyah kaleme. Aradan bir beş on dakika geçtikten sonra, incecik bir çizgi halinde çevresini sarmalayan şeffaf bir çerçeve fark ediyorum. Daha da dikkatli bakıyorum. Konsantre oldukça, şeffaf dalganın daha da genişlediğini görüyorum. Benim enerjime cevap veriyor sanki. Çınar onu kendi kontrolüm altına almamı istiyor. Sesini öylesine iyi kullanıyor ki, verdiği komutlar konsantrasyonumu dağıtmak yerine daha da arttırıyor. Gözlerimin altında hissettiğim karıncalanma, her saniye daha da artıyor. Çınar, kalemi masanın üzerinde milimetrik hareketlerle sağa, sola, ileri, geri hareket ettirmemi söylüyor. Deneyeceğim denemesine ama başımda künt bir ağrı var. Çatlayacak neredeyse. Yine de çabalıyorum. Biraz daha zorluyorum kendimi, ama olmuyor. Bir kez daha deniyorum. Dayanamıyor ve bırakıyorum, gözlerim oyuluyor ağrıdan.

– Bugünlük bu kadar yeter bence. Çok yoruldun.
– Yorulmak mı? Gözlerim oyuluyor ağrıdan.
– Az öce yaptıklarını Beyaz Çığlıklılarla çok uzun bir zaman başaramadık biliyor musun? Sen çok özel yaratılmışsın. İlk seansta bunu başaranı görmedim eğitmenlik hayatım boyunca.
– Abart, abart.
– Abarttığımı kim söylemiş. Gerçekleri söylüyorum.

Gülüşüyoruz. Hakikaten turşu gibiyim. Bir an önce yatıp, uyumak istiyorum.

– o –

Sabah gözümü açtığımdan beri, birkaç haftadır olanları düşünüyorum. Genel Merkez’e geleli bu üçüncü hafta. Bedenimin içinde gizli ne büyük güçler varmış, biz insanlar nelerle donatılmışız meğer. Beynimdeki gücü kullandıkça ileride yapabileceklerimden korkuyorum. Profesör’ün “Lodos çok iyi bir eğitmendir” derken neden bahsettiğini şimdi kavrıyorum.

Bir buçuk, iki ay önce hayal edebilir miydim tüm bunları? Atölye, ev, Hakkı, ara sıra uğradığım film yapımcısı deli Selda ve evi. Bu kadardı hayatım. Ne annem, ne babam için değerliydim. Merak ediyorlar mıdır acaba gerçekten? Yoksa, delidir ne yapsa yeridir, canı kaybolmak istemiştir deyip, hayatlarına huzur içinde devam mı ediyorlardır acaba? Ya arkadaşlarım? Onlar merakta mıdır acep? Yalnızlığa nasıl mahkum etmişim, insanlardan ne kadar soyutlamışım kendimi meğer. Kendi hayatına dışarıdan bir göz olmak bu galiba.

İçimle konuşmam dışarıdan gelen bağrışmalarla bölünüyor? Çınar, aceleyle odaya dalıyor.

– Yansılar! Yine saldırıyorlar.
– Ne?
– Çok sıklaştırdılar. Biz karşı koydukça her seferinde daha da bileniyorlar.
– Çok mu kalabalıklar?
– Evet. İyi direniyoruz ama yetmiyor.
– Biz de destek olmaya gideriz o zaman.
– Sen ne dediğinin farkında mısın? Buna asla izin veremem.
– İzin istemiyorum.
– Deniz, bunlar seni de beni de öldürmeye çalıştılar. Seni bulamasınlar diye gelip, tıkıldık buraya.
– Dışarıda insanlar bizi korumak için mücadele ederken böyle oturup bekleyebilecek misin? İçine sinecek mi? Kusura bakma ama ben gidiyorum.
– Nereye?
– Mücadeleye.
– Deniz, güçlerini yeni kazandın. Seni kaybedemem. Lütfen.
– Beni korumak mı istiyorsun? O zaman benimle gel. Çünkü ben gidiyorum.

Deli cesareti geliyor bir anda. Fırlayıp çıkıyorum odadan. Her taraftan bağrışmalar geliyor. Oradan oraya koşuşturan insanlar, Beyaz Çığlık’ın koruyucuları… Ha bugün ha birkaç hafta sonra ne fark eder ki? Ben de dalıyorum karmaşaya. Birkaç dakika sonra, Çınar da yanıma geliyor.

– Yansı gücünü kullanmaya hazır mısın?
– Hiç bu kadar hazır olmamıştım.
– O zaman başlıyoruz. Beni burada beklemeni istiyorum, sana bir yansı getireceğim.

Beni kuytu bir köşeye bırakıp, yansı avına çıkıyor. Birkaç dakika geçmeden, etkisiz hale getirdiği bir yansıyı, silahlarıyla birlikte getiriyor. “Hadi kızım” diyorum içimden “yapacaksın.” O iğrenç yansıya odaklanıp, hızlıca onun kılığına bürünüveriyorum. Hazırım diyorum. Çınar üst kata gidiyor. Saklandığımız yerden çıkacakken, yanımızdan bir grup yansı geçiyor. Onay beklemeden onlara katılıp, savaşın tam ortasına düşüyorum.

Yanımdaki grubu bir şekilde etkisiz hale getirmem gerek. Tabii bir de yandaşlarım var; onlardan da korunmam gerek. Sırtımda yansıların kullandığı o iğrenç mavi sıvının dolu olduğu bir tüp var. Yansıları kendi silahlarıyla öldüreceğim. Peşi sıra birkaç şırınga doldurup, önce önümdeki üç yansıya, sonra diğerlerine saplıyorum. O iğrenç ucubeler, bir anda kararıp, eriyiveriyorlar gözümün önünde. Kendimden korkuyorum. Sıra arkadan gelen grupta. Arkalarından onlara katılıyormuş gibi yapıp, birer şırınga da onlara saplıyorum. Tam o sırada, yansılardan biri beni fark ediyor. Allah kahretsin!

Deliler gibi koşmaya başlıyorum. Aradaki açığı çok hızlı kapatıyorlar. Çok hızlı koşuyorlar. Ardı ardına silah sesleri geliyor arkamdan, dönüp bakıyorum. Çınar arkamdan gelenlerin canına okumuş. Ama arkalarından bir grup daha geliyor, onları bir şekilde ortadan kaldırmamız gerek. Çınar’ı etkisiz hale getirmiş gibi yapıp, önümüzden geçip gitmelerini bekliyoruz. Çınar silahlarıyla, ben şırıngalarla saldırıyoruz. Bir grup daha eriyip yok oluyor gözümüzün önünde. Kalabalık bir grubun geldiğini görüyoruz, saklanmamız gerek. Dümdüz uzun bir koridordayız, ne bir kuytu, ne bir kapı deliler gibi koşuyoruz. Çınar, havalandırma kapaklarını işaret ediyor.

– Kapakları yerinden oynatıp, onlara fırlatmamız gerekiyor, biraz oyalar en azından.

İşe yarar ümidiyle konsantre olup kapakları hareket ettiriyoruz, sadece birkaç saniye kazandırıyor bize. Lanet olsun! Tek şansımız, teleport. Güvenli bir yere gitmemiz gerek, ancak böyle deli gibi koşarken, imkânsız. Durmamız şart. Ancak durmak için de onları oyalayacak bir şey bulmak zorundayız. Artık benim de yansı olmadığımı adları gibi biliyorlar. Elimizde ne şırınga var, ne de mermi. Çınar birden durup:

– Sırtındaki tüpü ver.
– Çıldırdın mı sen? Neden durdun?
– Tüpü bana ver.

Aceleyle çıkartıp veriyorum.

– Şimdi hızla koşup kaçmanı istiyorum.
– Sen ne olacaksın?
– Kaç diyorum sana, bu bir emirdir.
– Sensiz hiçbir yere gitmiyorum.

Yansıların iyice yaklaşmasını bekliyoruz. İyice yaklaştıklarında içinde mavi sıvının olduğu tüpü, yere fırlatıyoruz. Mavi sıvı anında hepsine bulaşıyor. Kararıp, kararıp eriyorlar peşi sıra. Çok büyük bir grubu alt ediyoruz. Bu bize birkaç dakika kazandırıyor. Hızlıca oradan uzaklaşıyoruz. Sonunda bir kapı çıkıyor karşımıza. Dalıp, hemen kapıyı kapatıyoruz. İçeride kimse yok. İkimiz de soluk soluğa kalıyoruz. Hızlıca güvenli bir yere gitmemiz gerek. İkimiz de teleport için konsantre oluyoruz. Yarattığımız akımı yüzümüzde hissederken, kapıdan yansılar giriyor. Tam şırıngaları batırmak üzerelerken, teleport gerçekleşiyor ve kendimizi bir anda üst katta buluyoruz. Etraf korkunç durumda. Her şey darman duman olmuş. Üst katta hiç kimse kalmamış, herkes alt kattaki savaşta. Silah sesleri yankılanıyor. Bir süre sonra tamamen kesiliyor.

Beyaz Çığlık’ın koruyucuları galip geliyor gelmesine ama kaybımız çok büyük. Herkesin dilinde tek bir söz var. “Bu, şimdiye kadar yaşanan en büyük çatışmaydı. Yenildiler. Ama yine gelecekler. Daha kuvvetli gelecekler.”

– o –

Saldırıdan bu yana üç gün geçti; saldırılara sık sık maruz kalan, Genel Merkez’de hayat hızla eski haline döndü. Herkesin içinde kayıpların acısı hala taze, ancak hayatın devam ettiğini, herkes biliyor.

Bencillik belki ama benim içimde durduramadığım büyük bir heyecan var. Bugün, kendim olmayı deneyeceğim. Aldığım teorik bilgileri kullanarak, bugün iki ay sonra ilk defa kendim olabileceğim. Eğer sözünü tutarsa, bugün Çınar’ı da göreceğim.

İnsan kendini de özleyebilirmiş meğer. Aynada kendini görmeyi, kendi sesini duymayı, cinsel kimliğini. Kendimi gerçekten çok özledim. Hiç görmediğim bir adamı da özledim. Çınar’ın kendisini özledim.

Kendime ve sevdiğim adama kavuşmak için hızlıca hazırlanıp, Çınar’ın odasına gitmek üzere kapıdan çıkar çıkmaz, Çınar’la burun buruna geliyoruz. Gözlerimiz aynı heyecanla dolu. Ellerinin titrediğini fark ediyorum. Sanki ben farklıyım da. Sessizliği birimizin bozması gerek. Ben önce davranıyorum.

– Günaydın!
– Gü… Günaydın!
– Dinlenmek iyi gelmiş ikimize de.
– Evet, çok. Aaaa, şey, çalışma salonuna geçelim mi?
– Geçelim.

Dizlerimin bağ çözülecek. Yuvarlanıp düşecek gibi dengesiz yürüyoruz ikimiz de. Ağzımızı bıçak açmıyor. İlk flörtlerini yaşayan liseli çocuklar gibi, göz göze gelmekten çekiniyoruz neredeyse. Uygulama salonunun kapısına geldiğimizde ise heyecanımız doruk noktasına erişiyor. Kalbimde yerliler tamtam çalıyorlar sanki, ağzımda atıyor nabzım. Zarif bir el hareketiyle içeriyi işaret ediyor. Adım adım kendime ilerliyorum ve o ana.

< Sayfa 1

1 2
Paylaş

3 yorum

  1. avatar

    merakla beklediğim o an
    ellerinize sağlık çok zevkliydi
    Deniz in Çınar dan kaçışları çok hoşuma gitti

  2. avatar

    Merhabalar, beğendiğinize ve beklediğize değdiğine çok sevindim. Yeni bölümle ilgili bir tüyo da verim, işler daha çooook sarpa saracak 😀 Benden söylemesi 😉

Yorum yapın