<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Kayıp Dünya &#187; Edebiyat</title>
	<atom:link href="http://www.kayipdunya.com/etiket/edebiyat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kayipdunya.com</link>
	<description>Bilim Kurgu, Fantastik Edebiyat ve Mitoloji</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Sep 2010 06:20:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Fantastik Edebiyat Yanılgıları</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/gokce-mehmet-ay/turkiyede-fantastik-edebiyat-yanilgilari</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/gokce-mehmet-ay/turkiyede-fantastik-edebiyat-yanilgilari#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 06:41:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökçe Mehmet AY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gökçe Mehmet AY]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=1255</guid>
		<description><![CDATA[Günceye başlamamın en önemli sebebi Türkiye&#8217;de doğru düzgün kitap okuyamıyor olmamdı. Ben bilimkurgu, korku ve fantastik okuyucusuyum. Bu türlerde eserler yazmaya çalışırım. Oysa Türkiye&#8217;de ne yazık ki doğru düzgün bu türlerde eser çıkmıyor. Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman, Japon, Brezilya, Güney Amerika ya da Rus edebiyatına baktığımda bu türde kitaplar bulmak mümkün. Oysa bizim ülkemizde bırakın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günceye başlamamın en önemli sebebi Türkiye&#8217;de doğru düzgün kitap okuyamıyor olmamdı. Ben bilimkurgu, korku ve fantastik okuyucusuyum. Bu türlerde eserler yazmaya çalışırım. Oysa Türkiye&#8217;de ne yazık ki doğru düzgün bu türlerde eser çıkmıyor. Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman, Japon, Brezilya, Güney Amerika ya da Rus edebiyatına baktığımda bu türde kitaplar bulmak mümkün. Oysa bizim ülkemizde bırakın Türk yazarlar bu türde çeviri kitaplar bile o kadar az ki. Notos güncesinden son yazıda da belirtildiği gibi piyasa böyleyken neyi basacak yayınevleri. Yayınevlerinin kitapları <strong>çok pahalı</strong> satıyor. Bir başka güncede karşılaştırmalı kitap fiyatları verip farkı ortaya koyarım. Bilgi için Zaman Çarkı serisinin son kitabı Fırtına Toplanıyor Amazon&#8217;da kalın ciltli 28,75TL, idefiks&#8217;de 50,15TL. Pahalı olmasının sebebinin okuyucu kıtlığı olduğunu söyleyecektir yayınevleri. Doğru olabilir fakat bu da ne yazık ki bizim yayınevleri yüzünden. Çünkü okuyucunun ilgisini çekmeyen kitapları satmaya çalışıyorlar. Bir iş kolu olma çabasında değil gibiler dışarıdan bakıldığında.</p>
<p>Benim derdim, Türkiye&#8217;de fantastik edebiyat hakkındaki bilgisizlik. Merak edip de araştırmadığımızdan ya da belki yabancı kaynakları okuyamadığımızdan, bu edebiyat türünün  ne kadar çeşitli olduğunu bilmiyoruz. En popüler &#8220;bilgi kaynaklarından&#8221; ekşi sözlükteki fantastik edebiyat açıklamasına bakın. Aslında tek bir tür fantastiği anlattığını görürsünüz. Anlattıkları Kılıç ve Büyü ya da bilemediniz Epik Fantastik türünün tanımlamasıdır. Onu da ne yazık ki günümüz yazarları üzerinden değil onlarca yıl öncesi yazarlardan anlatırlar. Verdikleri örnekler Tolkien, Lewis, LeGuin, Eddings, biraz Ejderha Mızrağı ve Jordan. Sadece burada mı? İdefiksin eleştiri sitesi sabit fikirde de Fantastik edebiyat dosyası diye benzer yazarlardan bahsetmişler.</p>
<p>Oysa ki gerçek çok daha başka. Fantastik edebiyatın türlerini wikipedia&#8217;dan aşağıya yapıştırdım.</p>
<p><strong>Tematik olarak:</strong> <em>Comic fantasy, Dark fantasy, Fantasy of manners, Gawęda, Epic Fantasy / High fantasy, Low fantasy, Magic realism, Mythic, Paranormal Fantasy, Quest, Superhero fantasy, Sword and sorcery, Surrealist novel, Traditional fantasy</em></p>
<p><strong>Geçtiği yere göre:</strong> <em>Urban fantasy, Suburban fantasy, Country Fantasy</em></p>
<p><strong>Geçtiği zamana göre:</strong> <em>Historical fantasy, Celtic fantasy, Medieval fantasy, Prehistoric fantasy, Wuxia, Alternative history fantasy, Bangsian fantasy, Contemporary fantasy, Futuristic fantasy</em></p>
<p><strong>Farklı türlerle karışmış fantastik:</strong> <em>Heroic fantasy</em></p>
<p><strong>Speculative Cross Genre fiction:</strong> <em>Science fantasy, Dying Earth subgenre, Planetary romance, Sword and planet, Steampunk, Cyberpunk, Paranormal fantasy, Weird fiction</em></p>
<p>Üstüne üstlük bunlardan başka türler de olduğunu savunanlar var. Hal böyleyken bir bakın hangi türlerde eserler Türkçe&#8217;ye çevrildi. İhsan Oktay Anar&#8217;ın Steampunk&#8217;a yakınlaşan eseri dışında steampunk var mı? Ya da Elric dışında kara fantastik bir eser gördünüz mü? Paranormal fantastik ve Şehir fantastiği yurtdışında çok satmasındandır çevrilmeye başlandı ama bir tane Weird Fantasy eser okudunuz Türkçe&#8217;de?</p>
<p><a href="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/China-Mielville.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1262" title="China Mielville" src="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/China-Mielville.jpg" alt="" width="169" height="285" /></a>Peki yayın evlerindekiler ya da siz okuyucular bunlardan haberdar olmazsa okumak ister misiniz? Mesela China Mielville&#8217;i Türkçe&#8217;de okumak istemez misiniz? Ya da Glen Cook&#8217;un eserlerini. Farklı yaklaşımlardan haberdar olmadığımız için ne yazık ki çok şey kaybediyoruz.</p>
<p>Fantastik edebiyatın asıl okuyucusu gençler olduğu için onların akılları Kılıç ve Büyü ya da Epik fantastik ile şekilleniyor. Bu türlerin de kökenlerinde Arthur mitleri ve incil hikayeleri güçlü bir yer kapladığı için zihinler bu yönde gelişiyor. Halbuki, bu eserlerden daha farklı yönde bakan kitaplar çevrilse alternatifini görme şansımız olacak. İşte o zaman bir Türk yazar Dede Korkuttan ya da Osmanlı mitlerinden bir fantastik eser ile karşımıza çıkmaya cesaret edecek. O zaman kendi kültürümüzü anlatma şansımız olacak. O zaman bizim yazarlarımız dışarı açılabilecek. Kötü birer taklit olmaktansa kendi efsaneleri ve kültürüyle var olabilecekler.</p>
<p>Ludwig Wittgenstein dilimizin sınırlarının dünyamızın sınırları olduğunu söylemişti. Dünyamızın sınırlarını genişletmek için hayal gücümüzün sınırlarını genişletmeliyiz. Bunun için de kendi yolumuzu kurmamız gerekir. Ne yazık ki Türkiye&#8217;de şimdilik böyle bir yol için altyapı hazırlığı yok.</p>
<p>Oysa ejderhaya değil de Anka kuşuna binmeli, süpürgedeki cadıları değil küpe binen cadıları durdurmalıyız. Taşa saplı kılıçları değil tahta kılıçla canavarlar öldürmeyi düşlemeliyiz. Orada durmadan günümüz korkularımız ve hayallerimize yelken açmalı, iki arada bir derede kalmışlık halimizin yol açtıklarını anlatmalıyız belki de.</p>
<p>Ne olursa olsun farklı olanları görmemiz, kendimizi bulmamız ve yeni hayallere uçmamız gerekli.</p>
<p>Ne dersiniz? Çok mu abartıyorum? Hayallerin önemi ne kadar sizce?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/gokce-mehmet-ay/turkiyede-fantastik-edebiyat-yanilgilari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/China-Mielville.jpg' length ='20072'  type='image/jpg' />
		<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/China-Mielville-150x150.jpg" />
		<media:content url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/China-Mielville.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">China Mielville</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/China-Mielville-150x150.jpg" />
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sosyalizme Olan Karamsar Bakış Açısının Bilim Kurgu Edebiyatındaki Yansımaları</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/bahar-karakas/sosyalizme-olan-karamsar-bakis-acisinin-bilim-kurgu-edebiyatindaki-yansimalari</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/bahar-karakas/sosyalizme-olan-karamsar-bakis-acisinin-bilim-kurgu-edebiyatindaki-yansimalari#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 08:48:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahar KARAKAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bahar KARAKAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=1235</guid>
		<description><![CDATA[Bilim kurgu aslında çok popüler olan bir edebiyat dalı olmadığı için, sosyalizmle arasındaki bağlantıyı kurmak zor olabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim kurgu aslında çok popüler olan bir edebiyat dalı olmadığı için, sosyalizmle arasındaki bağlantıyı kurmak zor olabilir.  O yüzden, önce biraz ana hatlarıyla bilim kurgu edebiyatının sosyolojiyle ve düşünce tarihiyle olan bağlantısından, sosyal bilim kurgudan ve distopyalardan bahsedeceğim. Daha sonra da bu konuda yazılmış bazı kitaplar üzerinden yapılmış olan sosyalizm eleştirilerinden örnekler vereceğim.</p>
<p>Bilim kurgu edebiyatı için daha çok bilime ve teknolojiye dayanan kurgu denilebilir. Aslında bilim kurgu edebiyatını tam olarak tanımlamak biraz zor, çünkü pek çok türden beslenen, oldukça çok yönlü bir edebiyat dalı. Onun için, mantıklı tahminlerle bilinenin ötesine geçmeye çalışan, bu sırada da bilimi, teknolojiyi, hayal gücünü ve bazen de öngörüyü kullanan bir edebiyat da diyebiliriz. Bilim kurgu çok eski bir edebiyat türü değil, 1800’lerin sonlarında Jules Verne ve Wells gibi yazarlarla başlıyor. Altın yıllarını da 1900-1950 yılları arasında yaşıyor.</p>
<p>Sosyalizm ya da genel olarak dünya düzeni ve toplumla ilişkili olmasının sebeplerinden biri de bu, çünkü bilim kurgu edebiyatı altın yıllarını yaşarken, dünya çok ciddi değişiklikler geçiriyordu ve diğer edebiyat dallarında olduğu gibi bilim kurgu edebiyatında da bunun izleri açıkça görmek mümkün.</p>
<p>Benim bahsedeceğim türe “Sosyal bilim kurgu”da deniliyor, bu da bilim kurgu’nun alt kategorilerinden bir tanesi. Adından da anlaşılabileceği gibi, geleceği tasarlarken sosyoloji, psikoloji, antropoloji, politika gibi daha sosyal konulara ağırlık veren bilim kurgu hikayeleri bu türe giriyor.</p>
<p>Bu tarz hikayelerde genel olarak yazarlar arka plana teknolojik olarak gelişmiş bir yapı koyarak, bunun üzerinden geleceğin toplumuna dair umutlarını, beklentilerini ya da endişelerini ortaya koyuyorlar.</p>
<p><a href="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/Zaman-Makinesi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1239" title="Zaman Makinesi" src="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/Zaman-Makinesi.jpg" alt="" width="200" height="336" /></a>Örnek vermek gerekirse, bu konuda yazılmış en popüler kitaplardan biri H. G. Wells’in “<em>Zaman Makinesi</em>” isimli kitabı. 1895 yılında yazılmış bu kitap en bilinen yönüyle dördüncü boyut olarak zaman algısını ve zaman seyahatinin mümkün olup olmayacağını konu alıyor. Fakat aslında <em>Zaman Makinesi</em> pek çok yönden sosyal bilim kurguya kategorisine de giriyor, çünkü kitapta Wells aslında geleceğin toplumun resmini çiziyor. 800.000 yılı gibi çok uzak bir geleceğe seyahat eden ana karakter orada insan ırkının geleceğiyle karşılaşıyor, ve insanların farklı sınıflar halinde yaşadığını görüyor. Çok güzel, ama güzel olduğu kadar da tembel bir sınıf yerin üstünde yaşarken, yeraltındaki tünellerde hayvanlaşmış, çirkin ve vahşi başka bir ırk olduğunu görüyoruz. Wells kitapta bu konuyu dolaylı olarak bile işlemiyor, direk olarak bize bunun kapitalist ile emekçi arasında açılan uçurumun gelecekteki sonucu olduğundan bahsediyor, yani kendi döneminde gözlemlediği sınıflar arası kutuplaşmayı ve sömürüyü bilim kurgu aracılıyla anlatıyor okuyucuya.</p>
<p>Bilim kurgu edebiyatının çok yönlülüğünü göstermesi açısından <em>Zaman Makinesi</em> iyi bir örnek, kitapta ilk bakışta görünenin altında aslında sosyolojik, antropolojik ve felsefi olarak anlatılan pek çok şey var. Bu çerçevede daha çok sosyal yönüyle öne çıkan hikayeler gelecekteki toplumu tasvir ederken ya daha iyiye ya da daha kötüye doğru evrilen bir gidişatı anlatıyorlar. Bunlara ütopya, veya distopya/anti-ütopya deniliyor.</p>
<p>Özellikle distopyalar, geleceğe karamsar bakan hikayeler. Bunun da sebebi tıpkı Zaman Makinasi’ndeki gibi yazarın topluma, insan ilişkilerine ya da yönetim biçimlerine dair fikirlerinden kaynaklanıyor. Yani, tıpkı diğer sanat ve edebiyat dallarında gördüğümüz gibi burada da yazar kendi döneminin düşünce yapısını ve ideolojisini yansıtıyor, buna ek olarak da bilimle harmanlanmış hayalgücünü kullanıyor.</p>
<p>Pek çok önemli distopyanın 1920-1950 yılları arası yazıldığını görüyoruz. Zaman aralığı olarak savaşın, mücadelenin ve dünyayı değiştiren pek çok olayın yaşandığı bir dönem. Doğal olarak, bu dönemde yazılan distopyalar genellikle savaşın ve sosyalizmin geleceğine dair kaygılar ve eleştiriler içeriyorlar.</p>
<p><a href="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/biz.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1238" title="Biz" src="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/biz.jpg" alt="" width="185" height="250" /></a>Bu konuda incelemek için 2 tane kitap seçtim; Yevgeni Zamyatin&#8217;den <em>Biz</em> ve George Orwell&#8217;den <em>1984</em>. İkisi de genel olarak savaş, devrim ve sosyalizm üzerine kurulmuş distopyalar. Aslında bu iki kitabın arasında çok fazla benzerlik var, bunun sebebi ise birbirleriyle bağlantılı olmaları. <em>Biz</em>, aralarında ilk yazılan kitap. 1920 yılında yazılmış ve batı edebiyatındaki ilk ütopya karşıtı roman olarak görülüyor. Ayrıca, çoğu yazar tarafından da yazılmış en iyi distopya olarak kabul ediliyor. <em>1984</em> ise bundan yaklaşık yirmi sene sonra, bu konuda sonradan yazılan diğer pek çok distopya gibi, <em>Biz</em>’den esinlenerek yazılıyor.</p>
<p>Yazar Yevgeni Zamyatin eski bir Bolşevik Parti üyesi. Fakat devrim sonrası genel olarak devrimlere ve sosyalizme olan inancını kaybederek bu kitabı yazıyor. Kitap 1920’de yazılmasına rağmen çok ağır eleştiriler içerdiği için Sovyetlerde yayınlanmasına izin verilmiyor, yazar da Stalin’den izin isteyip Avrupa’ya yerleşiyor ve kitabını orada yayınlıyor.</p>
<p><em>Biz</em>, çok büyük bir savaş sonrası hayatta kalan küçük bir dünya popülasyonu üzerinden ilerliyor. Teknoloji fazlasıyla gelişmiş, düzen olarak ise evrilmiş bir sosyalizm var. Burada insanların artık isimler yerine numaralar kullandığını görüyoruz. Örneğin kitaptaki başkahramanın ismi D-503. Bu insanlar Tekdevlet adında bir devlet tarafından yönetiliyorlar. Numaralardan da anlaşılabileceği gibi, artık “ben” diye bir olgu yok, bunun düşüncesi bile yasak, sadece “biz” var ve yaşayan herkes bütünün bir parçası. Herkes aynı düşünüyor, aynı yaşıyor, hatta kıyafetleri bile aynı, tek renk bir üniforma giyiyorlar. Özgürlük, özgür irade ve düşünce yasak. Sadece Tekdevlet’e itaat var. Zaten herhangi bir isyan ya da devrim başlatılmaması için Tekdevlet elinden geleni yapıyor. Öncelikle beyin yıkamayı görüyoruz, medya da dahil olmak üzere her şey Tekdevlet’in elinde. İnsanlar şeffaf camdan duvarların içinde yaşıyorlar, tam anlamıyla bütün hareketleri bir ekrandan sürekli gözetleniyor. Şüpheli bir hareket olduğundaysa Tekdevlet hemen o kişiyi etkisiz hale getiriyor. Kitap ilerledikçe, bu düzene isyan eden ve yeni bir devrim yapmak isteyen gizli karakterlerle karşılaşıyoruz ve sonunda esas karakter olan D-503 de onlara katılıp özgür iradeyi, devrimi ve “biz” olmak yerine “ben” olabilmenin anlamını kavramaya başladığını görüyoruz.</p>
<p>Sosyalist Rusya tarafından bakılacak olursa, burada karakterler açısından tam bir benzetme yok. Fakat, Tekdevlet ve Biz olgusunun sosyalizme ve totaliter rejim anlayışına bir gönderme olduğu açık. Zamyatin’in bu kitabı yazarken özellikle eleştirmek istediği olgu aslında Bolşevik Devrimi. Bolşeviklerin kendi devrimlerinin son devrim olduğuna dair olan inançlarına karşı çıkıyor ve bunu eleştiriyor. Bu devrimden sonra kurulan sosyalizm düzenini teknolojik olarak fazlasıyla gelişmiş bir distopyada ele alıyor ve Tekdevlet olmayı, Biz olmayı biraz da abartarak ele alıyor. Aslında hiç bir devrimin son olamayacağını ve sosyalizmin de mükemmel olmadığını ve mutlaka yozlaşıp yıkılmaya mahkum olduğunu vurguluyor.  Ayrıca; sosyalizmle beraber gelen eşitlik olgusunun bedelinin bireylerin özgürlükleri olduğunu vurguluyor. Kitapta herkes birbiri ile eşit, ama aynı eşitlik bireyi tamamen eritip toplumu tek bir parça halinde var ediyor. Zamyatin, sosyalizm düzenine karşı duyduğu karamsarlığı ve öngördüğü geleceği böyle tasvir ediyor kitabında. Bu kitap yazar öldükten çok sonra, ancak 1988’de kendi ülkesinde yayınlanabiliyor.</p>
<p><a href="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/1984.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1237" title="1984" src="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/1984.jpg" alt="" width="250" height="253" /></a>Ardından, 1949 yılında daha popüler olan <em>1984 </em>yayınlanıyor. George Orwell de Zamyatin gibi <em>Hayvan Çiftliği</em> ile birlikte yine sosyalizme, savaşa ve totaliter rejime dair karanlık bir dünya çiziyor. Yazar, o zamanın bakış açısıyla <em>1984 </em>yılında dünyanın nasıl bir yer olacağını kurguluyor. Burada dünya Avrasya(Rusya), Okyanusya(Amerika) ve Doğu Asya olarak üç büyük ülkeye bölünmüş halde ve bu ülkeler sürekli birbirleriyle savaş halindeler. Sürekli savaş halini de şu şekilde açıklıyor Orwell; teknoloji geliştikçe insanların daha eşit şartlarda yaşama olasılığı ortaya çıkıyor. Fakat üst sınıflar yukarıda kalmak istedikleri için bunun olmasını istemiyorlar, o yüzden de arada hiçbir gerçekçi sebep olmamasına rağmen ülkeler sürekli savaş haline sokuluyor ki, olanaklar belirli sınırları aşmasın ve herkesin eşit olabileceği bir düzen kurulamasın. Böylece üst sınıf oligarşik yapısını ve maddi üstünlüğünü korurken, alt sınıflar da ortada savaş olduğu için birlik olup bu duruma isyan etmesinler. Burada bahsedilen oligarşik  sistem aslında sosyalizm. Ülkede yaşayan herkes birbirine yoldaş dese bile, savaş durumu süregeldikçe bir üst yönetici sınıfın sürekli var olması kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla halk aslında gerçek anlamda kendi kendini yönetemediği gibi tüm yoldaşlar arasındaki eşitlik de sadece lafta kalıyor. Yine bu romanda da herkesin sürekli devlet tarafından gözetim altında tutulduğunu görüyoruz. Burada gözetleyen olarak bir simge kullanılıyor, “Big Brother” yani büyük birader. Aynı zamanda devleti yöneten partinin de kurucularından biri. Her yerde düşünce polisleri ve “Büyük birader sizi gözetliyor” posterleri var. Burada Orwell’in yarattığı big brother kavramının Stalin’e bir gönderme olduğu düşünülüyor.  Büyük birader’in iradesi altında partiye ve düzene karşı herhangi karşıt bir fikri olanlar hemen düşünce polisi tarafından yakalanıp işkence ediliyor ve öldürülüyor. Kitapta da ana karakterin aynı “<em>Biz</em>”de olduğu gibi bir süre sonra düzeni sorgulamasını ve devrimci harekete katılmasını görüyoruz.</p>
<p><em>1984 </em>de tıpkı <em>Biz</em> gibi totaliter rejimi eleştiriyor. Bunun yanı sıra oldukça karanlık bir gelecek resmi çizerek, sosyalizmin ileride hedeflendiği seviyeye ulaşamayacağını öngörüyor. İnsanlar arasında eşitliğin asla oluşamayacağını ve totaliter rejimlerin bir süre sonra bireyi, özgür düşünceyi, ve farklılıkları nasıl bastıracağından bahsediyor. Ayrıca savaşın anlamsızlığını ve arkasında yatan esas nedenleri de sorguladığını görüyoruz.</p>
<p>Orwell’in bu konudaki fikirlerini <em>1984</em>’den hemen önce yazdığı <em>Hayvan Çiftliği</em>’nde de görmek mümkün. Hatta, <em>Hayvan Çiftliği</em> komünizm karşıtı bir kitap olduğu düşünülerek bir süre Amerika’da liselerde örnek okuma kitaplarından biri olarak bile okutuluyor. Ayrıca Orwell’de tıpkı Zamyatin gibi solcular tarafından dışlanarak sosyalizme ihanetle ve kapitalizm lehine propaganda yapmakla suçlanıyor.</p>
<p>Sonuç olarak, aslında Zamyatin’de Orwell’de ilk başlarda aktif olarak sosyalist olan yazarlar. Fakat özellikle Stalin döneminden sonra iki yazar da sosyalizmin geleceğine dair karamsarlığa kapılıyorlar. Bilim kurgu edebiyatı burada iki önemli rolü üstleniyor. Birincisi, geleceğe dair bir edebiyat türü olduğu için yazarlara bilimsel, teknolojik, sosyolojik, politik, her bakımdan yeni bir gelecek tasarlama imkanını sağlıyor. Bu şekilde yazılmış çok fazla kitap var, sosyalizmi, kapitalizmi veya anarşizmi öven ya da eleştiren pek çok kitaba rastlayabiliriz. Diğer yandan, yazılan kitaplar o dönemin düşünce yapısını ve insanların hissetiklerini aktarıyor. Örneğin <em>1984</em>’ü okuduğumuzda 40’lı yıllarda insanların ne hissettiklerini, nasıl bir düşünce yapısına sahip olduklarını, bunun sebeplerini ve sonuçlarını da görebiliyoruz. Bu açıdan her edebiyat dalında olduğu gibi bilim kurgu da dönemin bakış açısına ayna tutuyor. Bu bağlamda özellikle sosyal bilim kurgu’nun kurgu olmasının dışında, geleceğe dair pek çok ipucunun da içinde barındırdığını söyleyebiliriz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Referanslar:</strong></p>
<ul>
<li>Zamyatin, Y. (2009) <em>Biz</em>, Versus Kitap</li>
<li>Orwell, G. (2009) <em>1984,</em> Can Yayınları</li>
<li>Orwell, G. (2009) <em>Hayvan Çiftliği Bir Peri Masalı</em>, Can Yayınları</li>
<li>Wells, H.G. (2000) <em>Zaman Makinesi, </em>İthaki Yayınları</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/bahar-karakas/sosyalizme-olan-karamsar-bakis-acisinin-bilim-kurgu-edebiyatindaki-yansimalari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/1984.jpg' length ='14885'  type='image/jpg' />
		<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/Zaman-Makinesi-150x150.jpg" />
		<media:content url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/Zaman-Makinesi.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Zaman Makinesi</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/Zaman-Makinesi-150x150.jpg" />
		</media:content>
		<media:content url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/biz.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Biz</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/biz-150x150.jpg" />
		</media:content>
		<media:content url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/1984.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">1984</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/1984-150x150.jpg" />
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>BİR YAZARA VEDA ETMEK</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/muge-alankus/bir-yazara-veda-etmek</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/muge-alankus/bir-yazara-veda-etmek#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 13:04:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge ALANKUŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müge ALANKUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Philip José Farmer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/arsiv/?p=287</guid>
		<description><![CDATA[
Yazar Philip José Farmer ile tanışıklığım yaklaşık 6 sene öncesine dayanır. Bir marketin kenarda kalmış raflarından birinde bulmuştum İstiridye Kabuğundaki Venüs (Venus on The Half Shell) kitabını ve şimdinin bir paket sigara parasından daha ucuza satın almıştım. Bilim kurguyu (BK) yeni keşfetmeye başladığım o dönemde olağanüstü şeyleri yürekten seven biri olarak bana bile fazla uçuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="txt">
<p class="indent p">Yazar Philip José Farmer ile tanışıklığım yaklaşık 6 sene öncesine dayanır. Bir marketin kenarda kalmış raflarından birinde bulmuştum İstiridye Kabuğundaki Venüs (Venus on The Half Shell) kitabını ve şimdinin bir paket sigara parasından daha ucuza satın almıştım. Bilim kurguyu (BK) yeni keşfetmeye başladığım o dönemde olağanüstü şeyleri yürekten seven biri olarak bana bile fazla uçuk gelmişti bu kitap. Tufanla yok olan Dünya&#8217;dan bir uzay gemisiyle kaçan Simon Wagstaff&#8217;ın, ölümsüzlük iksiri içerek galaksiler arasında yaptığı çılgın yolculukları okuyunca &#8220;Bilim kurguyu seviyorum ama böyle abuk olaylar olmaz&#8221; dediğimi hatırlıyorum. Bu kitapla ilgili belki de en önemli ve benim en ilginç bulduğum nokta ise kitabın Kilgore Trout mahlası ile yayımlanmış olması. Bilmeyenler için belirtmek gerekirse Kilgore Trout, Kurt Vonnegut&#8217;ın kitaplarında yer alan hayali bir BK yazarıdır. Sefalet içinde yaşayan bu kahraman, yazdığı BK hikayelerini porno dergilere satarak yaşamını sürdürmeye çalışır. Kurt Vonnegut bu karakteri yaratırken yazar ve yakın arkadaşı olan Theodore Sturgeon&#8217;dan esinlenmiş olsa da, Farmer da kendisini bu karaktere yakın bulmuştur. Vonnegut ile görüşen Farmer yeni yazacağı kitapta bu mahlası kullanmak istediğini belirtir ve kitap bu şekilde yayımlanır. Sonrasında kitabı aslında kimin yazdığıyla ilgili spekülasyonlar Vonnegut&#8217;ı sinirlendirir ve Farmer ile arasının bozulmasına neden olur. Yazar kitabı tekrar kendi adıyla yayımlatmak zorunda kalır. Farmer&#8217;ın kendisini Kilgore Trout&#8217;a yakın bulması boşuna değildir. Pulp fiction&#8217;a kayan üslubu, hayatının bir döneminde maddi sıkıntılar içinde bulunması ve aslında çok iyi yazmasına rağmen uzun bir süre yeterince takdir edilmemesi bu ilişkilendirmenin sebeplerinden sayılabilir.</p>
<p class="indent p">İstiridye Kabuğundaki Venüs ilginç bir kitap olsa da yazarın tanınmasına önayak olan eseri Türkçe&#8217;ye Aşıklar adıyla çevrilen &#8220;The Lovers&#8221; öyküsüdür. Bu eser, 1952&#8242;de yayımlanmadan önce iki ünlü editör tarafından rahatsız edici bulunarak reddedilmiş ancak 1953&#8242;te en çok gelecek vadeden yazar dalında yazarına Hugo ödülünü kazandırmıştır. Hikayenin, editörlerden kötü muamele görmesinin sebebi o zamanlar BK&#8217;da yer verilmeyen cinsellik öğesini barındırması, üstüne üstlük, bir insan ve uzaylı arasında yaşanan cinselliği anlatarak tabuları yıkmasıdır. Yazar bir röportajında bu konu için şöyle demiştir: &#8220;BK&#8217;nın içinde asla cinsel ilişkiler olmadı. Bunu hayatın bir parçası olarak gördüm ve BK&#8217;nın da parçası olmalı dedim.&#8221; Farmer&#8217;ın bu hikayesi Robert Heinlein&#8217;ın Marslılar tarafından büyütülen bir insanın Dünya&#8217;ya döndüğünde yaşadığı kültürel ve sosyal farklılıkları anlattığı Yaban Diyarlardaki Yabancı (Stranger in A Strange Land ) romanının yazılmasının yolunu açmıştır. Heinlein&#8217;ın bu kitabı ithaf ettiği 3 kişiden biri olan Farmer, The Lovers hikayesini 1961 yılında genişleterek roman haline getirmiştir.</p>
<p class="indent p">60&#8242;larda başlayan hippie akımı yazarının daha fazla kabul görmesi ve daha özgür yazabilmesi için iyi bir ortam oluşturmuştur. Cinselliğin yanı sıra dini konuları, FK, BK ve macera ile harmanlamış, kendine özgü bir üslup yaratmıştır. Katil bir Peder olan John Carmody&#8217;nin gezegenler arası maceraları birkaç seri halinde yayımlanmış, bir tanesi, &#8220;The Night of the Light&#8221;, ünlü gitarist Jimi Hendrix&#8217;in Purple Haze şarkısına ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p class="indent p">Riverworld roman serisi ise Farmer&#8217;ın çığır açan hayal gücünün basılı bir kanıtı gibidir. Yazar, bu seride özellikle ölümden sonra yaşam kavramına farklı bir bakış açısı getirmiştir. Riverworld&#8217;de dünyada yaşayıp ölmüş olan tüm insanları, başka bir gezegende ve kilometrelerce uzanan bir nehrin kıyısında çırılçıplak uyandırmış, ve kendine ana karakter olarak Mark Twain, Jack London ve Sir Richard Burton gibi ünlü kişileri seçmiştir. Bunların dışında Gılgamış, Odysseus ve hatta İsa, ki kendisi olanlar yüzünden biraz gücenmiştir, hikayenin arka planında görülebilir.</p>
<p class="indent p">Farmer&#8217;ın pulp fiction&#8217;a yakın bir anlatım benimsemesi ve anlatmak istediklerini yazılarının alt katmanlarına gömmesi, onun Heinlein veya Asimov kadar popüler olmasına engel olmuş, ancak Büyük Usta olarak anılmasına katkıda bulunmuştur. Tarzan ve Doc Savage için gayet gerçekçi biyografiler hazırlamış, bu hayali kahramanların pulp dergilerdeki maceralarının benzerlerini kendi diliyle yazarak yeniden hayata döndürmüştür.</p>
<p class="indent p">Yazarın diğer roman serilerinde de Riverworld&#8217;deki gibi insan zihnini zorlayan ana temalar görülebilir. Nüfus patlamasının yaşandığı Dünya&#8217;da herkes yaşamın tadına bakabilsin diye haftanın bir gününü uyanık, kalanını uyutularak geçiren insanların anlatıldığı &#8220;Dayworld&#8221; ile, tanrısal güce ulaşmış canlıların yarattığı yapay dünyaları içeren &#8220;World of Tiers&#8221; serilerinin şimdinin yazarlarının sıkça kullandığı paralel evren gibi fikirlerin temelini oluşturduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p class="indent p">Yazar 26 Ocak 1918&#8242;de Amerika&#8217;nın Indiana eyaletinde bir inşaat mühendisinin oğlu olarak doğmuştur. Bilim kurguya ilgisi altı yaşındayken gökyüzünde gördüğü zeplin ile başlamış, dokuz yaşında ise türle ilgili okumalara merak salmıştır. Liseden sonra Missouri Üniversitesi&#8217;nde gazetecilik okumaya başlamış, fakat eğitimini babasının mali sıkıntıları yüzünden bırakmak zorunda kalmıştır. Bu olaydan 3 yıl sonra başka bir okulun İngiliz edebiyatı bölümünden burs kazanarak Indiana&#8217;ya geri dönmüştür. Burada da dikiş tutturamayan yazar, Missouri&#8217;ye giderek Eski Yunan edebiyatı bölümüne kaydolmuş ancak bu kez de evlenmek amacı ile okulu bırakmıştır. Bu sırada takvimler 1941 yılını göstermektedir. Havacılık okuluna yazılan PJF&#8217;nin askeri kariyeri de fazla uzun sürmemiş, eğitimini bile tamamlayamadan ayrılmıştır.</p>
<p class="indent p">İlk hikayesi, &#8220;O&#8217;Brien and Obrenov&#8221;, 1946 yılında Adventure dergisinde yayımlanmış, 1950 yılında ise Bradley Üniversitesi&#8217;ndeki yarım kalan eğitimini bitirmiştir. Ardından &#8220;The Lovers&#8221; ile edebiyat dünyasının dikkatlerini üzerine çekmiştir. Bundan sonraki dönemde kendini yazarlığa tam olarak verememiş ve başka işlerde de çalışmak zorunda kalmıştır. Ancak 1970&#8242;ten sonra sadece yazarlık ile uğraşmaya başlamıştır.</p>
<p class="indent p">Yazarın eserleri 20&#8242;den fazla dile çevrilmiş, 40&#8242;tan fazla ülkede yayımlanmıştır. En çok gelecek vadeden yazar ödülü dışında, &#8220;Riders of the Purple Wage&#8221; ve &#8220;To Your Scattered Bodies Go&#8221; romanlarıyla 2 Hugo ve 2001 yılında Nebula Büyük Usta ve World Fantasy Yaşam Boyu Başarı ödüllerini kazanmıştır. 25 Şubat 2009&#8242;da hayata gözlerini yummuştur.</p>
<p class="indent p">Aramızdan ayrılan bir yazara veda etmenin en iyi yolunun yazmak olduğunu düşündüğüm için bu yazıyı hazırladım. Elveda Philip José Farmer.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/muge-alankus/bir-yazara-veda-etmek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>DEDE KORKUT KİTABINDA SİLÂH, SİLÂH ÇEŞİTLERİ VE SİLÂHLA İLGİLİ SÖZLER</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/kadir-yigit-us/dede-korkut-kitabinda-silah-silah-cesitleri-ve-silahla-ilgili-sozler</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/kadir-yigit-us/dede-korkut-kitabinda-silah-silah-cesitleri-ve-silahla-ilgili-sozler#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Apr 2005 17:18:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kayıp Dünya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadir Yiğit US]]></category>
		<category><![CDATA[Dede Korkut]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=836</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıda göreceğiniz yazı, düşlem yazını çevirilerinde sık karşılastığımız eski savaş araçları gibi metne tarihsel uzaklık katan maddi kültür öğelerine ve deyimlere karşılık bulmakta yararlandığımız bir metin. Çesitli yayınevlerinden çevirmenlerce paylaşılmış bu metnin, ileride bu türün çevirilerini yapacak başka kişilere de yararı olacağını düşünüyorum.
Dahası, Dede Korkut söylencelerindeki kültürel unsurları tanımak isteyenlere ve canlandırma oyunları oynayanlara/oynatanlara Türk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kayipdunya.com/kadir-yigit-us/dede-korkut-kitabinda-silah-silah-cesitleri-ve-silahla-ilgili-sozler"><img class="alignright size-full wp-image-1422" title="Dede Korkut" src="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2005/04/Dedekorkut.jpg" alt="" width="225" height="309" /></a>Aşağıda göreceğiniz yazı, düşlem yazını çevirilerinde sık karşılastığımız eski savaş araçları gibi metne tarihsel uzaklık katan maddi kültür öğelerine ve deyimlere karşılık bulmakta yararlandığımız bir metin. Çesitli yayınevlerinden çevirmenlerce paylaşılmış bu metnin, ileride bu türün çevirilerini yapacak başka kişilere de yararı olacağını düşünüyorum.</p>
<p>Dahası, Dede Korkut söylencelerindeki kültürel unsurları tanımak isteyenlere ve canlandırma oyunları oynayanlara/oynatanlara Türk kültürü öğelerini kullanma olanağını verecegine inanıyorum.</p>
<p>Keyifli okumalar.</p>
<p>Not: Bu yazının alıntılanmasına izin verdiği için, Dursun Yıldız&#8217;ın nezdınde Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü&#8217;ne teşekkur ederiz.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> İsmail Kayabalı ve Cemender Arslanoğlu, <strong>Türk Kültürü: Türk Kara Kuvvetleri Sayısı</strong>, sayı:130, yıl XI, Ağustos 1973, ss.855-869.</p>
<p>Dede Korkut Kitabı&#8217;nın Türk âlemi için büyük bir değer taşıdığı artık şüphe götürmez bir gerçektir. Bu eser, sanat değeri yanında, 14. ve daha önceki asırlardaki Türk cemiyetinin yaşayışına ait hâtıralarla dolu olduğu için ayrı bir önemi de haizdir.</p>
<p>Aşağıda, adı en çok zikredilenden başlamak üzere, eserde geçen silâh türleri ve bunlarla ilgili sözler açıklamaya çalışılmıştır:</p>
<p><strong>1 — KILIÇ: </strong> En eski silâhlardan birisidir. Kesici bir taarruz silâhıdır. Ateşli silâhların icadından önce savaşlarda büyük önemi vardır. Bir savaş âleti olarak önemini kaybettiği zamanlarda da gösterilerde kullanılan bir silâh olarak yaşamasına devam etti.<br />
<strong>Kılıç; kabza, korkuluk, namlu</strong> diye anılan üç esas bölümden ibarettir. Kabza, kullanılırken kılıcın elle tutulan kısmıdır. Ağaç, boynuz, kemik veya madenî maddelerden yapılırdı. Kabzanın süsü olmasına ayrıca önem verilirdi.<br />
<strong>Korkuluk</strong>, kılıç kullananın elini bir darbeye karşı koruyacak kısmıdır.<br />
<strong>Namlu: </strong> Kılıcın uzun madenî kısmıdır. Türk kılıçlarının namluları çoğunlukla eğridir. Eğri namlular daha büyük yara açtığından öldürücü tesiri daha çoktur. Bazı kılıçların namlularının iki tarafı da keskin olur. Ucu sivri, düz veya yuvarlak olan namlular vardır. Türk kılıçlarının namlularının üzerine çeşitli süsler yapılmış, daha sonraki asırlarda âyetler, hadisler veya bazı mısralar yazılmıştır. Namlunun keskin yanına <strong>kılıç ağzı</strong> veya kılıç yalmağı denir.<br />
<strong>Balçak</strong>, sözü de kılıçla ilgilidir. Bazen kabza anlamını taşımakta, bazen de kılıcın başındaki başlık anlamına gelmektedir. Kılıçlar kullanılmadığı zamanlarda namlu kısmı <strong>kın</strong> denilen bir kılıf içine konularak taşınır. Km, ağaçtan veya madenden yapılırdı. Kın ve kılıçta, bele takılacak kısımlar vardır. Kılıç, Dede Korkut Kitabı&#8217;nda en çok geçen bir silâhtır. 118 yerde kılıç sözü geçmektedir. Bir yerde de <strong>Zülfikâr</strong> sözü kullanılmaktadır.<br />
<strong>Kılıçlamak: </strong> &#8220;Kılıçla vurmak, kesmek&#8221; &#8220;Kara Teküri Delü Tundar kılıçladı yere saldı&#8221; (s. 46).<br />
<strong>Kılıçlaşmak: </strong> &#8220;Kılıç kılıca gelmek&#8221;, savaşçıların birbirleriyle kılıçla savaşmaları. &#8220;Menüm çekişdüğüm menüm kılıçlaşduğum görgil öğrengil&#8221; (s. 51).<br />
<strong>Kılıç altından geçmek: </strong> Aman dilemek, boyun eğmek, teslim olmak. &#8220;Yaltaçuk,&#8230; Beyregün ayağına düşdi, kılıcı altından kiçdi. Beyrek dahi suçundan kiçdi&#8221; (s. 46).<br />
<strong>Kılıç balçağı: </strong> (Açıklama için bk. kılıç) &#8220;Kılıcınun balçağı kan, odaya geldi&#8221; (s. 76).<br />
<strong>Kılıcı beline bağlamak: </strong> Kılıç kayışını bele bağlamak suretiyle kılıç kuşanmak, kılıç takınmak. &#8220;Dedem Korkut himmet kılıcın biline bağladı&#8221; (s. 93).<br />
<strong>Kılıcı beline kuşanmak: </strong> (Bir kimsenin savaşa çıkmak üzere) kılıcı beline takması &#8220;Buğaç Big yirinden örü turdı, kara polat öz kılıcın biline kuşandı&#8221; (s. 12).<br />
<strong>Kılıç çalmak: </strong> &#8220;Kılıçla düşmana saldırmak, kılıçla kesip öldürmek&#8221;, kılıç vurmak &#8220;Çalup keser öz kılıcı muhannetler çalınca çalmasa yeğ&#8221; (s. 1).<br />
<strong>Kılıç çekmek: </strong> Savaşmak üzere kılıcı kınından çekip çıkarmak&#8221; &#8220;Kılıç çeküp altı kâfir depeledi&#8221;, (s. 104).<br />
<strong>Kılıç çıkarmak: </strong> Kılıcı kınından çıkarmak &#8220;Oğlan kılıcını çıkardı, kız ile kendü arasına bırakdı&#8221; (s. 103).<br />
<strong>Kılıca doğranmak: </strong> &#8220;Sözümde durmazsam kılıcımla öldürüleyim&#8221; anlamında bir yemin şekli. &#8220;Beyrek and içti: kılıcuma toğranayım&#8230; gelüp seni halâllığa almaz isem didi&#8221; (s. 36).<br />
<strong>Kılıç dokunmak: </strong> (Bir kimseye, bir yere) kılıç değmesi, kılıçla yaralanmak. &#8220;Nâgâh gözü kapağına kılıç tokındı (s. 58).<br />
<strong>Kılıcı ele almak: </strong> Kılıç çekmek, kullanmak üzere kılıcı ele almak &#8220;Kara polat öz kılıcumu elüme alayın mı?&#8221; (s. 5).<br />
<strong>Kılıcın kınını doğraması: </strong> Kılıcın kınını dahi kesecek kadar keskin olması. Kılıcı öğmek için söylenen bir söz. &#8220;Kara polad öz kılıcum kının toğrar (s. 98).<br />
<strong>Kılıçtan geçmek: </strong> Kılıç darbesiyle ölmek. &#8220;On iki bin kâfir kılıcdan kiç-di&#8221; (s. 25).<br />
<strong>Kılıcın gedilmesi: </strong> Kılıcın keskin ağzının diş diş olması, kırılması, kö-relmesi. &#8220;Çalışanda kara polat öz kılıcun gedilmesün&#8221; (s. 14).<br />
<strong>Kılıcın gedik olması: </strong> Kılıcın centilmiş, körelmiş olması. &#8220;Kara polad öz kılıcı gedik oğlan&#8221; (s. 97).<br />
<strong>Kılıç gidermek: </strong> Bir işi engellemek için araya konulan kılıcın kaldırılması. &#8220;Oğlanı gerdeğe koydılar. Kız ile ikisi bir döşeğe çıkdılar. Oğlan kılıcın çıkardı, kız &#8211; ile kendü arasına bırakdı. Kız aydur: Kılıcun gider yiğit, Murat vir, Murat al, sarılanım didi&#8221; (s. 103).<br />
<strong>Kılıcı hamayil kuşanmak:</strong> Kılıç kayışını omuzdan çaprazlama geçirerek kılıcı beline takmak.&#8221; &#8230; Kılıcın hamayil kuşandı&#8230;&#8221; (s. 88).<br />
<strong>Kılıç indirmek: </strong> Kılıçla vurmak. &#8220;Tavrandurmadı, çiğnine kılıç indürdi (s. 115).<br />
<strong>Kılıç indirmek: </strong> Kılıçla vurmak. &#8220;Tavrandurmadı, çiğnine kılıç indürdi.&#8221;<br />
<strong>Kılıç koymak: </strong> Düşmana kılıç sallamak, kılıçla düşman üzerine yürümek. &#8220;&#8230; Kâfire kılıç koydı kasdı kal&#8217;aya tıkdı&#8221; (s. 104).<br />
<strong>Kılıç kuşanmak: </strong> Kılıcı beline bağlamak. &#8220;&#8230;Kara polat öz kılıcın biline kuşandı&#8221; (s. 12).<br />
<strong>Kılıcın kuvvet vermesi: </strong> Kılıcın keskin ve sağlam olmasından cesaret almak, kuvvet kazanmak. &#8220;&#8230;Kara polat öz kılıcın kuvvet verdi&#8221; (s. 99).<br />
<strong>Kara polat öz kılıç: </strong> Kara renkli, çelikten yapılmış değerli kılıç. &#8220;Kara polat öz kılıcı çalmayınca karım dönmez&#8221; (s. 1).<br />
<strong>Kılıç saklamak: </strong> İlerde lâzım olur düşüncesiyle kılıcı savaşa hazır durumda bulundurmak. &#8220;Kara polat öz kılıcum saklar idim bu gün içün, gü-nigeldi&#8221; (s. 50).<br />
<strong>Kılıç salmak: </strong> Kılıç vurmak, kılıç çalmak. &#8220;Kara kılıcun sal boynuma kes başum&#8221; (s. 110).<br />
<strong>Kılıçtan saparı olmamak: </strong> Düşman kılıcından korkup yüz döndürmemek. &#8220;Kılıcundan saparum yok&#8221; (s. 110).<br />
<strong>Kılıç sıyırmak: </strong> Kılıcı kınından çıkarmak, kılıç çekmek. &#8220;Nayibi kılıcın syırdı&#8221; (s. 33).<br />
<strong>Kılıç tartmak: </strong> 1 — Kılıçla vurup Öldürmek. &#8220;Ana hakkı Tanrı hakkı olmasa-y-idi, kara polad öz kılıcum tarta-y-idüm&#8221; (s. 102). 2 — Kılıcı yoklamak, kontrol etmek, denemek. &#8220;Bir tarafından dahı kendü girdi, kılıç tartup yorıdi, kâfir başın kesdi&#8221; (s. 78).<br />
<strong>Kılıç tutmak: </strong> Kılıç vurmaya hazır durumda olup beklemek, &#8220;Altı cellâd ensesine geldiler, yalın kılıç tutdılar&#8221; (s. 73).<br />
<strong>Kılıç vurmak: </strong> Kılıçla vurmak, öldürmek. &#8220;Bir iki dimedi kâfirlere kılıç urdu&#8221; (s. 27).<br />
<strong>Kılıcı yalın eylemek: </strong> Kılıcı kınından çıkarmak, kılıç çekmek. &#8220;Kâfirler üşer, kılıcın yalın eyler, kâfiri önine katup kovar&#8221; (s. 77).<br />
<strong>Kılıç yürütmek: </strong> Kılıç sallamak, kılıç vurmak. &#8220;Kara tonlu kâfire at saldılar, kılıç yarıtdılar&#8221; (s. 107).<br />
<strong>Himmet kılıcı: </strong> Bir ermiş tarafından verilen ve uğurlu sayılan kılıç. &#8220;Dedem Korkut himmet kılıcın biline bağladı&#8221; (s. 93).<br />
<strong>Yalın kılıç: </strong> Kınından çıkarılmış kılıç.<br />
<strong>Zülfikâr: </strong> Uç tarafı iki çatallı olan bir kılıç çeşididir. Hazreti Ali&#8217;nin kullandığı bir kılıç olduğu için bu söz &#8220;Hazreti Ali&#8217;nin kılıcı&#8221; anlamını da taşır. Bu kılıcı Hz. Ali&#8217;ye Hz. Muhammed hediye etmiştir. &#8220;Zülfikâruın kını-y-ile kabzası ağaç&#8221; (s. 22).<br />
<strong>Yalmağı düşmek: </strong> Kılıcın keskin yanının körelmesi. &#8220;Kara polad öz kılıçlar çalındı, yalmağı düşdi&#8221; (s. 25).</p>
<p><strong>2 — OK: </strong> Yay vasıtasıyle uzaklara atılabilen bir çubuktur. Türk icadı olduğu kazılardan çıkan buluntulardan anlaşılmaktadır. Aslında ok, başlı başına bir silâh değildir; yayla kullanılabilen bir savaş malzemesidir. Ama öteden beri başlı başına bir silâhmış gibi anıla gelmektedir.<br />
Okun gövdesi ağaçtan yapılırdı. Bu gövdenin baş tarafına temren denilen bir uc eklenirdi. Talim okunda temren olmazdı ve bu oka temrensiz ok denilirdi.<br />
<strong>Temren</strong>, okun hedefe saplanmasını sağlardı. Temren, demir, kemik, çakmak taşı, fildişi gibi sert maddelerden yapılırdı. Gövdenin diğer ucuna tavuk veya kuş tüyleri konulurdu ki bu kısma <strong>yellek </strong> (<strong>yelek, rüzgârlık</strong>) denirdi. <strong>Peylek</strong> (<strong>arkalık</strong>) denildiği de olurdu. Yellek, okun hedefe doğru gitmesini sağlardı. Okun <strong>kiriş</strong>e geçecek gediğine <strong>gez</strong>, gez kertiği açmağa <strong>gez çıkarmak</strong>, oku atmak için kirişe geçirmeğe <strong>gezlemek</strong> denir. Türkler, ok yapmakta ve ok atmakta mahir idiler. Ok, savaşta tesirli bir silâh olduğu gibi barış zamanlarında da bir spor ve eğlence aracı idi. Yeni silâhların bulunmasiyle savaştaki değeri tedricen azalıp kaybolan ok ve yay, 19. asır sonlarına kadar Türkler arasında muteber bir spor aracı olarak yaşamıştır. Bu gün de okçuluğun bir spor olarak canlandırılmaya çalışıldığı görülmektedir.<br />
<strong>Ak yelekli ötkün ok: </strong> Yeleği beyaz renkte olan ve hedefe giderken çok ses çıkaran, vızıldayan tesirli ok. &#8220;Ağ yeleklü ötkün okun mana virgil. Erden ere kiçüreyim senün içün&#8221; (s. 97).<br />
<strong>Bilük (Okluk, sadak, tirkeş terkeş): </strong> Okları koymaya mahsus muhafaza. Meşinden yapılanlar torba şeklinde olurdu. Ağaçtan yapılanlar kutu biçimindedir. Boyuna, &#8220;beldeki kemerlere veya at eğerlerine demirden çengelle&#8221; asılarak taşınanlar vardır. Torba şeklinde ve içine yay da konulanlara <strong>sadak</strong>, yalnız ok konulanlara <strong>tirdan</strong>, atların sol omuzlarına asılan okluklara <strong>tirkeş</strong> denirdi. &#8220;Bilügünde toksan okun ne öğersin mere kâfir&#8221; (s. 16). &#8220;Akıncıların terkeşi bağı, üzengüsi kayışı üzilür, dikmeğe gerek olur&#8221; (s. 75).<br />
<strong>Bilükte okun seyrek olması: </strong> Oklukta bulunan okların az olması; düşman tarafından okların azımsanması, karşıdakinin küçük görülmesi. &#8220;Bi-lüginde toksan okı seyrek oğlan&#8221; (s. 97).<br />
<strong>Bir tutam ok: </strong> Elin kavrayıp alabildiği sayıda ok. &#8220;Bilüginden bir tutam ok çıkardı&#8221; (s. 88).<br />
<strong>Demren: </strong> (Açıklama için bkz. OK) &#8220;İki okun demrenini çıkardı&#8221; (s. 79).<br />
<strong>Gezlemek: </strong> Oku atmak üzere kirişe geçirmek. &#8220;İki okun demrenin çıkardı, birin gezledi&#8221; (s. 79).<br />
<strong>Kargı dilli kayın ok: </strong> Kayın ağacından yapılmış, ucu kargı gibi çok sivri ok. &#8220;Ol gün kargu dillü kaynı oklar atıldı&#8221; (s. 51).<br />
<strong>Kayın, dalı yeleğinden som altınlı ok: </strong> Kayın dalından yapılmış ucu yekpare altınlı ok. (Okun değerini belirtmek için yapılan bir benzetme) &#8220;Kayın talı yeleğinden som altunlu menüm okum&#8221; (s. 82).<br />
<strong>Ok atmak: </strong> Oku yayla bir hedefe doğru atmak (Ok atan kimseye <strong>tirendaz</strong> veya <strong>kemankeş</strong> denir. Ok atmak uzun çalışmalar sonunda kazanılan bir maharettir.) &#8220;Babam at seğirdişüme baksun kıvansun, ok atuşuma baksun güvensün&#8221; (s. 8).<br />
<strong>Ok atışmak: </strong> Karşılıklı veya birlikte ok atmak, savaşmak. &#8220;Eğer Begil bunda imiş &#8211; ise &#8211; Geceye ? değin cenk ide-y-idük—&#8230; Ağ yelüklü ötkün oklar atışa -y- idük&#8221; (s. 98).<br />
<strong>Ok batmak: </strong> Ok saplanması. &#8220;&#8230;Oğul sana ok batmasun&#8230;&#8221; (s. 86).<br />
<strong>Ok dokunmak: </strong> Bir hedefe okun saplanması, çarpması. &#8220;Ok tokındı, alca kam şorladı&#8221; (s .8).<br />
<strong>Oka düşmek: </strong> Okla vurulmak. &#8220;İki kardaşı oka düşdi, şehid oldı (s. 16).<br />
<strong>Ok geçmesi: </strong> Okun bir hedefi delmesi, hedefe saplanması. &#8220;Depegözün yagrınına bir ok urdu. Ok kiçmedi, paralandı&#8221; (s. 89).<br />
<strong>Oka girmek: </strong> Ok atmaya girişmek. &#8220;Azgun dinlü kâfir bunaldı, oka girdi kovulan kimse. Oğlunun bidevi atın okladılar, at yıkıldı&#8221; (s. 51).<br />
<strong>Ok serpmek: </strong> Ok serpmek, hedefe çok fazla ok atmak. &#8220;Bi-tekellüf kâfirler at deptiler, ok sepdiler&#8221; (s. 16).<br />
<strong>Ok vurmak: </strong> Oku bir hedefe vurmak. &#8220;Depegözün yagrınına bir ok urdu&#8221; (s. 89).<br />
<strong>Ok yarmak: </strong> Ok atma yarışında geçmek, oku daha ileriye atmak. &#8220;Ok atdılar Begrek kızın akın yardı&#8221; (s. 29). 2 — Oku hedefe ulaştırmak. &#8220;Ol kâfirün üçin atup birin yaramaz (hedeften şaşmaz) okçısı olur&#8221; (s. 50).<br />
<strong>Okçu: </strong> Ok atan, tirendaz. (Bir önceki cümlede kullanıldı.)<br />
<strong>Oklamak: </strong> Okla vurmak. &#8220;&#8230;Kuş uçurup avlayup oğlum oklayup öldü- re görgil&#8221; (s. 7).<br />
<strong>Okla nemlemek: </strong> Okla vurmak. &#8220;Tartanda bir ok ile nemler idüm&#8221; (s. 79).<br />
<strong>Okun eğlenmemesi: </strong> Okun çok hızlı gitmesi. &#8220;Koşa burçdan kayın okı eğlenmeyen Yağrınçı oğlu Ilalmış&#8221; (s. 82).<br />
<strong>Okla sınamak: </strong> Karşısındakinin cesaretini denemek için onu hedef alıp ok atmak &#8220;Demrensiz ok ile yiğit seni sınar idüm&#8221; (s. 79).<br />
<strong>Okun temrenini çıkarmak: </strong> Okun hedefe saplanması için ucuna takılan temreni oktan çıkarmak suretiyle oku saplanmıyacak hale getirmek, &#8220;İki okun demrenini çıkardı&#8221; (s. 79).<br />
<strong>Puta kalmak: Puta</strong> hedef demektir. Ok talimlerinde, eğlencelerde nişan alman hedefler vardır. Ok atanlar herhangi bir sebebten dolayı uzaklaşırlarsa, onları hatırlatan hedef yerleri kalır. Ok atıcısı olmadan yalnız hedef, görenlere hüzün verir. Puta kalmak, bu haller için kullanılır. &#8220;&#8230;Oğlum ok atanda puta kalmış-&#8230; Bu halları gördüğünde Kazanın kara kıyma gözleri kan yaş toldı&#8221; (s. 17).<br />
<strong>Sadak: </strong> (Açıklama için bkz. <strong>Bilük</strong>) &#8220;Sadagunda seksen okun virgil mana&#8221; (s. 19).<br />
<strong>Sadaka okun kişin delmesi: </strong> Sadaktaki okların bulundukları torbayı, kabı delmesi. Oku öğmek için söylenir. &#8220;Sadakda okum kişin deler&#8221; (s. 98).<br />
<strong>Üç yelekli kayın ok: </strong> Yeleği üç parçalı ve gövdesi kayın ağacından yapılmış ok. &#8220;Üç yeleklü kayın oklar atıldı&#8221; (s. 25).</p>
<p><strong>3 — YAY: </strong> Bir atıcı silâhtır. Taarruz silâhıdır. Oku ileriye atmakta kullanılır. Türkler tarafından çok eski çağlardan beri kullanıla gelmiştir. Ağaçtan yapılan kavisli kısma <strong>keman</strong> veya <strong>yay</strong> denir. Bu kısım kolay kolay bozulmayan ağaçlardan yapılır. Kemanın sert olduğu kadar esnek olması gerektir. Keman ne kadar sert ve esnek olursa ok o kadar uzağa gider. Bu kavisli ağacın iki ucuna öküz, inek gibi hayvanların ayak sinirlerinden veya kurutulmuş bağırsaktan yapılan bir <strong>kiriş</strong> gerilir. Okun <strong>gez</strong> denilen kertiği bu kirişe geçirilerek atılır. Kemanın orta kısmında elle tutmaya mahsus kısma <strong>yay kabzası</strong>, kabzanın iki yanında kalan keman parçalarına <strong>yay kolları</strong> denir.</p>
<p>Türkler, yay yapmakta ve yay kullanmakta usta idiler. Okla birlikte bir kaç asır öncesine kadar savaş âleti olarak kullanılmıştır. Bu gün bir spor aracı durumundadır.</p>
<p><strong>Ak tozlu katı yayın gide olması: </strong> Kabzası üzerinde beyaz renkli kiriş sarılmış kuvvetli yayın tesirsiz hale gelmesi, kırılması. &#8220;Ağ tozlu yayı gide oğlan&#8221; (s. 97).<br />
<strong>Ak tozluca katı yay: </strong> Kabzasının üzerine beyaz renkli sarılmış sağlam yay. &#8220;Ağ tozlucakatı yayını eline aldı&#8221; (s. 12).<br />
<strong>Boğma kiriş: </strong> Daha sağlam ve kuvvetli olsun diye boğumlu yay kirişi. &#8220;Buğa virüp aldığım boğma kirişüm&#8221; (s. 41).<br />
<strong>Demir yay: </strong> Demirden yapılmış (bir kısmı demirden olan) kuvvetli yay. &#8220;&#8230;Demür yaylu Kapçak Melike kan kusduran&#8221; (s. 24).<br />
<strong>Erdil teke boynuzundan katı yay: </strong> (Erdil sözünü birçok sözlükte aradık bulamadık. Sayın Ergin de kitaba eklediği sözlükte bu sözün karşısına (?) işareti koymuştur.) Kemanının uçları teke boynuzundan yapılmış sağlam yay. &#8220;Erdil teke boynuzundan katı yaylu&#8221; (s. 87).<br />
<strong>Katı muhkem yay: </strong> Çok sağlam, sert, kuvvetli yay. &#8220;&#8230;Katı möhkem yay çeker &#8211; idi&#8221; (s. 80).<br />
<strong>Korkut sinirli katı yay:</strong> Kirişi korkut (?) sinirinden yapılmış sağlam ve sert yay. &#8220;Dirse Han korkut sinirli katı yayın eline aldı&#8221; (s. 8).<br />
<strong>Kurulu yaya benzer çatma kaş: </strong> Kurulmuş yay gibi kavisleri fazla ve birbirine yaklaşık olan kaşlar. Kadının kaş güzelliğini belirtmek için yapılan bir benzetme. &#8220;Kurulı yaya benzer çatma kaşlum&#8221; (s. 4).<br />
<strong>Toz: </strong> &#8220;Yayın kabzası üzerine sarılan kiriş&#8221; &#8220;Ağ tozlu yayı gide oğlan (s. 97).<br />
<strong>Yay çekmek: </strong> Ok atmak üzere yayı kurmak, sert bir yayı kurmak suretiyle kuvvet gösterisinde bulunmak. &#8220;Gel mere kavat menüm yayımı çek, yoksa şimdi boynun urarım didi. Böyle digeç Beyrek yayı aldı çekdi, kabzasından yay iki para oldı (s. 41).<br />
<strong>Yay dayanmak: </strong> Yaya dayanmak &#8220;Bayındır Han&#8217;un karşısında Kara Göne oğlu Budak yay tayanup turmuş &#8211; idi&#8221; (s. 26).<br />
<strong>Yay kabzası: </strong> Yay kemanının elle tutulan ve şişkince olan orta kısmı. &#8220;&#8230;Kabzasından yay iki para oldı&#8221; (s. 41).<br />
<strong>Yay kirişi: </strong> (Açıklama için bkz. yay) &#8220;Depegöz&#8217;ün kendü kılıcı-y-ile boynun urdı. Deldi yay kirişin takdı (s. 92).<br />
<strong>Yay kurmak: </strong> Yayı çekip kirişi gererek ok atmaya hazır duruma getirmek. &#8220;Begil ne yay kuraridi&#8221; (s. 93).<br />
<strong>Yay tartışmak: </strong> Yay kurmak suretiyle yarışmak, çekişmek. &#8220;Ağca tozlu katı yaylar tartışa -y- idük (s. 98).<br />
<strong>Yay ufanması: </strong> Yayı çekip parçalamak, yiğitlerin kuvvet gösterisi için yayı kurarken parçalamaları. &#8220;Yalancı oğlu Yaltaçuk yay ufandığına katı kakıdı&#8221; (s. 41).<br />
<strong>Yaydan dürsinmek: </strong> Yayın kuvvetinden ve tesirinden korkmak, çekinmek. &#8220;Ağaca tozlu katı yaydan dürsinmeyen&#8221; (s. 73).<br />
<strong>Yayı karusına geçirmek: </strong> Kolu kemanı ile kirişi arasına geçirmek suretiyle yayı pazuya almak. &#8220;Dedem Korkut himmet kılıcın biline bağladı, çomağı omuzuna bırakdı, yayı karusma kiçürdi&#8221; (s. 93).<br />
<strong>Yedi kişi ile kurulan yay: </strong> Ancak yedi kişiyle kurulabilecek derecede sert ve kuvvetli yay. &#8220;Yidi kişi -y- ile kurulur &#8211; idi menüm yayum&#8221; (s. 82).<br />
<strong>Yayın zârı zârı inlemesi: </strong> Yayın düşmana karşı kullanılmasını temin için, tesirli, yalvaran bir sesle inlemesi. (Teşhis sanatı vardır. Yayın düşmanı vurmak için sabırsızlandığı ifade ediliyor.) &#8220;Ağca tozlu katı yayum zârı zârı inler&#8221; (s. 98).</p>
<p><strong>4 — TON (DON): </strong> Koruyucu bir savaş teçhizatıdır. Ton kelimesi giyecek, elbise, kılık anlamındadır. Hem zırhı anlamına sefer kıldığını, hem de barış kılığım ifade etmekte kullanılır.<br />
<strong>Eğni pek demür ton: </strong> Sırt tarafı kuvvetli demirden yapılmış savaş giyeceği, zırh. &#8220;Eğni bek demür tonum saklar &#8211; idüm bu gün içün. Güni geldi&#8221; (s. 50).</p>
<p><strong>6  — GÜRZ (BOZDOĞAN): </strong> Saplı, ağır madenî topuz. Vurucu bir taarruz silâhıdır. Sap ağaç, bakır veya demirden olurdu. Topuz kısmı demir veya başka madenlerden yapılırdı.<br />
<strong>Altı perlü gürz: </strong> Başlığı altı dilimli, kanatlı olan gürz. &#8220;&#8230;Altı perlü gürz iledepesine katı tutı urdı (s. 25).<br />
<strong>Altmış batman gürz: </strong> Altmış batman ağırlığında gürz. (Bir batman 8 kilo olduğuna göre bu gürz 480 kilo demektir. Ancak gürzün gerçek ağırlığı bu kadar olmasa gerektir. Gürz sahibinin Övünmek için söylediği mübalağalı bir sözdür&#8217; &#8220;Altmış batman gürz sallar &#8211; idi&#8221; (s. 80).<br />
<strong>Gürzü omuza vurmak: </strong> Gürzü omuza almak &#8220;Kalkan yapındılar, gürzleri omuzlarına vurdular, kapuya geldiler&#8221; (s. 113).<br />
<strong>Gürz salmak: </strong> &#8220;Gürz vurmak, gürz kullanmak. &#8220;Altmış batman gürz salar &#8211; idi&#8221; (s. 80).</p>
<p><strong>7  — KARGI: </strong> &#8220;Ucunda sivri demiri olan hafif gönder şeklinde eski bir silâh ki deşmek ve sokmak mânasına karmak&#8217;dan gelir. &#8220;Dürtücü bir taarruz silâhıdır. Göğüs göğüse savaşlarda kullanılırdı.<br />
<strong>Kargı cıda oynatmak: </strong> Kargı ve cıda kullanmak. &#8220;Kargu cıda oyna-danlar ildüremedi&#8221; (s. 87).<br />
<strong>Kargı gibi kara saç: </strong> Kargı gibi uzun siyah saç. Kadın saçının güzelliğini anlatmakta kullanılan bir sözdür. &#8220;Kargu gibi kara saçum uzanır gördüm&#8221; (s. 16).</p>
<p><strong>8  — CIDA (MIZRAK, KARGI): </strong> Ucu sivri demirli gönder. Bir taarruz silâhıdır. Elle veya bir âletle düşmana atılır. Demirden veya başka bir madenden yapılan sivri uca mızrak ucu veya temren denir. Mızrağın düşmana atılmayıp yalnız saplanan türüne kargı denir.<br />
<strong>Ala evren sivri cıda: </strong> Büyük bir yılan gibi uzun olan sivri mızrak. &#8220;Ala evren süvri cıdamı saklar &#8211; idüm bu gün içün &#8211; Güni geldi (s. 48).<br />
<strong>Altmış tutam sivri cıda: </strong> Altmış tutam uzunluğunda sivri mızrak. &#8220;Altmış tutam süvri cıdasın koltuk kısup ol kâfiri karşusundan süsem didi&#8221; (s. 83).<br />
<strong>Altın cıda: </strong> Ucu (temreni altından (altın gibi kıymetli) olan mızrak. &#8220;Altun cıdasın koluna aldı&#8221; (s. 12).<br />
<strong>Say cıda: </strong> Düzgün, cilâlı, parlak mızrak. &#8220;Üç yüz say cidalu yiğit&#8221; (s. 100).<br />
<strong>Kargu cıda: </strong> Düşmana uzaktan atılmayıp yaklaşılarak saplanan mızrak. &#8220;Kargu cıda oynadanlar vardı geldi&#8221; (s. 53).</p>
<p><strong>9  — GÖNDER (Mızrak, kargı): </strong> &#8220;Ucuna bir şey takılan uzun sırık ve sopa gibi yuvarlak ağaçlara denir. Mızrak, bayrak, sancak gönderleri gibi.&#8221; Dede Korkut Kitabı&#8217;nda mızrak ve kargı sözleriyle yakın hatta eş anlamlıdır. Delici bir taarruz silâhıdır.<br />
<strong>Altmış tutam ala gönder: </strong> Altmış tutam uzunluğunda parıltılı gönder. &#8220;Altmış tutam ala gönderin koltuk kıstı&#8221; (s. 120).<br />
<strong>Gönder ucunda er böğürtmek: </strong> Gönderi karşısındakine saphyarak veya saplıyacak duruma getirere konu korkudan bağırtmak. &#8220;&#8230;Altmış tutam ala gönderinün uçında er bögürden&#8221; (s. 59).<br />
<strong>Gönderin ufanması: </strong> Gönderin parçalanması, kırılması. &#8220;&#8230;Dürtişür-iken ala gönderün ufanmasun&#8221; (s. 14).<br />
<strong>Koltuk kısmak: </strong> Gönder, mızrak, kargı gibi dürtücü bir silâhı, sivri tarafı düşmana gelecek şekilde, koltuğunun altına sıkıştırarak hücum etmek. &#8220;Altmış tutam ala gönderin koltuk kısdı, Aruza bir gönder urdı&#8221; (s. 120).<br />
<strong>Gönder urmak: </strong> Gönder saplamak, gönderle çarpmak. &#8220;Aruza bir gönder urdı&#8221; (s. 120).</p>
<p><strong>10  — ÇOMAK: </strong> &#8220;Demir topuzlu sopa, bir cenk âleti.&#8221; Bir taarruz silâhıdır. Tomar denilen &#8220;sopa, değnek, çubuk&#8221; da bir cenk silâhı olarak kullanılmaktadır.<br />
<strong>Altı perli çomak: </strong> Ucunda altı dilimli demir topuz bulunan sopa. &#8220;Dü-lek Evren altı perlü çomağı -y- ile at depüp gelüp&#8230;&#8221; (s. 83).<br />
<strong>Çomağı omuzuna bırakmak: </strong> Çomağı omuza koymak. &#8220;Dede Korkut&#8230; çomağı omuzına bırakdı&#8221; (s. 93).<br />
<strong>Tomar: </strong> (Yukarıda açıklandı) &#8220;Kozan bir tomar ile köpeğe urdı.&#8221; (s. 18).<br />
<strong>11  — SAPAN: </strong> Taş atmaya mahsus bir âlettir. Taarruz silâhıdır. İpten yapılmış iki kol ve taş konulan, meşin veya bezden yapılmış <strong>sapan ayası</strong> denilen bir kısımdan meydana gelmiştir. Sapan ayasına taş konulur; kolların ucundan tutulur; sallanır, sallanır ve kolun birisi bırakılmak suretiyle taş ileriye fırlatılır. Sapanın atıldığında ses çıkaranı makbuldür bu ses, düşman üzerinde maneviyet bozucu bir etki bırakmaktadır.<br />
<strong>Sapan ayası: </strong> Deriden veya bezden yapılan taş konulan sapan kısmı.<br />
<strong>Sapan çatlağucu: </strong> Sapan atılınca ses çıkaran kısım.<br />
<strong>Sapan çatlatmak: </strong> Sapan atarken çok ses çıkarmak.<br />
<strong>Sapan kolu: </strong> Sapan ayasına bağlı iki kuvvetli ip veya ince meşin.<br />
<strong>Sapan taşı: </strong> Sapanla atılan taş.</p>
<p>Yukarıdaki sözlerin kullanıldığı bir parçayı aşağıya alıyoruz. &#8220;Boba-nın üç yaşar derisinden sapanımın ayası -y- idi, üç kiçi tüyinden sapanımın kolları -y- idi, bir kiçi tüyinden çatlagucı -y- idi. Her atandaon iki batman taş atar &#8211; idi. Atduğı taş yire düşmez &#8211; idi, yire dahı düşse toz gibi savrılur -idi, ocak kibi obrılır &#8211; idi, üç yılda dak taşı düşdügi yirün otu bitmez &#8211; idi. Semüz koyun anık toklı bayırda kalsa kurt gelüp yimez &#8211; idi sapanımın korkusundan. Eyle olsa sultanum, Karaça Çoban sapan çatlatdı, dünya âlem kâfirün gözüne karangu oldı&#8221; (s. 22).</p>
<p><strong>12 — KALKAN: </strong> Koruyucu bir silâhtır. &#8220;Kılıç, ok, kargı ve mızrak gibi&#8221; silâhlardan korunmak için siper olarak kullanılırdı. Savaşcılar, kalkanı sol elleriyle tutarlardı. Kalkanlar, kullanılacakları hizmete göre yuvarlak, dikdörtgen şeklinde, &#8220;göbekli veya&#8221; düz olurdu. &#8220;Türkler kalkanı demirden, bakırdan, fil veya gergedan derisinden, kaplumbağa kabuğundan, hasırdan, söğüt dalından, kamıştan, ipten ve ağaç kabuğu gibi ok ve kılıç işlemiyen sert ve elâstikî maddelerden yaparlardı.&#8221; Kalkanların üzerine bir çok süsler de yapılırdı. Ateşli silâhların icadından önce önemli bir savunma silâhı olan kalkan günümüze kadar kılıç &#8211; kalkan oyunlarında bir araç olarak kullanıla gelmiştir.<br />
<strong>Ala kalkan: </strong> Alaca renkli kalkan. &#8220;Ala kalkan bağını kısa düğdüler&#8221; (s. 51).<br />
<strong>Ap Alaca kalkan: </strong> Karışık renkli parlak kalkan. &#8220;Ap alaca kalkanunı virgil mana. (s. 19).<br />
<strong>Kalkan bağını kısa düğmek: </strong> Kalkanın elle tutulan bağını kısaltacak şekilde düğüm atmak. &#8220;Uruzun kırk yigidi atdan indi, ala kalkan bağını kısa dügdiler&#8221; (s. 51).<br />
<strong>Kalkan unvanması</strong>: Kalkanın darbe tesiriyle parçalanması. &#8220;Kâfir oğlanı katı urdı. Kalkanın uvatdı&#8221; (s. 98).<br />
<strong>Kalkan yapınmak: </strong> &#8220;Kalkanla siperlenmek&#8221; &#8220;Kazan kalkan yapındı&#8221; (s. 120).<br />
Yağrınında kalkan oynamak: Savaşçıların iri &#8211; yarı, güçlü – kuvvetli olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz. &#8220;Yağrınında kalkan oynar yayası olur&#8221; (s. 69).</p>
<p><strong>13 — TULGA, BÖRK, IŞUK (Aşuk): </strong> Başa giyilen savunma teçhizatlarıdır. Tulga (tuğulga, miğfer, çelik başlık), &#8220;savaşlarda kılıç, ok, v.s. darbelerinden korumak için başa giyilen çelik zırh&#8221; demektir. Bir çok çeşitleri vardır. Bazılarında boynu ve enseyi korumak üzere tel halkalardan örülmüş bir kısım bulunmaktadır. Börk, başa giyilen keçe külah &#8211; kalpak anlamını taşır. Başın arka tarafından sırta doğru sarkan kısmı boynu ve enseyi korur. Işuk (aşuk), tulga sözüyle eş anlamlıdır.<br />
<strong>Alın başa kunt ışuğ vurmak: </strong> Alnı ve başı örten sağlam miğfer giymek. &#8220;Alın başa kunt ışuğum urur &#8211; idüm&#8221; (s. 118).<br />
<strong>Altın ışuk: </strong> Altından (altın işlemli, altın gibi değerli) miğfer. &#8220;Egnün-de cübbesi yok&#8221; (s. 94).<br />
<strong>Kafalu börklü baş: </strong> Börkünde (sevilen bir hayvanın baş resmi, heykelciği) bulunan baş. &#8220;Kafalu börklü başun kesmeyince&#8221; (s. 91).<br />
<strong>Tulga bağramak: </strong> Miğfer üzerinde yara açmak, miğferi çökertmek. &#8220;kâfir oğlanı katı urdı. &#8230; tuğulgasını boğradı&#8221; (s. 98).</p>
<p><strong>14  — BİLÜK &#8211; SADAK: </strong> (Ok maddesine bkz.)</p>
<p><strong>15  — BIÇAK: </strong> Kesici bir âlettir. Günlük yaşayışta bir çok kullanma yeri olduğu gibi düşmana karşı da kullanılan bir taarruz silâhıdır. Bir tarafı keskin, ucu sivri, yassı bir çelik parçasıdır. Tahta, boynuz, kemik, v.s. de sapı vardır. Madenî kısma <strong>bıçak namlusu</strong> denir.<br />
<strong>Bıçağa el vurmak:</strong> Kullanmak için bıçağı ele almak. &#8220;Oğlan pıçağma el urdı&#8221; (s. 6).</p>
<p><strong>16  — HANÇER:</strong> &#8220;İki tarafı keskin ve namlusu eğrice olup kamaya&#8221; benzeyen bıçak. Bir taarruz silâhıdır. Ağaç, boynuz, kemik, v.s. sapı vardır. Sap ve namlu kısımlarına çeşitli süsler yapılırdı.<br />
<strong>Hançerle çalmak: </strong> Hançerle kesmek, hançerle vurmak. &#8220;Depegöz Ba-sat&#8217;un üzerine kodı, hançer &#8211; ile çaldı kesdi (s. 89).</p>
<p><strong>17  — MANCILIK: </strong> Kale duvarlarım döğüp yıkmak gayesiyle büyük taş atmıya yarayan bir savaş âletidir. Topun icadından önce kullanılan bir taarruz silâhıdır. &#8220;Mancılığı ağır taşdan gızıldayup katı inen.&#8221;</p>
<p><strong>18  — SÜGLÜK: Şiş</strong> demektir. Dürtücü, delici bir silâh olarak kullanılan ucu sivri uzun demir. &#8220;&#8230;Süglügi Depegöz&#8217;ün gözine eyle basdı kim Depegöz&#8217;ün gözi helâk oldı&#8221; (s. 89).</p>
<p><strong>19 — ÇEVGEN: </strong> Ucu eğri değnek, çomak. Çevgen oyunlarında topa vurmaya yarayan bir değnek, spor âleti. &#8220;Kılıcunı ne ögersin mere kâfir &#8211; Eğri başlu çegenümce gelmez mana&#8221; (s. 16).</p>
<hr /><strong>Faydalandığımız eserler:</strong><br />
—  Doç. Dr. Muharrem Ergin &#8211; <em>Dede Korkut Kitabı, Metin</em> &#8211; Sözlük, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara, 1964.<br />
—  Orhan Şaik Gökyay, <em>Bugünkü Dille Dede Korkut Masalları</em>, Ahmet Halit Kitab-evi, İstanbul, 1943.<br />
—  Suat Hizarcı, <em>Dede Korkut Kitabı</em>, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1953.<br />
—  Suat Hızarcı, <em>Dede Korkut Hikâyeleri</em>, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1962.<br />
—  Dr. Bahaeddin Ögel, <em>Islâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi</em>, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1962.<br />
—  Celâl Esad Arseven, <em>Sanat Ansiklopedisi</em>, 5 cilt.<br />
— Çağatay Uluçay, <em>Tarih Ansiklopedisi</em>, İstanbul, 1961.<br />
—  M. Zeki Pakalın, <em>Osmanlı. Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü</em>, 3 cilt. — <em>Tanıklanyle Tarama Sözlüğü</em>, Türk Dil Kurumu, I, II ve III. ciltler.<br />
—  Dr. Bahaeddin Ögel, <em>Fatih Devri Kültür ve Sanatının Türk Karakteri Hakkında Notlar</em>, Fâtih ve İstanbul Dergisi, Sayı 2, İstanbul, 1953.<br />
—  Hayat Tarih Mecmuası,  Sayı 10, Kasım 1965, Erdoğan Sevgin, <em>Topkapı Sarayı Silâh Müzesi</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/kadir-yigit-us/dede-korkut-kitabinda-silah-silah-cesitleri-ve-silahla-ilgili-sozler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2005/04/Dedekorkut-218x300.jpg' length ='14762'  type='image/jpg' />
		<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2005/04/Dedekorkut-150x150.jpg" />
		<media:content url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2005/04/Dedekorkut.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Dede Korkut</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2005/04/Dedekorkut-150x150.jpg" />
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>MARGARET WEIS İLE RÖPORTAJ</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/yasemin-baran/margaret-weis-ile-roportaj</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/yasemin-baran/margaret-weis-ile-roportaj#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2005 04:06:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasemin BARAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yasemin BARAN]]></category>
		<category><![CDATA[Dragonlance]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ejderha Mızrağı]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[FRP]]></category>
		<category><![CDATA[Margaret Weis]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Tracy Hickman]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=644</guid>
		<description><![CDATA[
KD: Sorularıma başlamadan önce, röportajı kabul ettiğiniz için, okuyucularımız adına, size teşekkür etmek istiyorum. İlk olarak bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Margaret Weis kimdir?

M. Weis: 1948 yılında Independence, Missouri&#8217;de doğdum. 1970 yılında, Missouri Üniversitesi&#8217;nden &#8220;Yaratıcı Yazı Yazma&#8221; ve &#8220;Amerikan ve İngiliz Edebiyatı&#8221; bölümlerinden mezun oldum. 1983 yılında da, kitap editörü olarak TSR, Inc.&#8217;da işe başladım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>KD: Sorularıma başlamadan önce, röportajı kabul ettiğiniz için, okuyucularımız adına, size teşekkür etmek istiyorum. </strong><strong>İlk olarak bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Margaret Weis kimdir?<br />
</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/margaret-weis.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-647" title="margaret-weis" src="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/margaret-weis.jpg" alt="margaret-weis" width="172" height="258" /></a></strong><strong>M. Weis:</strong> 1948 yılında Independence, Missouri&#8217;de doğdum. 1970 yılında, Missouri Üniversitesi&#8217;nden &#8220;Yaratıcı Yazı Yazma&#8221; ve &#8220;Amerikan ve İngiliz Edebiyatı&#8221; bölümlerinden mezun oldum. 1983 yılında da, kitap editörü olarak TSR, Inc.&#8217;da işe başladım. Burada Tracy Hickman adında bir oyun yaratıcısıyla, &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221; adındaki bir projede çalışmak üzere atandım. Bundan sonrası da uzun hikaye!</p>
<p><strong>KD: Margaret Weis veya Tracy Hickman denildiği zaman akla ilk olarak &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221; geliyor. Fakat Bay Hickmanla olsun olmasın, bir sürü başka projelerde yer aldınız. Bize biraz bunlardan bahsedebilir misiniz?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Bir sürü fantastik seri yazdım, bazılarını Tracy ile, bazılarını da kendi başıma. Favorilerimden bir tanesi &#8220;Muhafızların Yıldızı&#8221; [Star of the Guardians] serisidir. Üzerinde on yıl boyunca çalıştıktan sonra ancak yayına verebildim. Şimdilerde bulmak biraz zor. Telif haklarını geri almaya çalışıyorum ki, kendim yayınlayabileyim.</p>
<p><strong>KD: Ne zamandan beri yazıyorsunuz? Fantastik yazmaya nasıl başladınız?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Fantastik yazmaya &#8220;Muhafızların Yıldızı&#8221;nı yazarak başladım. Hikaye uzayda geçmesine rağmen, ben onu &#8220;galaktik fantazi&#8221; diye adlandırmayı tercih ediyorum. TSR için çalışırken &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221;nı yazdım. Konuşabilmeye başladığım zamandan beri de bir hikaye anlatıcısıyımdır. <img src='http://www.kayipdunya.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><strong>KD: Profesyonel hayata nasıl geçtiniz?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> İlk kitabım, Frank ve Jesse James adındaki kanun kaçaklarıyla ilgili bir gençlik hikayesiydi. Yazarlığımı geliştirmek adına, çeşitli konularda bir sürü yazı yazdım. Eğer bir yazarsanız, yazmalısınız!</p>
<p><strong>KD: Karakterlerinizi nasıl yarattığınızı anlatabilir misiniz? Bir karakter için önemli noktalar nelerdir?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Karakterinizi iyice tanımalısınız, özellikle de onun üzerinde etki yaratan içsel ve dış etkenleri.</p>
<p><strong>KD: Çoklu karakterleri nasıl kontrol ediyorsunuz? Tek tek hepsini takip etmek zor olmuyor mu?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Eh, bazılarını diğerlerinden daha iyi tanıyıveriyorsunuz! Fakat ben onları çok fazla yönlendirdiğimi düşünmüyorum, sadece onlarla beraber macerayı yaşıyorum. Ben de grubun bir parçasıyım. Sessiz bir gözlemleyici gibi.</p>
<p><strong>KD: İki yazar bir arada çalışırken, iş paylaşımını nasıl yapıyorsunuz?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Genellikle yazıyı yazan benim, ve diğer yazar da malzemeleri üreten kişi. Birlikte hikayenin taslağını vs&#8230; buluyoruz.</p>
<p><strong><a href="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/dragons-2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-649" style="border:0px;" title="dragons-2" src="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/dragons-2.jpg" alt="dragons-2" width="600" height="272" /></a>KD: &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221;nın yaratılışı hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Tracy Hickman, ejderhaların savaş içinde olduğu ve insanların ejderhaların üzerine bindikleri bir dünyanın fikriyle çıka geldi. Bu fikirden de &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221; doğdu.</p>
<p><strong>KD: Dergimiz Kayıp Dünya&#8217;daki forumda geçenlerde &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221;nın yazılmadan önce oynanıp oynanmadığı üzerine bir tartışma geçmişti. Bunun doğruluğu nedir?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Hayır, aslında Ejderha Mızrağı&#8217;na sadece bir, iki defa oyun-testi yapmıştık, ama bu dünya ve hikayenin gidiş hattı yaratıldıktan sonra yapılmıştı. Hikayenin konusu oyun-testinden çok önce düşünülüp kararlaştırılmıştı.</p>
<p><strong><a href="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/raistlin-1.jpg"><img class="size-medium wp-image-645 alignright" title="raistlin-1" src="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/raistlin-1-197x300.jpg" alt="raistlin-1" width="197" height="300" /></a>KD: &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221; dünyasında geçen sayısız roman var ve hala yenileri de yazılmakta. Gerçeği söylemem gerekirse ben &#8217;5. Nesil&#8217;de geçen hikayeleri okumadım, fakat okuyan kişilerden &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221; dünyasının çok değiştiğini duydum. Bu &#8220;değişimler&#8221; önceden planlanmış mıydı, yoksa kendiliğinden mi gelişti? Sizin &#8217;5. Nesil&#8217;le ilgili fikir ve görüşleriniz neler?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Her dünyanın gelişmesi gerektiği gibi, &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221; da gelişti diyelim, ve yeni, heyecan verici gelişmeler de olmakta.</p>
<p><strong>KD: Raistlin birçok kişinin, buna siz de dahil olmak üzere, en favori karakterlerinden birisi haline geldi. Her ne kadar sinsi, biraz karanlık, hasta ve bazen de garip tavırları olmasına rağmen, onu çok sevdik, sizce bunun nedeni nedir? Bu kadar merhametten yoksun bir karakteri nasıl benimsedik dersiniz?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Par-Salian&#8217;in da dediği gibi, hepimizin içinde bir parça Raistlin var. Onun güce olan arzusu, kardeşiyle olan karmaşık aşk/nefret ilişkisi, kendine olan şüpheleri ve iç çelişkileri ile kendimizi Özdeşleştirebiliyoruz.</p>
<p><strong>KD: Bir başka seferinde de, Kayıp Dünya forumunda &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221;ndaki Fizban ile, &#8220;Ölüm Kapısı Serisi&#8221;ndeki Zifnab arasında bir ilişki olup olmadığını tartışmıştık. Bu iki karakter arasında bir ilişki var mı?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> İsimden öteye gitmeyen bir ilişki! Zifnab çocukken birçok kitap okudu, &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221; da bunlardan bir tanesi. <img src='http://www.kayipdunya.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><strong>KD: &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221; veya sizin yazdığınız başka bir romanın filminin çekilme ihtimali var mı?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Bize söylendiği kadarıyla, &#8220;Ejderha Mızrağı&#8221;nın senaryosu Hollywood yapımcılarına sunulmakta.</p>
<p><strong>KD: Kayıp Dünya&#8217;da yeni yazarlara fantastik veya bilim-kurgu hikayelerini yayınlamaları için imkân sağlıyoruz. Yazarlarımıza ne gibi bir öneride bulunursunuz?<br />
</strong></p>
<p><strong>M. Weis:</strong> Bana emekli bir yazarın vermiş olduğu öneri: Okumaya devam et! Yazmaya devam et!  Günlük işini elinde tut!</p>
<p><strong>Zamanınızı ayırıp sorularımı yanıtladığınız için size teşekkür ediyorum. Umarım birgün sizi de Türkiye&#8217;de görebiliriz!</strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/yasemin-baran/margaret-weis-ile-roportaj/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/raistlin-1-197x300.jpg' length ='18106'  type='image/jpg' />
		<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/margaret-weis-150x150.jpg" />
		<media:content url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/margaret-weis.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">margaret-weis</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/margaret-weis-150x150.jpg" />
		</media:content>
		<media:content url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/dragons-2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">dragons-2</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/dragons-2-150x150.jpg" />
		</media:content>
		<media:content url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/raistlin-1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">raistlin-1</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/raistlin-1-150x150.jpg" />
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>FANTASTİK ve BİLİMKURGU: &#8220;KUZEN&#8221; DEĞİL, &#8220;ÇİFT YUMURTA İKİZLERİ&#8221;</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/ozlem-alpin/fantastik-ve-bilimkurgu-kuzen-degil-cift-yumurta-ikizleri</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/ozlem-alpin/fantastik-ve-bilimkurgu-kuzen-degil-cift-yumurta-ikizleri#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Oct 2004 14:22:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem ALPİN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özlem ALPİN]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=1427</guid>
		<description><![CDATA[SINIRLAR AŞILIR, FARKLILIKLAR BELİRSİZLİĞE KARIŞIRKEN
&#8220;Gidişata Göz Atın ve Hoşlanıp Hoşlanmadığınıza Kendiniz Karar Verin&#8230;&#8221;
Hiç bilimkurgu ve fantastik yazın arasındaki farkı şöyle derinlemesine incelemiş miydiniz?
İlk göze çarpan şey belirgin bir atmosfer farkıdır. En genel çizgileriyle biri ortaçağ havasında masalsılığa, öbürü uzay çağı havasında gerçekçiliğe doğru yelken açmış gibidir.
Sonra devreye en ön plandaki örneklerin karşılaştırması girer. Derken her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;">SINIRLAR AŞILIR, FARKLILIKLAR BELİRSİZLİĞE KARIŞIRKEN<br />
&#8220;Gidişata Göz Atın ve Hoşlanıp Hoşlanmadığınıza Kendiniz Karar Verin&#8230;&#8221;</h4>
<p>Hiç bilimkurgu ve fantastik yazın arasındaki farkı şöyle derinlemesine incelemiş miydiniz?</p>
<p>İlk göze çarpan şey belirgin bir atmosfer farkıdır. En genel çizgileriyle biri ortaçağ havasında masalsılığa, öbürü uzay çağı havasında gerçekçiliğe doğru yelken açmış gibidir.</p>
<p>Sonra devreye en ön plandaki örneklerin karşılaştırması girer. Derken her birinin özel hayranları bayrağı ele alır, kendi kalesini savunmaya hazırlanır&#8230; Zira özellikle fantastik evren tasarımları, okuyucusunun/izleyicisinin duygusal iç dünyalarının epey derinlere uzanan bam tellerinde gezinir.. ve işte böylesine bir doyum kaynağının itibarının korunması gerekmektedir.</p>
<p>Ancak her iki janrın da en rağbet gören örnekleri, güçlerini aynı yapıdan alırlar. Sırtını yalnızca şaşırtma faktörüne dayamış öyküleri bir kenara bırakırsak, evren tasarımı ayrıntılarının oluşturduğu arkaplanın önünde anlatılan şey her ikisinde de <strong>birlikte yaşananlar ve karşılıklı ilişkilerden</strong> örülmektedir.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, bilimkurgusal ve fantastik atmosferleri birbirinden farklı gösteren elementleri &#8220;hafifsemek&#8221;, hatta &#8220;yok saymak&#8221; isteyecek bir araştırmacı, önüne çıkan başlıkları birer birer elimine etmekte fazla güçlük çekmeyecektir&#8230;</p>
<p>&#8230; ta ki o en belirgin ve tartışma götürmez farka gelinceye dek: <strong><em>Büyü.</em></strong></p>
<p>Fantastik bir evren tasarımında kartal başlı, aslan pençeli grifinlerinizi ejderhalar arasından uçururken kendinizi büyülü kalkanlarla korursunuz&#8230;</p>
<p>Bilimkurgusal bir evrende ise grifinleriniz genetik melezleme sonucu elde edilmiş pratik bineklerdir&#8230; Ejderhaların ağızlarından nasıl alev saçtıkları ise özel piro-kimyasal açıklamalarla belirginleştirilir.</p>
<p>Genel atmosfer dışında &#8220;büyü&#8221; başlığı, iki kardeş edebiyatın en elle tutulur ayrım noktasını teşkil eder. Günlük hayatın dışına taşan fevkaladelikler kaynağını bilimkurguda bilimsel teknolojiden, fantastik kurguda ise büyülerden alır.</p>
<p>Ancak ben size bu en kalın sınır çizgisini bile bulanıklaştırmayı başaran en az iki yazar adı verebilirim:</p>
<p>1- Stephen King</p>
<p>2- Joss Whedon</p>
<p>King&#8217;in fantastik <em>Kara Kule</em> evrenini, &#8220;çaktırmadan&#8221; ama ancak &#8220;inceden sezdirerek&#8221; bilimkurgusal bir genel çerçeve içine yerleştirdiğini bilmem farketmiş miydiniz&#8230; Örneğin Şövalye Roland&#8217;ın menzilinde dolanıp durduğu o malum ışın hatlarıyla, Arthur C.Clarke&#8217;ın gizemi baki kalan monolitleri arasındaki çağrışım gözden kaçacak gibi değildir.</p>
<p>Ama asıl büyük bombayı Whedon patlatır&#8230;</p>
<p>Zira <em>Alien Resurrection</em>&#8216;ın da yaratıcısı olan yazar ve senaristimiz, anlı şanlı &#8220;büyü&#8221;nün ta kendisini &#8220;bilimsel&#8221; temeller üzerine oturtup, iki janrı birbirinden ayıran en yüksek duvarı tamamıyla yerle bir etmiştir!</p>
<p>Durumun ilk belirtileri şüphemi çektiğinde, <em>Buffy The Vampire Slayer</em>&#8216;ın 4.bölümünü izlemekteydim. Diyaloğun ilgili bölümünde Buffy, Willow ve Giles, liseye yeni atanan bayan öğretmenin garip özelliklerini çözmeye çalışmaktaydılar. Buffy kadının başının 180 derece dönebildiğini farkederek hayrete düşmüştü. Dahası, oldukça dişli bir vampirin kadınla karşılaştığında yolunu değiştirerek korkuyla uzaklaştığına tanık olmuştu.</p>
<p>Ve Giles, kulaklarımın dikilmesine neden olan bir açıklama yaptı:</p>
<p><span style="color: teal;">&#8220;Eğer haklıysan, o zaman bu kadın ya bir şekil değiştirici <span style="color: #000000;">(shape shifter)</span>, ya da bir algı çarpıtıcı <span style="color: #000000;">(perception distorter)</span> demektir.&#8221;</span></p>
<p>Ardından da Giles, akli dengesini yitirmeden hemen önce dev bir hayvanın varlığından şikayet eden eski bir böcekbilimci ahbabından bahsetti: Adam bu yaratığın varlığını ölmüş bir dilden eski bir metnin çevirisini yaparken farketmişti. Keşfini kendine saklamış, ancak ergenlik çağındaki bir grup erkek çocuğunun cinayete kurban gitmesi üzerine ava çıkmıştı. Ona göre bu yaratık kendini birçok dünya kültüründe belli etmekteydi. Yunan denizlerindeki sirenler, Keltlerin denizkızları, Kleptes-Virgo şeklinde geçen ve etleri canlı canlı kemiklerden ayıran yaratıklar hep aynı kaynaktan esinlenmişlerdi: Güzel bir kadın kılığına giren ve masum bakirleri yuvasına çeken Dişi Peygamberdevesi&#8230;</p>
<p>Bütün bu kalabalık arasında önemli olan ise, bunların fantastikten çok bilimkurgusal açıklamalar olduğuydu. Halbuki aynı evren tasarımında vampirler üzerlerine kutsal su değince yanıyor, iblisler ve cadılar renkli büyü gösterileriyle geçit resmi yapıyordu.</p>
<p>Sonra 11.bölüm geldi&#8230; Herkes görmezden geldiği için sonunda gerçekten görünmez olan bir kızdan bahsediliyordu bu kez. Derken Giles yine sırtını bilimsel verilere dayayan açıklamasını patlatıverdi:</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>Giles</strong>: (masaya vurarak) Elbette! (ayağa kalkar) Ben de görünmezliğin mistik nedenlerini araştırıyordum, halbuki asıl girmem gereken konu kuantum mekaniği olmalıydı! (hepsi bakışlarını ona çevirir) Fizik yani.</span></p>
<p><span style="color: teal;"><strong>Buffy</strong>: &#8220;Ha?&#8221; diye sorsam sanırım hepimiz adına konuşmuş olacağım?</span></p>
<p><strong>Giles</strong>: (eline bir kitap alır) Gerçekliğin bizim algımız tarafından şekillendirildiğine&#8230; hatta- hatta- belki yaratıldığına dair belirsiz bir kavram bu.</p>
<p><strong>Buffy</strong>: Ve bir yandan altımızdaki Cehennemağzı mistik enerji yayınlarken&#8230;</p>
<p><strong>Giles</strong>: İnsanlar Marcie&#8217;yi görünmez o-o-olarak algıladılar ve- ve- ve o sonunda görünmez oldu.</p>
<p>Gerek yedi koca sezonunu izleyip tükettiğimiz, muhteşem bir finalle veda eden <em>Buffy The Vampire Slayer</em>, gerekse onun gövdesinden filizlenerek kendi içinde koca bir ağaç haline gelen <em>Angel</em>, bu konuda daha sayısız malzemeyle dolu.</p>
<p>İncelemeye devam edelim:</p>
<p><em>Angel</em> evreninde oldukça önemli yer tutan bir kavram çıkıyor karşımıza: Boyutlar arası kapılar, yani <strong>portallar</strong>. Gerek Los Angeles&#8217;in, gerekse Sunnydale&#8217;ın, İngiltere&#8217;nin ve yalnızca adı geçen Cleveland&#8217;ın nasıl olup da gittikçe daha kalabalık bir iblis nüfusuyla kıvıldaştığına şahit olurken, bu durumun sorumlusu olan geçitler de bize büyü-bilim karışımı bir açıklamayla tanıtılıyor. Önerge dizisi şöyle:</p>
<p>1- Evrenimiz yaratılmış tek evren değildir. Bizim boyutumuz varolan tek boyut değildir.<br />
2- Başka evrenlerde ve boyutlarda başka fizik kuralları geçerli olabilir.<br />
3- O evrenlerin/boyutların yaratıkları, iblisleri ve tanrıları, kendi yerlerinin fizik kurallarına göre şekillenmiştir.<br />
4- Boyutlararası kapılar oluşturabilen ve buralardan geçiş yapabilenler vardır. Geçiş sırasında yolcunun gücü, şekli (manifest olma biçimi), özellikleri değişebilir, güçlenebilir, zayıflayabilir. Örneğin kendi boyutunda bir tanrı olan Glory bu tarafa geçerken insan suretine bürünmüş, güçleri kabına sığamaz olmuştur. Angel, yeşil suratlı Lorne&#8217;un memleketi olan Pylea boyutuna geçtiğinde, oranın güneşinin kendisini yakmadığını farkeder.<br />
5- Portal adı verilen bu kapıların oluşturuluş biçimi aslında evrenlerarası fizik kurallarına bağlıdır. Gerekli etkiyi sağlayacak araç-gereçler, katalistler, güç kaynakları, vs&#8230; sözkonusudur. Bunlar bizim nazarımızda büyüdür, tıpkı ilkel medeniyetlerin gözünde cep telefonunun bir tür büyü olması gibi. Halbuki olay sadece ilgili fizik kuralarına hakim olup doğru biçimde kullanmaktan ibarettir.</p>
<p><em>Angel</em>&#8216;ın 44.bölümüne bir göz atalım. Fred adındaki ufak tefek kızcağızın açıklamalarına dikkat&#8230; Ayrıca ne tesadüftür ki, ilerleyen bölümlerde Fred&#8217;in epeyce yetenekli bir fizik dehası olduğunu öğreniyoruz. Fizik alanındaki yayınlarda makaleleri beliriyor, teorilerini anlatmak üzere konferanslara katılıyor. Son sezonda da- sıkı durun- Wolfram&amp;Hart adındaki büyük avukatlık şirketinin Bilim (ya da Ar-Ge) Departmanının başına geçiyor&#8230;</p>
<p><span style="color: teal;">Angel içini çeker ve mağara duvarlarını kaplayan şekillere göz gezdirir.<br />
<strong>Angel</strong>: Krv&#8230; drplgr.. bu kelimeleri tanıyorum ben. Bunları portalları açmak için kullanmıştık.</span></p>
<p><span style="color: teal;"><strong>Fred</strong>: Bunlar kelime değil. Matematiksel bir transfigürasyon formülünün ünsüz harflerle yazılmış halleri <span style="color: #000000;">(orj: consonant representations of a mathematical transfiguration formula)</span>.</span></p>
<p><strong>Angel</strong> (bir an duraksar): Eh, öyledir tabii.</p>
<p><strong>Fred</strong>: Onları yüksek sesle ve doğru sırada söylersem, titreşimlerin belki de bir&#8230;</p>
<p><strong>Angel</strong>: Ah, portal açmaya yaradıklarından bahsediyorsun.- Evet, bizler de buraya öyle geçtik. Dahası, dönüşümüz de aynı şekilde olacak.</p>
<p><strong>Fred</strong>: Yok. Ben çok denedim. Yıllarca&#8211; dilim şişip kafam ağrıyana dek uğraştım. Bu taraftan aynı etkiyi sağlamıyor.</p>
<p><strong>Angel</strong>: Sağlamaz olur mu? Bir drokken yaratığı ve o yeşil derili savaşçılardan biri bu taraftan Los Angeles&#8217;a geçiş yaptı. Biri onlar için portallar açmış olmalı. Belki sen yapmışsındır, yalnızca nereye açıldıklarını bilememişsindir.</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>Fred</strong>: Ben mi? Hiç sanmam. Burada bütün güç rahiplerin elinde.</span></p>
<p>Şimdi 92.bölüme gidip, aynı Fred&#8217;in son sezonda bir hayalet haline gelmiş olan Spike&#8217;a yaptığı açıklamaları görelim. Kullandığı terimler, işin mistisizmine kendini adamış spiritüalistlerin tüylerini diken diken edecek denli bilimsel.</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>FRED</strong> Ah! İşte bu çok mantıklı.</span></p>
<p><span style="color: teal;"><strong>SPIKE</strong> Neymiş o?</span></p>
<p><strong>FRED</strong> Tarayıcıların seninle ilgili kayıtlarındaki düzensizlikler. Partikül kohezyonundan yoksun görünmen. Sanki varlığının özü boyutlararası bir boşlukta takılmış gibi, ki bu aradığımız anahtar olabilir. Özellikle dünyayı kurtarmak için kullandığın o madalyonu muazzam miktarlarda mistik enerjiyi odaklama yeteneğine sahip bir tür gerçekler-arası amplifikatör olarak kabul edersek. <span style="color: #000000;">(orj: The fluctuations in your readings. Lack of particle cohesion. It&#8217;s almost as if your essence is straddling a dimensional void, which may be the key, assuming that the amulet you used to save the world is some sort of trans-reality amplifier capable of focusing massive quantities of mystical energy.)</span></p>
<p><strong>SPIKE</strong> Peki bütün bunları Kraliyet İngilizcesine çevirdiğimizde ne anlam çıkıyor?</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>FRED</strong> Anlamı şu ki, doğa kanunlarının hatırı sayılır bir bölümüne karşı durmayı başarabilirsem, seni bu boyutsal düzleme bağlayıp yine maddesel hale getirme şansım oldukça yüksek.</span></p>
<p>Şimdi hiç hızımızı kesmeden 93.bölüme geçip Lorne&#8217;un sızlanmalarına kulak verelim, zira Giles&#8217;den sonra o da bakın nelerden dem vuruyor:</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>LORNE</strong> Ya, evet. Beni bilirsin Angel. Sü- süper gücüm filan yoktur, ayrıca bir savaşçı da değilim. Kuantum fiziği midemi bulandırır, mistisizm derslerimden geçer notu ucu ucuna tutturabilmiştim, ama yine de senden yanayım. Bunu yapacağım, çünkü yapabilirim&#8230;</span></p>
<p>Joss Whedon ve senaryo ekibinin sınır tanımaz marifetlerini dökümlemeye devam ediyoruz. <em>Buffy</em> 60.bölüm&#8230; Giles ısrarla bilimkurgu ve fantastik arasında uzanan sınırları zorluyor:</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>Anya</strong>: Bak şimdi, hepimiz birinin evinde buluşacaktık. Oraya gittim, ama evin kapısı olması gereken yerde kapı filan yoktu. Sonra pencerede duran o kızı gördüm, derken puff! Kız birden kayboldu.</span></p>
<p><span style="color: teal;"><strong>Giles</strong>: Kız penceredeydi ve kayboldu, öyle mi?</span></p>
<p><strong>Anya</strong>: Hayır, evin penceresi ortadan kayboldu.</p>
<p><strong>Giles</strong>: Hmm. Madde ve gerçeklik çarpılması. (Rafına yaklaşıp bir kitap çeker.) Tıpkı bir çağırma büyüsünün yarattığı temporal akı gibi. <span style="color: #000000;">(orj: Matter and reality distortion. Like a summoning spell’s temporal flux.)</span></p>
<p><strong>Anya</strong>: Ne gibi?</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>Giles</strong>: Hmm? Ah, boşver, önemli değil. Yalnızca birkaç malzemeyi bir araya getirmem gerekiyor&#8230;..</span></p>
<p>Gördünüz mü siz? Demek çağırma büyüleri temporal akı yaratıyormuş&#8230; Lazım olursa aklınızda olsun&#8230;</p>
<p>Keşfe devam. <em>Buffy</em> 72.bölüm, Tara&#8217;nın odası. (Willow ve Tara&#8217;nın arkadaşlıkları hızlı bir gelişme aşamasındadır. Willow, o zamana kadarki en can dostu olan Buffy ile ikisini tanıştırmak istemiş, ancak ilk karşılaşmada ikisinin yıldızı pek barışmamıştır.)</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>Willow</strong>: Bak, kendini kötü hissettiğin için üzgünüm. Başka bir zaman yine Buffy ile bir araya geliriz. Yakın bir zamanda. Onu gerçekten seveceğinden eminim.</span></p>
<p><span style="color: teal;"><strong>Tara</strong>(içini çeker): O senin dostun değil.</span></p>
<p><strong>Willow</strong>: &#8220;Onu sevmen&#8221; ile ilgili tahminimi biraz abarttım anlaşılan.</p>
<p><strong>Tara</strong>: Yo, hayır. Demek istediğim&#8230; (içini çeker) Yani sanırım o kız&#8230; o değil.</p>
<p><strong>Willow</strong>: Burada bağlantıyı kaybettim?</p>
<p><strong>Tara</strong>: Şey, eh, bir insanın enerjisinin bir akışı, bütünlüğü vardır. (içini çeker) Buffy&#8217;ninki&#8230; ehm&#8230; sanki parçalı gibiydi. Ya- yani uyumsuz kalmıştı, sanki ait olmadığı bir yere zorla tıkılmış gibi. Ayrıca o kız, ehm- (içini çeker) yani pek iyi biri sayılmaz.</p>
<p><strong>Willow</strong>: Yani sence Buffy kendisi değil miydi? İçine bir başkası girmiş filan gibi mi?</p>
<p><strong>Tara</strong>: Ehm- Belki de, emin değilim.</p>
<p><strong>Willow</strong>: Çakal ruhununkine benzeyen birşey hissetmedin umarım? Çünkü çakal ruhu tarafından ele geçirilmek bayağı&#8230; berbat birşey.</p>
<p><strong>Tara</strong>: Şey&#8211; Sende ona ait birşey var mı?</p>
<p><strong>Willow</strong>: Buffy&#8217;nin bir eşyası mı? Ah, evet! İşte bu yüzük.</p>
<p><strong>Tara</strong>: Sa&#8211; sanırım bunu yapabileceğimiz bir yol, hmm&#8230; (bir kitaba uzanır) Alt aleme geçiş. İşte&#8211; bir ayinle yapılabilir. Orada Buffy&#8217;yi bulabilirsen ne olduğunu görebilirsin.</p>
<p><strong>Willow</strong>: Ona yardımı olacaksa yaparım.</p>
<p>Tara kararsızca duraksar.</p>
<p><strong>Willow</strong>: Ne oldu?</p>
<p><strong>Tara</strong>: Şey, alt alem fiziksel dünyanın ötesinde yer alır. Oraya giriş yapmak bir çeşit&#8230; Bu- bu- bir çeşit astral projeksiyon gibidir. Çok yoğun bir deneyimdir. Sana çıpa görevi yapmam ve seni bu düzlemde tutabilmem gerekir.<img src="http://web.archive.org/web/20041230191108/http://www.kayipdunya.com/01-05/ozlem_alpin/willows.jpg" alt="" align="right" /></p>
<p><strong>Willow</strong> (başıyla evetler): Sana güveniyorum.</p>
<p><strong>Tara</strong>: Ba- bak, bu daha önce yaptığımız şeylerin hiçbirine benzemiyor&#8211;</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>Willow</strong> (gülümser): Sana güveniyorum.</span></p>
<p><span style="color: red;">Yazarlara ve yazar adaylarına küçük bir ara not:</span> Şimdiye kadarki diyaloglarda, özellikle de bu sonuncusunda, <strong>şaşırtma</strong> ve <strong>karşıt imaj</strong> faktörlerinin ustalıklı örneklerinin serpiştirilmiş olduğuna dikkatinizi çekerim.</p>
<p>Tara&#8217;nın &#8220;o senin dostun değil,&#8221; repliği, ilk akla gelen anlamıyla izleyicide hafif bir irkilme yaratmak üzere tasarlanmış. Daha sonra Tara açıklama yaptığında, bu repliğin ilk anda göründüğü kadar sert bir reddetme ifadesi içermediği ortaya çıkıyor. Bu tür minik manevralara <span style="color: red;">sözlü şaşırtma faktörü</span> adı verilir. Bu faktör, yazarlık eğilimi taşıyan tüm kalem sahiplerinin içgüdüsel olarak yöneldiği ve değişen ölçülerde başarı sağladıkları bir ilgi odaklama yöntemidir. Profesyonel yazarlar ise bu faktörü ince hedefe nişan alan usta birer tetikçi becerisiyle kullanır. (<span style="color: red;">Görsel şaşırtma faktörleri</span> ise, örneğin başı dertte olan bir karakterin aniden sahneye giren bir başkası tarafından acil bir durumdan kurtarılmasının izleyiciye yaşatacağı duygular hedef alınarak hazırlanır. Özellikle kurtarma işini yapan karakter o ana dek kendisinden böyle bir hareket beklenmeyecek kötü ruhlu, beceriksiz, veya durumdan habersiz biri, vs.. gibi betimlenmişse, görsel şaşırtma faktörünün etki dozu da o oranda yükselecektir.)</p>
<p><span style="color: red;">Karşıt imaj</span> faktöründe ise, &#8220;siz onun öyle göründüğüne bakmayın, o aslında ne yere-bakan-yürek-yakandır&#8221; benzeri bir etki oluşturulur. Örneğin ana kahraman görüntüsündeki Buffy haricinde, düzgün birşeyler bilmesi ve uygulaması sözkonusu olan tüm karakterlerin kekeleyerek, dilleri sürçerek, kendilerinden fazla emin olmayan ifadelerle konuştuğuna dikkat edin. Giles devamlı kekeliyor, Tara ikide bir içini çekip sözcüklerini tartıyor, Willow&#8217;un yüzüne ve sözlerine genelde bir &#8220;saftiriklik&#8221; havası hakim. (Bu paragrafın gerisi ancak <em>Buffy</em> ve <em>Angel</em> karakterlerini tanıyanlar için anlam ifade edecektir:) Sağlam espriler yapma yetkisi yalnızca Xander&#8217;a verilmiş, çünkü arada hiçbir süper gücü olmayan tek &#8220;normal insan&#8221; o ve bu yolla bir parça denge sağlanmış. Diğer önemli karakterlerin hemen tümü, yine karşıt imaj esası üzerinden hareketle, &#8220;ilk bakışta kötü görünürken yavaş yavaş iyiye dönüşme&#8221; sürecinden geçerek ayakta tutuluyor. Angel, Spike, Faith gibi önemli karakterlerin hepsinde bunu görüyoruz. Bu sürece uymayan Drusilla ve Darla gibi tiplemeler sonunda ölüp sahneden çekiliyor. Arada &#8220;ilk bakışta beceriksiz ve aptal görünürken sonra toparlanan&#8221; Wesley, ve &#8220;ilk bakışta kaçık görünüp sonra aklını başına alan&#8221; Fred tiplemelerini de unutmayalım. Lorne ise &#8220;iyi kalpli iblis&#8221; olarak başlı başına bir karşıt imaj timsali oluşturuyor. Son not: Bu süreç tersine işlemez. Önce iyi görünüp sonra kötüleşen karakterlerin ömrü ancak geçici kötü adamlarınki kadardır. Cordelia karakterinin <em>Angel</em>&#8216;da uğradığı son buna bir örnektir.<br />
Bu kadar ara not yeter diyelim ve konumuza geri dönelim. <em>Buffy</em> 86.bölüm: Tara&#8217;nın madalyona dair sorduğu soru yine bir boyutlararası fizik bilimi kavramına işaret ediyor.</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>ANYA</strong>: Birine bir Khul madalyonunu ve Sobekian kantaşını bir arada satmışsın.</span></p>
<p><span style="color: teal;"><strong>GILES</strong>: Evet, sanırım öyle yaptım. (satış fişini eline alıp inceler)</span></p>
<p><strong>ANYA</strong>: Sen aptal filan mısın?</p>
<p><strong>GILES</strong>: İzin ver de bu soruya seni işten kovarak yanıt vereyim.</p>
<p><strong>XANDER</strong>: Yalnızca şaka yapıyor! (Anya&#8217;ya döner) An, seninle çalışan-işveren sözlüğündeki yasak kelimeler hakkında konuşmuştuk. Az önceki bunların beş numaralısıydı.</p>
<p><strong>ANYA</strong>: (satış fişini Giles&#8217;in elinden geri kapar) Bu iki şey asla bir arada satılmaz, asla! Bu felaket haberi demektir! Senin Sobekites halkından haberin yok mu?</p>
<p><strong>WILLOW</strong>: Ah! Benim var. Onlar eski bir Mısır kültündendi ve kara büyüyle fazlasıyla ilgiliydiler. (Anya başıyla evetler)</p>
<p><strong>TARA</strong>: Ve şu Khul madalyonu, bir şekil değiştirme arayüzü <span style="color: #000000;">(orj: transmogrification conduit)</span> değil miydi?</p>
<p><strong>ANYA</strong>: Aynen öyle!</p>
<p><strong>GILES</strong>: Yine de ortada o kadar endişelenecek birşey göremiyorum. Yani o- o Sobekian şekil değiştirme büyüleri binlerce yıl önce tarihe karıştı. Ayrıca onları sattığım genç kadının muazzam bir güç sahibi olması gerekir ki onları&#8211; (birden susar)</p>
<p><strong>WILLOW</strong>: (kısık sesle) Genç kadın mı?</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>GILES</strong>: Oh, aman Tanrım.</span></p>
<p>Eh, öyle tabii. Çünkü o genç kadın Glory idi&#8230; Bu mecrada yeni ve iri bir <span style="color: red;">şaşırtma faktörü</span> örneğinin yattığına da izninizle dikkatinizi çekeceğim. Zira Buffy &#8220;iblis iblistir, siz özelliklerini araştırıp açık noktasını bulun, ben öldüreyim,&#8221; modunda ortalıkta dolaşırken, karşısına çıkan araştırma raporu onu şaşkına çeviriyor: &#8220;Düşmanın bir iblis değil. O bir tanrı!&#8221; Yani şu kendi boyutunda bir tanrı olup bizim boyutumuza geçtiğinde güçleri sınırlanığı için kuduran karakterin ta kendisi.</p>
<p>Amerikan dizilerinde genel uygulama, sezonu &#8220;devamı gelecek bölümde&#8221; mantığıyla kapatmaktır. Glory ile savaşın son bölümü, <em>Buffy</em>&#8216;nin 100.bölümüne ve aynı zamanda ABD gösteriminin sezon sonlarından birine denk gelmekteydi. 100.bölüm hem Glory&#8217;nin, hem de Buffy&#8217;nin ölümüyle bitti.</p>
<p>101. ve 102.bölümlerde, Willow&#8217;un gittikçe güçlenen cadılık yeteneğinin ona, önceki sezon sonunda ölen Buffy&#8217;yi büyü yoluyla geri getirme imkanı tanıdığına şahit olduk.</p>
<p>Bu da bizi, bu yazı dahilinde size sunmak istediğim son iki örneğin ilkine getiriyor. 113.bölümdeyiz. Spike&#8217;ın beynine, insanlara şiddet uygulamasını engelleyen bir çip yerleştirilmiş. Ama iblislere çok rahat vurabiliyor. Bir tartışma sırasında Buffy, Spike&#8217;ın kendisine tokat atabildiğini farkediyor. Çipin harekete geçmemesi, Buffy için endişe verici bir belirti.</p>
<p>Dikkat: Spike&#8217;ın şiddet eğilimi teknolojik bir çiple engellenmiş. Buffy&#8217;nin öteki dünyadan dönüşü ise büyü eseri. Bilimkurgusal ve fantastik öğeler birbirine yine sarmallanıyor, Tara&#8217;nın çipin çalışmasıyla ilgili açıklamaları da yine bk ve f alemlerinin buluşma noktasında geziniyor.</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>BUFFY</strong>: Emin misin?</span></p>
<p><span style="color: teal;"><strong>TARA</strong>: Be&#8211; ben herşeyi iki kez kontrol ettim. (gülümser) Seninle ilgili hiçbir gariplik yok.</span></p>
<p><strong>BUFFY</strong>: Öyleyse Spike bana nasıl vurabiliyor?</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>TARA</strong>: Eh, seninle ilgili bir gariplik olmadığını söyledim, ama &#8230; eskisinden farklısın. Seni oradan &#8230; y-y-yani o bulunduğun yerden çıkartmak &#8230; varlığının özünü bedenine geri akıtmak &#8230; bu-bu seni temel moleküler bir düzeyde değişikliğe uğrattı <span style="color: #000000;">(orj: altered you on a basic molecular level)</span>. Sanırım ancak Spike&#8217;in çipindeki alıcıların, ya da içinde her ne çalışıyorsa onun kafasını karıştıracak kadar. Ama bunların hepsi yüzeysel fizik özelliklerinden ibaret. Belki &#8230; yani koyu bir güneş yanığından daha kötü bir etkisi olamaz.</span></p>
<p>Gelelim sonuncu ve belki hepsi arasındaki en belirgin örneğe&#8230;</p>
<p>Aylardır üstüste biriken verilerden sonra Willow, <em>Buffy</em>&#8216;nin 137.bölümünde büyü ve fizik bilimi arasındaki ilgiyi olanca açıklığıyla telaffuz ederek son çiviyi çakıyor. Olup biteni &#8220;sezmeyle&#8221; filan yetinmeyip &#8220;aleni biçimde işitmemizi&#8221; sağlayarak duvarın son tuğlasını da yıkan sahneyi inceleyelim:</p>
<p>Buffy bu kez ölmemiş, ancak bir başka boyuta çekilmiştir. Onu oradan geri getirme işi de yine yorulmaz cadımız Willow&#8217;un ellerinden öpecektir, ama bu kez kendisi durumdan o kadar emin değildir.</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>DAWN</strong> Willow, Buffy&#8217;yi nasıl geri getirirdin?</span></p>
<p><span style="color: teal;"><strong>WILLOW</strong> Ben de bunu söylüyorum&#8211; Nasıl yapacağımı bilmiyorum bile.</span></p>
<p><strong>DAWN</strong> Tamam, ama bir başka cadı bunu yapmaya kalkmış olsaydı nereden başlardı?</p>
<p><strong>WILLOW</strong> Ehm, fizik, kanunlar, temel yasalar&#8230; <span style="color: #000000;">(orj: physics, principles, basic laws..)</span></p>
<p><strong>DAWN</strong> Mesela hangileri?</p>
<p><strong>WILLOW</strong> Ehm, enerjinin korunumu. <span style="color: #000000;">(orj: conservation of energies) </span>. Aslında hiçbir şey gerçekten yaratılamaz veya yokedilemez, yalnızca yeri değiştirilir.</p>
<p>Anya alaycı bir ses çıkarır.</p>
<p><strong>DAWN</strong> Kusura bakma ama yardımcı olduğundan emin misin?</p>
<p><strong>ANYA</strong> Hayır, ama hiç değilse yanlış yönde de ilerlemiyorum.</p>
<p><strong>WILLOW</strong> Büyü fizik ile çalışır. <span style="color: #000000;">(orj: Magic works off physics.) </span><span style="color: red;">Duyanlar duymayanlara bir zahmet iletsin. İşte böyle.</span></p>
<p><strong>ANYA</strong> Katalizörsüz olmaz. Eğer enerji transferinden bahsedeceksen elinin altında bir arayüz olması gerekiyor.</p>
<p><strong>WILLOW</strong> Örneğin bir- bir Kraken dişi gibi.</p>
<p><strong>ANYA</strong> Evet, veya Draconis derisi, hmm, veya öğütülmüş Baltic taşları, bunun gibi birşey işte&#8230;</p>
<p><strong>DAWN</strong> Tamam. Güzel.</p>
<p><strong>KENNEDY</strong> Ayrıca dediğiniz gibi, karşılığında birşey göndermemiz gerekiyor. Bence avcımıza karşılık bir iblis gönderelim.</p>
<p><strong>MüDüR WOOD</strong> Doğru. Buffy&#8217;yi geri istiyorsak, bu tarafa geçen o iblisi bulup geri göndermeliyiz.</p>
<p><strong>KENNEDY</strong> Ölü veya diri olması farkeder mi?</p>
<p><span style="color: teal;"><strong>SPIKE</strong> (kapıya gelip dikilir) Benim oyum ölüden yana. Avcı sana güveniyor, Willow. Sen o portalı açmaya başla ve büyüyü yaparken elini esirgeme. İblisin defterini ben dürerim.</span><br />
Sonuç olarak bu ekibin evren tasarımında önümüze sunulan denklem, büyüleri fantastik edebiyatın tekelinden kurtararak bilimsellikler alemine yaklaştırıyor. Onlar artık &#8220;sırrına erişilmedik cadı-büyücü harcı tekinsizlikler&#8221; değil, yalnızca &#8220;nasıl yapıldığını anlamaya mevcut bilim düzeyimizin -henüz- yetmediği&#8221; mutad işlemler&#8230;</p>
<p>Mistik bilinmezliğin doyumsuz lezzetini kapının dışında bırakan bir tanım gibi görünmesi keyfimizi bozuyor belki, ama buna değer. Yani kimbilir, belki günün birinde bizim de teknolojimiz öyle bir noktaya ilerler ki, boyutlararası yolculuk için basit bir portal açılmasına büyü gözüyle bakmak zorunda kalmayız.</p>
<p>Dr.Özlem Alpin<br />
16 Ekim 2004<br />
Kayıp Dünya</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/ozlem-alpin/fantastik-ve-bilimkurgu-kuzen-degil-cift-yumurta-ikizleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://web.archive.org/web/20041230191108/http://www.kayipdunya.com/01-05/ozlem_alpin/willows.jpg" />
		<media:content url="http://web.archive.org/web/20041230191108/http://www.kayipdunya.com/01-05/ozlem_alpin/willows.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>FANTASTİK ESERLERİN ÇEVİRİSİ</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/volkan-dalkilic/fantastik-eserlerin-cevirisi</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/volkan-dalkilic/fantastik-eserlerin-cevirisi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jan 2003 15:02:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volkan DALKILIÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Volkan DALKILIÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=1560</guid>
		<description><![CDATA[Fantastik eserlerin çevirisi konusu (bu yazıyı okuyanların çoğu benimle hemfikir olacaktır diye umuyorum) üzerinde en fazla tartışılan, herkesin bir şeyler söylediği ve önerilerde bulunduğu bir konu olageldi. Kimileri bazı sorunlu kelimelerin olduğu gibi kalması gerektiği, bazıları da ne olursa olsun çevrilmesi gerektiği fikrini savundu, ama şimdiye kadar bu konuda bilimsel, akademik bir çalışma yapılmamıştı.
 
Az [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Fantastik eserlerin çevirisi konusu (bu yazıyı okuyanların çoğu benimle hemfikir olacaktır diye umuyorum) üzerinde en fazla tartışılan, herkesin bir şeyler söylediği ve önerilerde bulunduğu bir konu olageldi. Kimileri bazı sorunlu kelimelerin olduğu gibi kalması gerektiği, bazıları da ne olursa olsun çevrilmesi gerektiği fikrini savundu, ama şimdiye kadar bu konuda bilimsel, akademik bir çalışma yapılmamıştı.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Az sonra okumaya başlayacağınız metin bir buçuk senelik bir çalışmanın ürünüdür. Phoenix Yayınevi bünyesinde, hocamız Dr. A. Şirin Okyayuz Yener’in etrafında kurulan takımımızın ve bizim naçizane tecrübelerimizle vücuda gelmiştir.</em></p>
<p><em>Ülkemizde bu konuda yazılan ilk bilimsel çalışma olması bizim için anlatılamayacak bir onurdur. Üstüne üstlük, bu işle uğraşan bütün meslektaşlarımıza da bir kaynak teşkil ederek çeviri sürecinde karşılaşabilecekleri sorunları (tabir caizse) “kitabına göre” çözebilmelerini sağlayabilirsek, bu en büyük mutluluklarımızdan olacaktır.</em></p>
<p><em>İzninizle, tamamen bana ait olmayan bu metin ile ilgili sunmak istediğim şükranlarım var&#8230;</em></p>
<p><em>Dostum ve meslektaşım Yiğit’e engin yardımları ve önerileri için ve bize vaktini ayırıp karşılaştığımız sorunları çözmede hep yanımızda olan Şirin hocama paha biçilmez emeği ve uğraşısı için teşekkürü borç biliyorum.</em></p>
<p><em>Volkan Dalkılıç<br />
PHOENIX Yayınevi</em></p>
<p>İlk olarak &#8220;Hacettepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü Dergisi &#8211; Çeviribilim Uygulamaları&#8221; <a href="http://www.ceviribilim.hacettepe.edu.tr/i12.htm" target="_blank">Aralık 2002 sayısında</a> yayınlananmıştır.</p>
<h2><strong><img class="alignright size-full wp-image-1561" title="Hacettepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü Dergisi - Çeviribilim Uygulamaları (Aralık 2002)" src="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/08/k12.jpg" alt="" width="130" height="187" />FANTASTİK ESERLERİN ÇEVİRİSİ</strong></h2>
<p>Dr. Şirin Okyayuz YENER*<br />
Volkan DALKILIÇ**</p>
<p><strong>ÖZET</strong></p>
<p><strong> </strong>Türkiye’de son yıllarda yaygın olarak okunan bir edebi tür olan fantastik eserlerin çevirilerinde değişik yaklaşımlar bulunmaktadır. Çalışmada bu eserlerin metinsel özellikler ve çeviri süreci anlatılmıştır. Bu eserlere özgü sayılabilecek sorunlar yedi ana başlık altında toplanmış ve verilen bilgiler ışığında belirli çeviri yaklaşımları ve kısıtlamaları örneklerle tartışılmıştır. Çalışmanın sonunda çevirmenlerin, yayınevlerinin ve okuyucuların fantastik eserlerin çevirilerine nasıl katkıda bulunabileceklerine değinilmiştir.</p>
<p><strong>1. GİRİŞ: FANTASTİK EDEBİYAT VE UNUTULMUŞ DİYARLAR</strong></p>
<p>Fantastik edebiyat eserleri, ya da diğer bir değişle “fantezi romanlar”, dünyada ve Türkiye’de yoğun ilgi gören eserlerdir. Fantastik kurgu dünya mitolojisinin etkileriyle yaratılmıştır. J.R.R Tolkien’in <em>Lord of the Rings (1968) (Yüzüklerin Efendisi 2001) </em>eseriyle modern fantastik edebiyatın esaslarını oluşturan yazar olduğu söylenebilir. Ancak fantastik kurgu Tolkien ile başlamamıştır. Shakespeare’in <em>“Bir Yaz Gecesi Rüyası” </em>ndan, <em>Kral Arthur Efsanesi’</em>nden, <em>Beowulf’</em>dan, <em>İlyada</em> ve <em>Odysseia</em>’ya kadar, hatta Dante’nin <em>Cehennem’</em>i bile klasik fantastik eserler arasında sayılabilir.</p>
<p>“Ne olurdu eğer…” sorusu tüm kurgunun kalbinde yatar, ancak fantastik kurgunun günlük yaşamdan beklenenleri bir kenara bırakma eğilimi, okuyucuları yeni olasılıklar keşfetmeye itmektedir. Fantastik kurgunun birer sonucu olan oyunlar ise mükemmel sosyal etkileşim araçları sağlayarak, gerek masa başında, gerekse bilgisayar karşısında tutkunlarını hayal sınırlarına zorlamaya, kendi kaynaklarını yaratmaya, hikaye anlatım becerilerini geliştirmeye sevk eder ve eğlendirir (Cunningham 2002:i-iii).</p>
<p>Bu tür eserlerin yazıldığı ve çevrildiği tüm dillerde hayran kitleleri oluşmuştur. Bu hayranlar yoğun bir şekilde birbirleriyle iletişim halinde olup son gelişmeleri, son çıkan kitapları ve bunlardan türetilen masaüstü ve bilgisayar oyunlarını takip etmektedirler. (Buna ilkemizden örnek verecek olursak Hacettepe Üniversitesi, ODTÜ ve İTÜ’de kurulan Bilim Kurgu ve Fantezi Toplulukları ve çalışmada adı geçen yayınevleri, internet siteleri sayılabilir.)</p>
<p>Fantastik eserlerin bir de son yıllarda farklı odaklanmaları olan türlerinden, akımlarından söz edilebilir. Ankira Yayınevinin Türkçe’ye çevirttiği Ravenloft eserleri (örn: <em>Knight of the Black Rose, Spectre of the Black Rose, Vampire of the Mists, </em>v.b) ve çalışmamızda örnekleyeceğimiz Phoenix Yayınevinin Türkçe’ye çevirttiği Unutulmuş Diyarlar eserleri bunlardan sadece ikisidir. Unutulmuş Diyarlar yaklaşık otuz yıl önce Ed Greenwood adlı bir yazar tarafından yaratılmış fantastik bir dünyadır. Yaratıldığı günden beri hakkında yüzden fazla roman yazılan (örneğin, Elaine Cunningham’ın <em>Starlight and Shadows</em> üçlemesi ve<em>Songs and Swords</em> serisi, R.A Salvatore’nin <em>The Dark Elf Trilogy</em>, Troy Denning’in <em>Return of the Archwizards</em> üçlemesi) ve bundan da fazla oyun üretilen bir fantastik olgu olarak açıklayabiliriz Unutulmuş Diyarları. Greenwood’un kendi ifadesiyle Unutulmuş Diyarlar adeta <em>Zindanlar ve Ejderhalar (Dungeons and Dragons) </em>oyununun “evi” haline gelmiştir (2002:önsöz). Dünya çapında bu eserlere ve oyunlara gösterilen yoğun ilgi Türkiye’ye de yansımıştır ve bir çok İngilizce eser Türkçe’ye çevrilmiştir ve çevrilmektedir (örneğin Elaine Cunningham’ın <em>Counselors and Kings</em> üçlemesi-Phoenix Yayınevi, Ed Greenwood’un<em>Elminster</em> dizisi &#8211; Phoenix Yayınevi, ve R.A Salvatore’nin <em>The Dark Elf Trilogy</em> &#8211; Arka Bahçe Yayınevi).</p>
<p><strong>2. FANTASTİK ESERLERİN TÜRKÇE’YE ÇEVİRİLERİ</strong></p>
<p>Fantastik eser çevirmenliği son yıllarda ülkemizde rağbet görmüş bir alan olup, gerek eserlerin kendileri, gerekse çevirileri üzerine söyleşiler ve benzeri etkinlikler yapılmıştır. Fantastik eserlerin çevirilerini diğer edebi türlerin çevirisinden ayrı kılan bir takım özellikler bulunmaktadır. Her edebi türün kendine özgü bir takım nitelikleri bulunduğu ve bunların çevirmenlerce bilinmesi gerektiği çeviri kuramında vurgulanan bir konudur (Nord 1997:37). Fantastik eserlere çeviri açısından nasıl yaklaşılması gerektiği konusu üzerinde bir fikir birliğine varıldığını söylemek pek mümkün değildir. Değişik kişilerin ve yayınevlerinin öncülük ettiği akımlar ve eğilimlerden farklı tarzları benimsemiş çeviriler çıkmaktadır. Örneğin, bir yayınevi tüm yaratık, yer v.b özel isimleri aynen İngilizce olarak bırakmak, Türkçe deyimleri kullanmaktan kaçınmak gibi bir yaklaşım benimserken, diğer bir yayınevi tüm özel isimlere Türkçe karşılıklar bulup eserlerde Türk kültürünü yansıtmaktan çekinmemiştir (Örneğin bkz Arka Bahçe Yayınevi’nin <em>The Dark Elf Trilogy’</em>nin çevirilerinde İngilizce isimlerin kullanımı [“gray dwarf”], Ankira Yayınevi’nin çevirilerinde bazıları aynen alınmış bazıları ise çevrilmiş yaratık isimleri, Yapı Kredi Yayınları’nın <em>Harry Potter</em> dizisinin çevirisinde ve Phoenix Yayınevi’nin <em>Elminster Series, Counselors and Kings</em>eserlerinin çevirilerinde çoğunlukla çevrilen yaratık isimleri). Bu tartışmalar genelde edebi eserlerin nasıl çevrilmesi gerektiği konusundaki tartışmaların benzeridir, çünkü özünde çeviri eserin nasıl bir eser olması gerektiği düşüncesi yatar (bkz. Becker 2000:405-428).</p>
<p>Ülkemizde, bu alanda emek verenlerin etkisinde, iki farklı eğilimden söz edebiliriz. İlk eğilime göre: fantastik eserlerde aktarılan, çizilen dünya tamamen farklı, özgün bir dünyadır, özü korunmalı ve eserin aslına sadık kalarak çeviri yapılmalıdır. Bu çeviri kuramcılarının “sadık” çeviri diye adlandırdıkları eğilime benzemektedir (sadık çeviri kavramı için bkz Munday 2001:19-22). İkinci eğilimde olanlara göre bu eserlerin özgünlüğü tartışılamaz ama, yine de eserlerde yaratılan dünya için bir söylem oluşturularak daha zevkle okunacak eserler verilirken, bir yandan da edebiyatımız zenginleştirilmelidir. Bu düşüncede olanlar ise erek odaklı çeviri diye adlandırılan genel yaklaşıma yakın fikirler benimsemektedirler (erek odaklı çeviri kavramı için bkz Hermans 1999:75-77). Bu düşünceyi daha da ileri götürenlere göre ise, özgün eser (kaynak eser) ile çevirisi (erek eser), arasında bir denge kurulmalıdır. Bu uğraş bir çok etkenle şekillenmeli ve bir çok eksende seyretmelidir. Bu da Çoğuldizge Kuramı çerçevesinde öne sürülen fikirlere koşut bir yaklaşımdır (çoğuldizge kuramı için bkz. Toury 1995:167-175).</p>
<p>Fantastik eserler ülkemizde geçmiş yıllarda şimdiki kadar yoğun basılmadığı için, çevirmen daha önceki örneklerden çok kısıtlı olarak yararlanabilmektedir. Diğer yandan ülkemizde fantastik kültür, çoğunlukla son yıllarda moda olan İngilizce oyunları sayesinde özellikle belli bir kitlenin (daha çok gençlerin), yakından bildiği ve tanıdığı ve benimsediği bir olgudur. Çevirmen böyle bir durumda var olmayan bir söylemi (fantastik eser dili), var olan bir kültüre (fantastik eserlerin temelini oluşturan İngilizce oyun v.b) göre yaratmaya çalışacaktır. Oyunları oynayanlar kendi aralarında belirli isimlere karşılık bulmadan İngilizce’lerini kullanarak anlaşabilmektedir (örneğin “archwizard bir fireball attı”). Bu bağlamda, çevirmenin hangi yaklaşımı benimseyeceğini bilmesi için, eserin çevirisine başlamadan okuyucuların beklentilerini saptamaya çalışması gerekecektir. Gerek internetten (bkz: http//boards.gamers.com/messages/overview.asp?name=sohbet), gerekse bu tür eserleri basan yayınevleri (bkz: www.ankira.com, Arkabahçe, Phoenix, İthaki Yayınları, YKY v.b.), alana gönül vermiş kişiler (www.lostlibrary.org &#8211; www.kayipdunya.com) ve bu kişilerin oluşturdukları dernek (örn: Hacettepe, ODTÜ ve İTÜ Bilim Kurgu ve Fantezi dernekleri) ve kuruluşlardan/toplantılardan (örn: METUCON), ve çevirmenlerden edinilen bilgiler ışığında okuyucuların bir takım beklentileri şu şekilde sıralanabilir: eserin kolay okunması, değişik fakat anlaşılabilir bir dünya kurgulanması, yaratıcı bir eser sunulması, var olan söylemin ve eğilimlerin devam ettirilmesi v.b. Bu bilgiler ışığında varılabilecek sonuç kısaca şu şekilde özetlenebilir: çevirmenin özgün esere sadık kalarak, esere Türkçe yeniden yazarcasına yaklaşmalıdır.</p>
<p><strong>3. FANTASTİK ESERLERİN METİNSEL ÖZELLİKLERİ VE ÇEVİRİ EKİBİ OLUŞTURULMASI</strong></p>
<p>Çevirmen ilk aşamada kaynak metnin özelliklerini saptamalıdır. Bu bağlamda fantastik eserleri çeviri amaçlı incelediğimizde bir takım çarpıcı metin özelliklerini sayabiliriz. Metinleri çevirmeden önce yapılması gereken araştırma süreci, terminoloji taraması, bilgi birikimi (art-alan bilgisi) v.b. göz önüne alındığında eserler teknik çevirilerin özelliklerini sergilemektedir (teknik metin çevirisi için bkz. Aksoy 1998:75). Bu ön araştırma, eser inceleme aşaması için geçerlidir. Eser çevrilmeye başlandığında ise herhangi bir edebi eserdekine benzer bir takım zorluklar (örneğin: söz sanatları, konuşma dili v.b) göze çarpmaktadır (edebi eserlerin çevirilerinde sorunlar için bkz. Bengi-Öner 1999:137-147). Son aşamada ise, editörlük boyutunda, erek dili iyi bilmek, bir yandan yaratıcı, diğer yandan kaynak esere sadık seçimleri saptayabilmek gerekecektir. Kısaca fantastik eserler teknik ve edebi çeviri özelliklerini birleştirir.</p>
<p>Çevirmenin deneyim sahibi veya eğitimli olması ve fantastik kültürü, özellikle de bu yeni odaklanmalarını çok iyi bilmesi gerekecektir. Ya da en azından bu söyleme ve edebi türe aşina olan çevirmenin bu kitaplara özgü art alan bilgisini nereden, nasıl araştıracağını bilmesi gerekmektedir. Çevirmen eğer fantastik edebiyatın son örneklerine ve güncel söylemine ancak belirli bir ölçüde aşinaysa kendisine araştırmasında yardımcı olacak birini bulması gerekecektir. Ülkemizdeki yayınevlerinin çeviriler için ayırdıkları süreler ve benzeri etmenler düşünüldüğünde her halükarda fantastik eser çevirilerini bir ekip olarak yapmanın daha verimli olabileceği savunulabilir. Bu uğraşın tek kişi tarafından üstlenilmesi hem zor, hem de verimsiz olacaktır. Çeviri ekibinin kimlerden oluşacağı ise metnin değinilen özelliklerinde gizlidir. Ekibin ilk elemanı art alan bilgisini sağlayacak araştırmacı olmalıdır. Bu kişi kim olabilir? Bu şahsın fantastik eserleri ve bu eserlerin tabanını oluşturan geçmiş örnekleri (fantastik literatürü) ve masaüstü ve bilgisayar oyunlarını yakından tanıması ve fantastik eserlere özgü o dünyalardaki “anlamlamaları” iyi bilmesi gerekecektir. Türkiye koşullarında bunun bir profesyonelden çok bu alana gönül vermiş bir kişi olması olasıdır. Böyle bir kişi internet sitelerinden, fantastik edebiyat ile ilgili dernek ve kuruluşlardan aranabilir. İkinci eleman ise çevirmendir. Çevirmenin çeviri alanında eğitim almış olması veya en azından deneyimli olması bir zorunluluktur. Ancak bunlar kesinlikle yeterli olmayıp bu şahısın, kullanılacak söyleme uyum sağlayabilmesi, bu araştırma ve karar evrelerine zaman harcayacak kadar profesyonel olması ve eseri kendi elinden çıkacak bir yapıttan daha çok ekibin fikirleri ışığında oluşacak bir ürün olarak görebilmesi çok önemlidir. Ekibin üçüncü elemanı ise söz edilen bu söylemi bilen ya da en azından aşina olan, Türkiye’de son zamanda basılmış benzer türdeki eserleri okuyan ve bu tür edebiyatı hem Türkçe’sinden hem de yabancı dilden okuyabilecek kadar yetkin olan bir editör/danışmandır. Bu nitelikteki şahıslardan bir çoğu zaten bu edebi türün çevirilerini yaptıran yayınevlerinde çalışmaktadır. Bu kişinin görevi ilk elemanın araştırması ile ortaya konulacak verileri bir bütün içinde değerlendirmek, uzun vadeli kararlar vermek ve hem eserlerin özelliklerini, hem de okuyucuların beklentilerini aynı anda düşünebilmektir.</p>
<p>Bu kitaplar satışa sunulduğunda alacak olan kitle fantastik edebiyata gönül vermiş ve bu türe aşina olan kişiler olabileceği gibi, kitabın kapağını beğenip de alacak, ya da değişik bir şeyler okumak için bu kitabı seçecek kişiler de okuyucu kitlesini oluşturabilmektedir. Çevirmen okuyucunun fantastik kültür bilgisini küçümsememeli, diğer yandan okuyucunun bu türe aşinalığını gözünde büyütmemelidir. Seçimler bu bilgiler ışığında yapılmalıdır. Çevirmen bu çerçevede metni bir bütün olarak anlaşılır kılmanın ötesinde, metin içindeki kavram ve sözcükleri de özenle seçmeli, metne ayrı ayrı kısımlar (örneğin terminoloji) ve bir bütün (örneğin söylemi) olarak aynı anda yaklaşabilmelidir. Yapacağı seçimlerin ülkemizde son yıllarda belirgin bir ilgi toplayabilmiş bir edebi türe ilişkin olduğu düşünülürse, uzun vadeli seçimler yapmalı, bunları tutarlılık içinde yansıtmalı ve kullanmalıdır.</p>
<p><strong>4. FANTASTİK ESERLERİN ÇEVİRİLERİNDE KARŞILAŞILAN SORUNLAR</strong></p>
<p>Çevirmenin tüm bunları göz önünde bulundurması çeviriye başladığı anda ona yardımcı olabilecektir. Çeviri edimi sırasında ise deneyimlerimiz ışığında altı başlık altında toplayabileceğimiz fantastik türe özgü sorunlarla karşılaşabilir.</p>
<p>İlk başlıkta söz dizimi ve yapı bilgisi sorunları ele alınabilir. Bu konu altında bir çok alt başlıktan söz etmek mümkündür ve bunların da bir kaçı genel edebi çeviri sorunları ile örtüşecektir. Ancak bu türe özgü sorunlardan söz etmenin daha verimli olacağını düşünerek, bu başlık altında söz edilebilecek bir çok sorundan yalnızca biri olan, eylem öbeklerinden oluşan ad öbekleri (ya da tam tersi, ad öbeklerinden oluşacak eylem öbekleri) örneklenebilir. Unutulmuş Diyarlarda belli başlı sekiz büyü okulu, ”büyücü türü” belirtilmektedir. Belirli okullardan gelen büyücülere özgü büyüler bulunmaktadır. Örneğin “diviner” adıyla anılan “kahinler”, “divination”-“kehanet büyüleri” yapmaktadırlar. “Diviner” sözcüğünden türetilen “divination” (ya da tam tersi) örneğinden de anlaşılacağı gibi İngilizce’nin yapısı gereği kimi ad öbeklerinden eylem öbekleri (ya da tam tersi) türetilebilmekte, ama iki dilin farklı yapıları düşünüldüğünde bu Türkçe’de zaman zaman mümkün olmamaktadır. Unutulmuş Diyarlar eserlerinde büyücüler genelde mensubu oldukları okulların ve sahip oldukları yeteneklerin kapsamında büyüler yapabildiklerinden, bu okulları bilen ve tanıyan okuyucu, bir büyücünün okulu belirtildiğinde hangi büyüleri yapabildiğini genel hatlarıyla tahmin edebilmektedir, ya da yapılan büyüden büyücünün hangi okuldan olduğu söylenebilmektedir. Bu da çeviride bir şekilde yansıtılmalıdır. Ancak, örneğin “conjuration” okulundan büyücülerin yaptıkları büyülerin eylemi “to conjure up” olarak geçmektedir. “Conjure” sözcüğünün aslen “ika, ifa,” geniş anlamıyla “yapma, etme” gibi karşılıkları vardır. Ama “conjure up” için “ifa etmek, ika etmek” gibi karşılıkların kullanılamayacağı, en azından anlaşılmaz olacağı düşünülebilir. Aynı şekilde “illusionist” okulundan gelen büyücülerin yaptıkları büyüleri tasvir etmek için kullanılan, fantastik bağlamda “göz bağı” anlamına gelen “illusion” için “bir göz bağı yaratmak ya da yapmak” gibi bir karşılıkta da aynı sorunlar ortaya çıkacaktır. Çevirmen bu bilgileri gözetmeksizin değişik okullardan büyücülerin eylemlerine “yaratmak” ya da “yapmak” gibi genel açıklamalar getirirse de bu sefer büyücülerin okullarının ve büyülerinin arasındaki farkı göz ardı etmiş olacaktır.</p>
<p>İkinci başlıktaki sorun terimlerdir. Terimleri herhangi uzmanlık gerektiren bir alana özgü olan ve ancak bu alana aşina insanların bilebilecekleri sözcükler olarak tanımlayabiliriz (çeviride terminoloji sorunu için bkz. Erten 1996:53). Terimler bu eserlere özgü on dört alt-başlıkta toplanabilmektedir: yaratıklar (örn: mindflayer, beholder) ve varlıklar (örn: water elemental, golem), toplumsal (örn: Lord Mayor) ve hitapsal (örn: jordain) unvanlar, sihirler (örn: fire permutation spell, beckoning spell), sihirli aletler (örn: spell scroll) silahlar (örn: halberd, poinard) ve savaş teçhizatı (örn: teeter boards), doğal afetler ve yerler (örn: Evermeet, Netheril, hailstorm) ve coğrafya (örn: Elemental Plane of Fire, Water), giysiler (örn: robe of invisibility) ve süsler (örn: jordain emblem, wizards’ amulet), barınak (örn: floating tower) ve yapılar (örn: houses of coral), yiyecek (örn: rothe) ve içecekler (örn:Haerlu wine, firewine), ulaşım araçları (örn: skyships), din (örn: Temple of Azuth), deyim (örn: Dragon at the gate, May Mystra smile upon thee) ve davranışlar (örn: warding off evil), sosyal (örn: Jordain College, Council of Elders) ve ticari (örn: skie coins, falcon) kültür. Bu başlıklar altında her eserde geçen bir çok örnek verilebileceği gibi, her bir yazarın yalnızca belirli bir kitabında ya da dizisinde geçen, tek seferlik örnekler vermek de mümkündür. Bu çevirmen açısından zorlayıcı olup, ekip çalışmasında sözü geçen alan bilgisine sahip elemanın önemini vurgular.</p>
<p>Üçüncü başlıkta söylemden söz edilebilir. Çeviride kullanılacak olan Türkçe büyük önem taşımaktadır. Dilimiz gerek Latin kökenli, gerek Germen kökenli sözcüklerin ödünç alınması ile ve diğer yandan Arapça’dan ve Farsça’dan alınan sözcüklerin benimsenmesi ile belirli durumlarda örtüşecek, aynı kavram için kullanılabilecek bir kaç seçenek sunmaktadır. Aynı kavramı ya Türkçe olarak, ya da Arapça’dan, Farsça’dan veya İngilizce’den ödünç alındığı şekliyle ifade etmek söz konusu olabilmektedir. Bu durumda çevirmenin eserde dil bütünlüğüne dikkat etmesi gerekecektir. Bir satırda İngilizce’den ödünç alınan bir ifadenin ardından bir sonraki satırda aynı sözcük veya benzer bir olguyu anlatan bir diğer sözcüğün Türkçe’si’nin kullanılması okuyucu açısından zorlayıcı olabilecektir. Gerçi Türkçe’nin bu özelliği bu kitapların diline yatkın olan geniş bir dil bütüncesi sunmaktadır. Örneğin Farsça ve Arapça’dan dilimize geçen, hala kullanılan ve anlaşılan sözcüklerle eserlerde geçmiş zamanların “havası”, “sihir dilinin” yansıması verilebilmektedir. Örneğin “büyücüler başı” yerine “Sihirşah” kullanılması, “deli büyücü” yerine “meczup büyücü” denilmesi, çok güçlü sihirlerle varlıkları çaresiz bırakan, tutsak eden bir aygıt olan “bağlayıcı zincir” yerine “derdest zinciri” ifadesi, günümüzden uzak, anlayabildiğimiz, ama bir parçası olmadığımız dünyaları çağrıştırır. Ancak sözcük seçimlerini yaparken metni anlaşılmaz hale getirmekten de çekinilmelidir. Bu, aslında çeviri kuramındaki tarihsel ve zamansal uzaklık konusunda seçimleri iyi yapmayı kapsayacaktır (tarihsel ve zamansal uzaklık kavramları için bkz. Altay 1995: 21-22).</p>
<p>Çevirmenin bir de bu eserleri oluşturan “dünya” hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bu bağlamda şu gibi sorular sorulabilir: söz konusu olan fantastik dünyanın “hiyerarşisi” nedir? Kabul edilen kuralları ve gerçeği nedir? Bunların altında yatan nedenler nelerdir? Bu bağlamda gerek Unutulmuş Diyarlar eserlerinin, gerekse tüm fantastik edebiyatın ve hatta gelecekte karşılaşılabileceği düşünülen verilerin bile göz önünde bulundurulması gerekecektir. Örneğin “sprite” sözcüğünü sözlükteki ilk karşılığı olan “cin” ile karşılayan çevirmen, dizinin bir sonraki kitabında “sprite” adıyla anılan yaratıktan faklı özellikler sergileyen “genie” karşısına çıktığında bunun eşdeğeri Türkçe’de “cin” olduğundan ve bunu daha önce başka bir yaratığı betimlemek için kullandığından, bir karşılık bulmakta zorluk çekecektir. Bir sözcüğe veya kavrama karşılık bulurken gelişigüzel seçimlerin değil, düşünülmüş ve tartılmış seçeneklerin kullanılması gerekir.</p>
<p>Beşinci başlık altında çevirmenin bir de halihazırda satışa sunulmuş eserlerde geçen ve kabul görmüş karşılıklarla kısıtlandığına değinilebilir. Kesin kabul görmüş karşılıklar söz konusu olmasa bile, kısmen yerleşmiş olan çeviriler de bulunmaktadır. Buna fantastik edebiyatta söz edilen bir ırkın ismi olan “elf” sözcüğünün aynen kullanılmasını, yine bir ırk ismi olan “dwarf” için kimi eserde “dwarf” (bkz: <em>The Dark Elf Trilogy </em>eserlerinin çevirileri<em>Kara Elf Üçlemesi</em>-Arka Bahçe Yayınevi, ve Hobbit eserinin çizgi roman versiyonunun çevirilerinde- Ithaki Yayınevi), kimi eserde ise “cüce” karşılığının bulunması örnek verilebilir (bkz Tolkien- <em>The Lord of the Rings </em>(1968) eserlerinin çevirileri -<em>Yüzüklerin Efendisi </em>Metis Yayınları 2001).</p>
<p>Çevirmenin bir başka sorunu ise, daha önce de değinilen okuyucu kitlesi göz önünde bulundurulduğunda, eserin hem bir çeviri olması ve hem de kolay okunabilirlik açısından erek dildeki ifadelerin kullanılması gerektiğidir. Ancak bu eserlerin ve oyunların hayranları kendi aralarında genel olarak terimlerin İngilizce’lerini kullanmaya alışmışlardır ve Türkçe karşılıklar bulunması gerektiği her ne kadar tartışılsa da ve belirli okuyucular tarafından kabul edilse de, bunun nasıl yapılacağı, nasıl yapılması gerektiği belirlenmemiştir. Türetilecek karşılıkların ise kabul görüp görmeyeceği belli değildir. Beklentileri çok olan bir okuyucu kitlesi karşısında çevirmenin bir yandan çevirideki sorunları en aza indirgerken bir yandan da aslında kimi okur için bir oyundan türetilmiş, (yani bir anlamda özgün olmayan), bir kaynağa sadık kalması gerekmektedir.</p>
<p>Çevirmenin en önemli sorunu ise tek bir çeviri yöntemi ile metne yaklaşamaması ve çeviri yöntemlerinin, nerede hangi yöntemi kullanacağı, “kaynaktan uzaklaşımları” nereye kadar göze alacağı veya almayacağı gibi seçimlere bağlı olarak belirleneceğidir. Örneğin, yaratık isimlerini bir tutarlılık içinde çevirmek istemek yeterli olmayacaktır, bunları Türkçe yazarak, Türkçe anlatarak, tamamen farklı birer isim vererek, kaynaktaki yazımıyla aynen bırakarak vermek gibi seçimler söz konusudur. Örneğin, içinde Türk alfabesinde bulunan harflerin geçtiği ve Türkçe kolaylıkla telâffuz edilebilen bir yaratık ismini aynen bırakırken bir sonraki yaratık isminde Türk alfabesinde bulunmayan harflerin geçebileceğini, veya Türkçe telâffuzun zor olabileceğini düşünmelidir. Buna örnek olarak “stirge” diye anılan yaratığın isminin çeviride yarattığı zorluğu verebiliriz. “Stirge” adı, “störc” olarak telâffuz edilmektedir, Çevirmenin bunu aynen İngilizce yazıldığı gibi okunsun diye İngilizce olarak bıraktığını varsayarsak, bir sonraki yaratık olan “wemic” de sorun çıkmaktadır. Zira “w” harfi Türk alfabesinde yer almamaktadır. “W” harfini Türk okuyucunun bir şekilde aşina olduğunu varsayarsak, bu sefer de bir sonraki yaratık isminde, örneğin “rothe”de (“rothay” diye okunmaktadır) “th” sesinden dolayı zorluk çıkmaktadır. Çevirmenin bu isimleri aynen bıraktığını varsayarsak karşısına “genie” çıktığında bırakması mı gerekecektir, yoksa “cin” mi diyecektir, ya da “dwarf” aynen kalacak mıdır yoksa “cüce” mi olacaktır. O zaman bazı yaratık isimleri Türkçe bir anlam ifade ederken, çağrışımları varken, bazıları için bu geçerli olmayacaktır. Kısacası çevirmen seçimleri yaparken bir çok etmeni değerlendirmelidir. Bu bağlamda çevirmenin seçeneklerini incelemek gerekecektir.</p>
<p><strong>5. FANTASTİK EDEBİYATTA KULLANILABİLECEK BAZI ÇEVİRİ YÖNTEMLERİ VE ÇEVİRİ SÜRECİ</strong></p>
<p>Çeviri kuramında çevirmenlere yol göstermek, seçenek sunmak için belirli çeviri yöntemlerinden söz edilebilir (çeviri yöntemleri için bkz Shuttleworth 1997). Yayınevlerinde çevrilmekte olan ve çevrilmiş eserleri taradığımızda genelde belirli çeviri yöntemlerinin tutarlı ve bilinçli bir şekilde kullanıldığı söylenebilir. Belli başlı on çeviri yönteminden (ve bunların türevlerinden) söz etmek mümkündür. Çeviri yöntemlerini çok kısaca açıklamak ve her birine bir örnek vermek konuyu aydınlatacaktır. Örnekler Elaine Cunningham’ın <em>Magehound </em>(2000) eserinden ve çevirisinden (<em>Büyücüavcısı</em> 2002), aynı yazarın <em>Floodgate</em> (2001) eserinden ve çevirisinden (<em>Selgeçidi </em>2002), ve Ed Greenwood’un<em>Elminster: The Making of a Mage </em>eserinden ve çevirisinden (<em>Elminster: Bir Büyücü Yaratmak </em>2002) verilmiştir. Bu eserler Forgotten Realms – Unutulmuş Diyarlar kitaplarıdır.</p>
<p>İlk yöntem çeviride “transcription- çevriyazı” denen ve yabancı dildeki sözcüğü aynen alıp yalnızca yazımını Türkçeleştirmeyi içeren yöntemdir. Buna örnek olarak hem toplumsal unvan, hem de yer yer Sihir Tanrıçası Mystra’ya gönderme olan “lady” sözcüğünün “Leydi” olarak aktarılmasını, veya fantastik kültürde yarı aslan, yarı insan olan bir yaratık olan “wemic”in, “vemik” olarak, telaffuz edildiği şekliyle aynen aktarımını örnek verebiliriz. (bkz: <em>Magehound-Büyücüavcısı</em>)</p>
<p>İkinci yöntem kaynaktaki bir sözcüğü aynen erek metne taşımak olan “ödünç alma- borrowing” yöntemidir. Fantastik eserlerde geçen bir ırkın adı olan “elf” sözcüğünün Türkçe çevirilerde aynen kullanılması bu çeviri yöntemine örnek verilebilir. Bu durumda sözcük yazımı da dahil her açıdan yabancı bir öğe olacaktır (bkz: <em>Floodgate-Selgeçidi</em>).</p>
<p>Üçüncü yöntem ise sözcüğü sözcüğüne, sadık çeviri yöntemidir. Bu bir önceki yöntemden farklı olarak dilimize yerleşmiş yabancı sözcüklerin kullanımını içerir. Örnek olarak kağıt olarak kullanılan “parchment”in “parşömen”, toplumsal sınıfları ve büyüleri simgelemek için kullanılan “symbol” sözcüğünün “sembol” olarak kullanımı verilebilir (bkz: <em>Floodgate &#8211; Selgeçidi</em>).</p>
<p>Dördüncü yöntemde “eşleme-equation” olarak adlandırılabilecek işlem yapılmaktadır. Buna örnek olarak İngilizce-Türkçe sözlüğü bakıldığında “silahlı birlik” olarak çevrilmiş/karşılığı verilmiş olan “militia” sözcüğünün “asker” olarak çevrilmesini verebiliriz. “Silahlı birlik” kavramı, “asker” kavramını belirli bir ölçüde karşılamakta, hatta belki de kapsamaktadır. Ancak Unutulmuş Diyarlarda “militia” olarak anılan birlikler Türk kültüründe askerlerin üstlendiği rolü üslenmekte, aynı görevi yapmaktadırlar. Bu nedenle “asker” olarak çevrilmesi okuyucu açısından belirli olguları açıklığa kavuşturacaktır. Kaynak eserde geçen bir kavramın (örn: militia) Türkçe’de ve kültürümüzde eşdeğer başka bir çevirisi olduğu halde (örn: silahlı birlik) kavramsal olarak işaret ettiği şeyi ifade eden bir sözcük (örn: asker) bulunduğu durumlarda bu yöntem kullanılabilir. Bu yöntem tam olarak uyarlama değildir çünkü “asker” kavramı kaynak kültürde erek kültürdekiyle belirli ölçüde örtüşecek şekilde kullanılmaktadır (bkz: <em>Magehound-Büyücüavcısı</em>).</p>
<p>Beşinci çeviri yöntemi “paraphrasing- açımlama” olarak adlandırılan yöntemdir ve öğeyi açıklayan bir karşılık bulunmasını içerir. Örneğin, bir dövüş sahnesinde önemli bir galibiyete sebep olan bir silahı tanımlayan “halberd” sözcüğünün Türkçe’de tam olarak bir eşdeğeri bulunmadığı için açıklanarak, “baltalı mızrak” olarak çevrilmesidir (bkz:<em>Elminster: Bir Büyücü Yaratmak</em>).</p>
<p>Altıncı yöntemde “lexical decomposition/recomposition- sözcükleri yapılarını ayırıp yeniden türetme” yapılır. Buna örnek olarak ayın parlayışı ile ünlenmiş bir yer ismi olan “Silverymoon” sözcüğünün “silver “ ve “moon” öğelerine ayrılarak sonrasında Türkçe’ye tek tek (“silver-sim”, “moon-ay”) çevrilerek, birleştirilip “Simay” karşılığının türetilmesi örnek gösterilebilir (bkz: <em>Magehound-Büyücüavcısı</em>).<br />
.<br />
Yedinci yöntemde “adaptation-uyarlama” yapılmaktadır. Bu bağlamda kaynak eserdeki öğe kendi dilimiz ve kültürümüzdeki bir öğeyle karşılanmaktadır. Buna örnek olarak bir danışman/savaşçılar eğitim ve yetiştirme kurumu olan “House of Jordain” sözcük öbeğinin çevirisi verilebilir. Örnekte geçen “House” kavramı İngiliz tarihinde feodal sistem içinde belirli bir hükümdarın (asilzadenin) yönetimindeki bir topluluğu, bir gruplaşmayı, askeri veya politik amaçlı bir özdeşimi çağrıştırır. Benzer çağrışımlar yapacak şekilde, Osmanlı tarihindeki askeri, siyasi v.b kurumlara da gönderme yapılarak bu öğe “Jordeyn Ocağı” olarak çevrilebilmektedir. “House” kavramı (bu bağlamdaki anlamıyla) Türk kültüründe yer almamaktadır, diğer yandan “Ocak” kavramı (bu bağlamdaki anlamıyla) İngiliz (Avrupa) kültüründe yer almamaktadır. Ancak bu iki kavramın örtüşen çağrışımları bu çeviriyi anlamlı ve yeterli kılacaktır (bkz: <em>Floodgate-Selgeçidi</em>).</p>
<p>Sekizinci yöntemde kaynak eserde yer alan öğe “sadeleştirilir”, buna “neutralization” adı da verilir. Bu bağlamda çeviri kaynaktaki öğeden daha çok onun ifade ettiğini içerir, Örneğin, üzerinde uçan bir kuş resmi ile basılan sikkelere atfen “falcon” olarak adlandırılan para birimi metne ilişkin bir takım düşünceler ışığında “para” olarak sadeleştirilmiş, her hangi bir kültürel yankıdan uzaklaştırılmıştır (bkz: <em>Elminster: Bir Büyücü Yaratmak</em>).</p>
<p>Dokuzuncu yöntemde sözcüğün kendisini çevirmekten daha çok, onun ifade ettiği şeyi çevirmek söz konusudur. Bu yöntem sözcüğü çıkarmak, arkasında yatan kavramı çevirmek – “delete word express notion” olarak tanımlanabilir, bir tek sözcük bir öbek veya cümleyle çevrilir. Buna örnek olarak “warding” diye geçen, köylülere özgü, korkulan durumlarda belirli hareketler yaparak kendilerini korumaya yönelik davranışlar sergileme kavramının çevirisini verebiliriz. Bu bağlamda bu sözcüğün tek bir sözcükle karşılanması söz konusu değildir. En yakın anlaşılabilir karşılığı Hıristiyan kültüründe tehlike, korku veya benzeri durumlarda yapılan hareket olan “haç çıkarmak” olmakla birlikte, bunu çeviride kullanmak tamamen farklı bir kültüre, kullanıldığı bağlamda yersiz bir gönderme olacaktır. Bu nedenle bu öğeyi çıkartıp “kendilerini koruyacağına inandıkları bir takım hareketler yaptılar” gibi bir ifade kullanılabilir (bkz: <em>Magehound-Büyücüavcısı</em>).</p>
<p>Onuncu yöntemde yine sözcükler yapılarına ayrıştırılır ve bu sefer yapılar açıklanarak çevrilir, birebir sadık kalınmaz buna “lexical decomposition-explanation of unit” adı da verilebilir. Bunun sebebi çevrilen sözcüğünün öğelerinin sadık kalarak çevrildiğinde kaynağı açıkça ifade edememesi, ya da yanılgıya yol açmasıdır. Buna örnek olarak “Castle of Sorcery” öbeğinin “Sihirbazlık Kalesi”, değil de “Sihir Kalesi” olarak çevrilmesi verilebilir. “Sihirbazlık Kalesi” ifadesi “sihirbazların maharetlerini gösterdikleri yer” gibi anlaşılabilir, ancak söz konusu öbekte kaynak eserde vurgulanan “sihirbazlar” değil kalenin kendisinin “sihridir” (bkz: <em>Elminster: Bir Büyücü Yaratmak</em>).</p>
<p>Yukarıda söz edilen yöntemlerin çeviride gelişigüzel kullanılmaması doğru olacaktır. Yöntemlerin hangisinin, ne yoğunlukla, nerede ve ne amaçla kullanılacağını saptamaya yarayacak bir takım kısıtlamalar, çevirmenin kendine sorması gereken bir takım sorular vardır. Bu soruların bazıları kısaca şöyledir: 1) Kavramın/sözcüğün kabul görmüş bir çeviri karşılığı var mıdır?(bu bağlamda o karşılığın ne kadar uygun olduğu da tartışılabilir). 2)Yapılacak olan seçim metnin tümünün söylemine ne kadar uymaktadır? (İngilizce’den ödünç alınmış sözcüğün yanına Arapça’dan ödünç alınmış sözcük ne kadar uygun olacaktır? Türkçe’ye uyarlanmış karşılıkların kullanıldığı bir metinde İngilizce’den ödünç alınmış bir sözcük okuyucu tarafından nasıl değerlendirilecektir?) 3) Söz konusu sözcük, öğe, kavram ne kadar sıklıkla geçmektedir? 4) Metin içinde ne kadar önemlidir? (bazen bir tek yerde geçen bir sözcük hikayeyle çok bağlantılı olabildiği gibi, kimi zaman çokça tekrarlanan bir öğe göreceli olarak önemsiz olabilir) 5) Bulunan karşılık çağrışımsal mıdır? (Her hangi birine sorsanız aklında canlanacak olan aynı şey midir? Yoksa yalnızca çevirmene özgü bir çağrışım mıdır?) 6) Bulunan karşılık ne kadar yaratıcıdır? (okuyucuyu basit, sözcüğü-sözcüğüne çevrilmiş karşılıkların sıkabileceği düşünülmelidir) 7) Bir öğenin belirli bir yöntemle çevrilmesi, aynen bırakılması, uyarlanmasının arkasında bu düşüncelerin hangisi yatmaktadır? <img src='http://www.kayipdunya.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Başka bir öğeyle karıştırılabilir mi? Başka bir sözcükle anlamsal olarak örtüşebilir mi? Bu çok yanlış mı olacaktır?</p>
<p>Tüm bu söylenenler ışığında çevirmenlere önerilebilecek bir çeviri süreci bulunmaktadır. İlk adımda çevirmen metni bir okuyucu gibi okumalı ve okuduğu eserden zevk alıyorsa ve bir şekilde onunla “kaynaşıyorsa” çevirisini yapmalıdır. Bu eseri çevirip çeviremeyeceğini de düşünmelidir. İkinci adımda bir çevirmen olarak metne yaklaşmalıdır. Fantastik edebiyatı, yazarı, Türkçe’ye çevrilmiş diğer benzer örneklerini ne kadar iyi bildiğini değerlendirmelidir. Eğer çeviriyi yapmaya karar verirse bu aşamada eseri bir daha okuyup, benimseyeceği genel yaklaşımı ortaya koymalı, hangi metinsel özelliklerin geçerli olduğunu saptamalı, teknik zorluklar konusunda notlar alıp, terminoloji ve kavram listesi çıkartarak araştırma yapmalı/yaptırmalıdır. Üçüncü aşamada bunları ekibiyle tartışıp mümkün olduğunca çözümleyerek çeviriye başlamalıdır ki yaptığı çeviri tekrar tekrar editörlük gerektirmesin. Çeviriyi yapmaya başlayacağı dördüncü adımda edebi çeviri ilkelerini benimsemeli, seçimlerine dikkat ederek, kullandığı yöntemlerde tutarlılık sergilemelidir. Beşinci aşamada kendi yaptığı çeviriyi okuyarak gerek dilini, gerekse terminolojisini ve bunlar ışığında seçimlerini gözden geçirmelidir. Bu aşamadan sonra metni editörüne teslim etmeli ve mümkünse ancak belli bir süre sonra yeniden okumalı ve değerlendirmeye çalışmalıdır. Bu aşamada da düzeltme olacaktır. Ancak bunun ideal koşullar altında yapılması gerekenler olduğunu ve ülkemizdeki bazı yayınevleri söz konusu olduğunda kimi zaman mümkün olamayacağını belirtmek gerekecektir. Burada anlatılanların çeviri sürecinin ancak kısa bir özeti, gerek çevirmen olarak, gerekse editör olarak yapılanların ancak bir taslağı olabileceğini vurgulamak gerekir.</p>
<p><strong>6. SONUÇ</strong></p>
<p>Ülkemizde, ne yazık ki saygın bir edebi türden çok yaygın bir edebi tür olarak görülen fantastik edebiyat eserlerinin çevirilerinin, her dil bilenin altından kalkabileceği kadar basit bir uğraş olmadığını belirtmek gerekir. Gerek çevirmenlerin ve editörlerin, gerekse okuyucuların Türkiye’de bu edebi türün yaygınlaşması adına bir takım ilklere imza attığı göz ardı edilmemelidir. Okuyucuların ve bu alana gönül vermiş kişilerin de katkısıyla daha da hatasız çeviriler çıkacaktır.</p>
<p>Ancak yayınevlerinin bu edebi türün çevirisinin ve düzeltiminin (editörlüğünün) zorluklarını tartması ve bu tür eserlerin özenilmiş çevirilerini basmak için emek harcaması gerekecektir. Aynı şekilde çevirmenlerin yalnızca çeviri eğitimi almış, ya da çeviri yapa yapa yetkinleşmiş kişiler olması yeterli olmayacak, ya fantastik dünyaya ve söyleme hakim, ya da bunu araştırmaya ve öğrenmeye niyetli, ekip çalışması yapabilecek kişiler olması gerekecektir. En büyük sorumluluk da okuyuculara düşmektedir. Ülkemizde hızla yaygınlaşan bu edebi türün çevirilerinin gelecekte basılmaya devam etmesi ve daha nitelikli çevirilerin yapılabilmesi için okuyucuların çevirilerin kalitesine gerektiği yerde tepki vererek, düşüncelerini ortaya koymaları daha özenli çeviriler yapılmasını sağlayacaktır.</p>
<p>KAYNAKÇA:<br />
AKSOY, Berrin.<br />
1998 “Teknik Çeviri”. Journal of Faculty of Letters. December 1998. Ankara: Bizim Büro. 71-80.<br />
ALTAY, Ayfer.<br />
1995 “Cross Temporal Factor and Historical Distance in Translation”. Çeviribilim ve Uygulamaları. Aralık 1995. Ankara: Bizim Büro. 13-28.<br />
BECKER; A.L.<br />
2000 Beyond Translation. Michigan: University of Michigan Press.<br />
BENGİ-ÖNER, Işın.<br />
1999 Çeviri bir Süreçtir…Ya Çeviribilim? Istanbul: Sel Yayıncılık.<br />
CUNNINGHAM, Elaine<br />
2000 Magehound. USA: Wizards of the Coast. (Counselors &amp; Kings I-Forgotten Realms)<br />
2001 Floodgate. USA: Wizards of the Coast (Counselors &amp; Kings II- Forgotten Realms)<br />
2002a Büyücüavcısı. (Çev: Şirin Okyayuz Yener). Ankara:Phoenix Yayınevi<br />
2002b Selgeçidi. (Çev: Şirin Okyayuz Yener). Ankara: Phoenix Yayınevi<br />
1999 The Dream Spheres. Washington: Wizards of theCoast. (Songs and Swords &#8211; Forgotten Realms).<br />
2000a Elfshadow. Washington: Wizards of the Coast. (Songs and Swords- Forgotten Realms)<br />
2000b Elfsong. Washington: Wizards of the Coast. (Songs and Swords- Forgotten Realms)<br />
2001a Silver Shadows. Washington: Wizards of the Coast. (Songs and Swords- Forgotten Realms)<br />
2001b Thornhold. Washington: Wizards of the Coast. (Songs and Swords- Forgotten Realms)<br />
1996a Tangled Webs. Washington: Wizards of the Coast. (Starlight and Shadows I -Forgotten Realms)<br />
1996b Daughter of the Drow. Washington: Wizards of the Coast. (Starlight and Shadows II- Forgotten Realms)<br />
DENNING, Troy.<br />
2001a The Summoning. Washington: Wizards of the Coast. (Return of the Archwizards I- Forgotten Realms)<br />
2001b The Siege. Washington: Wizards of the Coast. (Return of the Archwizards II- Forgotten Realms)<br />
2002 The Sorcerer. Washington: Wizards of the Coast. (Return of the Archwizards III- Forgotten Realms)<br />
ELROD, P.N.<br />
1995 I, Strahd. Washington: Wizards of the Coast. (Ravenloft).<br />
2001 Ben, Strahd. (Çev: Kerem Karaerkek). Ankara: Ankira Yayıncılık.<br />
ERTEN, Asalet.<br />
1996 “Terminolojinin Önemi ve Çeviri Edimi”. Çeviribilim ve Uygulamaları. Aralık 1996. Ankara: Bizim Büro. 51-60<br />
GOLDEN, Christie.<br />
1991 Vampire of the Mists. Washington: Wizards of the Coast. (Ravenloft).<br />
2000 Sislerin Vampiri. (Çev: Kerem Karaerkek). Ankara: Ankira Yayıncılık.<br />
GREENWOOD, Ed.<br />
1994 Elminster: The Making of A Mage. USA: TSR. (Elminster Series &#8211; Forgotten Realms).<br />
2002 Elminster: Bir Büyücü Yaratmak.(Çev: Volkan Dalkılıç). Ankara: Phoenix Yayınevi.<br />
HERMANS, Theo.<br />
1999 Translation in Systems. UK: St Jerome’s Publishing.<br />
LOWDER, James.<br />
1991 Knight of the Black Rose. Washington: Wizards of the Coast. (Ravenloft).<br />
2002 Kara Gül Şovalyesi. (Çev: İlker Özbilek &amp; Selim Cambazoğlu). Washington: Wizards of the Coast. (Ravenloft).<br />
LOWDER, James &amp; Veronica Whitney ROBINSON.<br />
1999 Spectre of the Black Rose. Washington: Wizards of the Coast. (Ravenloft).<br />
2002 Kara Gül’ün Hayaleti. (Çev: Levent Türer). Ankara: Ankira Yayıncılık.<br />
MUNDAY; Jeremy.<br />
2001 Introducing Translation Studies: Theories and Applications. London and New York: Routledge.<br />
NORD, Christiane.<br />
1997 Translating as a Purposeful Activity. UK: St Jerome’s Publishing.<br />
ROWLING, J.K.<br />
1997 Harry Potter and the Philosophers Stone. UK: Bloomsbury.<br />
1998 Harry Potter and the Chamber of Secrets. UK: Bloomsbury.<br />
1999 Harry Potter and the Prisoner of Azkaban. UK: Bloomsbury.<br />
2000 Harry Potter and the Goblet of Fire. UK: Bloomsbury.<br />
2001a Harry Potter ve Felsefe Taşı. (Çev: Ülkü Tamer). Istanbul: YKY.<br />
2001b Harry Potter ve Sırlar Odası. (Çev: Sevin Okyay). Istanbul: YKY.<br />
2001c Harry Potter ve Azkaban Tutsağı. (Çev: Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu). Istanbul: YKY<br />
2001d Harry Potter ve Ateş Kadehi. (Çev: Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu). Istanbul: YKY<br />
SALVATORE, R.A.)<br />
1990a Homeland. Washington: Wizards of the Coast. (The Dark Elf Trilogy I- Forgotten Realms)<br />
1990b Exile. Washington: Wizards of the Coast. (The Dark Elf Trilogy II- Forgotten Realms)<br />
1991 Sojourn. Washington: Wizards of the Coast.(The Dark Elf Trilogy III- Forgotten Realms)<br />
2001a Anayurt. (Çev: Boğaç Erkan). Istanbul: Arkabahçe Yayıncılık.<br />
2001b Sürgün. (Çev: Boğaç Erkan). Istanbul: Arkabahçe Yayıncılık.<br />
2001c Göç. (Çev: Emre Yerlikhan). Istanbul: Arkabahçe Yayıncılık.<br />
SHUTTLEWORTH, Mark.<br />
1997 Dictionary of Translation Studies. UK: St. Jerome Publishing.<br />
TOLKIEN, J.R.R.<br />
1968 The Lord of the Rings. UK: Harper Collins.<br />
1990 The Hobbit: Or there and back again (Çizen David Wenzel). USA: Ballantine Books.<br />
1999 Hobbit: Ya da oradaydık şimdi burdayız. (Çev: Özlem Alpin Kurdoğlu). Istanbul: Ithaki Yayınları.<br />
2001 Yüzüklerin Efendisi. (Çev: Çiğdem Erkal İpek). Istanbul: Metis Yayınları<br />
TOURY, Gideon.<br />
1995 Descriptive Translation Studies and Beyond. Amsterdam: John Benjamins Publishing House.</p>
<p><span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', Times, serif;">Internet Adresleri:<br />
http:// boards.gamers.com/messages/overview.asp?name=sohbet<br />
www.ankira.com<br />
www.lostlibrary.org<br />
<a href="http://www.kayipdunya.com">www. kayipdunya .com</a><br />
<span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p><span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', Times, serif;"><span style="font-size: small;">* Hacettepe Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümleri Yarı zamanlı Öğretim Görevlisi, çevirmen </span></span></p>
<p><span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', Times, serif;">** Phoenix Yayınevi Fantastik Edebiyat Eserleri Editörü ve Çevirmeni</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/volkan-dalkilic/fantastik-eserlerin-cevirisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/08/k12.jpg' length ='26112'  type='image/jpg' />
		<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/08/k12-130x150.jpg" />
		<media:content url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/08/k12.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">k12</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/08/k12-130x150.jpg" />
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>YAZARLIK DERSLERİ &#8211; 11</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/yazarlik-dersleri/yazarlik-dersleri-11</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/yazarlik-dersleri/yazarlik-dersleri-11#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2002 01:37:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kayıp Dünya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlık Dersleri]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=1688</guid>
		<description><![CDATA[11. Ders
&#8220;QUO VADİS DOMİNEE&#8221;
Merhaba arkadaşlar&#8230;
Sonunda okullar açıldı.. Ömrü boyunca, &#8220;öğrenci&#8221; olmanın dışında bir yaşam tanımayanlar için sıkıcı ya da zevk verici bir eylem yeniden başladı..Herkese iyi bir öğrenim dönemi geçirmelerini diliyorum. Yaşadıkları ve alıştıkları ortamı değiştirenler için bir &#8220;serüven&#8221; başlıyor. Yeni bir şehir, yeni bir okul, yeni arkadaşlar yeni bunalımlar ve buhranlar&#8230; Tüm bu sayılanlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em>11. Ders</em></span></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>&#8220;QUO VADİS DOMİNEE&#8221;</em></strong></p>
<p>Merhaba arkadaşlar&#8230;</p>
<p>Sonunda okullar açıldı.. Ömrü boyunca, &#8220;öğrenci&#8221; olmanın dışında bir yaşam tanımayanlar için sıkıcı ya da zevk verici bir eylem yeniden başladı..Herkese iyi bir öğrenim dönemi geçirmelerini diliyorum. Yaşadıkları ve alıştıkları ortamı değiştirenler için bir &#8220;serüven&#8221; başlıyor. Yeni bir şehir, yeni bir okul, yeni arkadaşlar yeni bunalımlar ve buhranlar&#8230; Tüm bu sayılanlar &#8220;serüven&#8221;in parçalarıdır. Parçalar bütünleştiğinde yerini &#8220;deneyim&#8221;e bırakacaktır. Boşa geçtiğini düşündürecek, size &#8220;burada ne işim var? &#8220;dedirtecek anların, sıklıkla yaşanacağı en az dört yıllık bir serüven.. Yılmayın, pes etmeyin &#8220;serüven&#8221;i sonuna kadar yaşayıp tadını çıkarın..</p>
<p>Yıllar önce okuduğum bir roman &#8220;<strong><em>Quo vadis, Dominee</em></strong>&#8221; cümlesinin yer aldığı bir paragrafla bitiyordu. Romanla ilgili fazla bir şey hatırlamıyorum. Yazarını bile.. Oysa bu cümle beynime kazınmıştı: &#8220;Nereye gidiyorsun Efendi?&#8221; Yaşantımın dönüm noktalarında bu soruyu hep sordum kendime: &#8220;Nereye gidiyorsun Ayşegül?&#8221; Elbette ki yanıtı, bir sonraki soru döneminde alabiliyordum.. Yaşamadan yanıtını bilemeyeceğim bir soru bu? Romanda <strong>Hz.İsa</strong> başına gelenlerden yorulmuş, Kudüs&#8217;ü terk ederken bir ses duyar, ses ona geri dönüp savaşımına devam etmesini emreder. İsa bu emre uyar.. Roman biter.. Biz sonraki öyküyü biliyoruz. İsa çarmıha gerilir, öğretisi günümüze kadar sürer. İşte o geri dönüş anı &#8220;<strong><em>serüven</em></strong>&#8220;in başlangıcıdır.</p>
<p>&#8220;<strong><em>Serüven&#8230; </em></strong>&#8221; Sihirli sözcük!.. Eskiler &#8220;macera&#8221; derlerdi ona.. Bu sözcük 53 yaşındaki kadında bile heyecan uyandırıyor.. Buruk da olsa öyle.. Ve Serüvenciler!.. Onları izlemek nasıl da keyiflidir.. İster <strong><em>El Dorado</em></strong> (Altın Şehir)&#8217; yu aramak için, isterse <strong><em>İthaka</em></strong>&#8216;yı bulmak için veya herhangi bir galakside var olduğu söylenen bir ülke için ya da &#8220;<strong><em>Denizler Altında 20 000 Fersah</em></strong>&#8221; yol alıp o dünyayı tanımak için yapılsın, serüven hep ilgimizi çekmiştir. Bizim yerimize bir başkası da yaşasa bu serüvenleri, bize ustalıkla aktaran birini bulduğumuzda, sanki serüveni biz yaşamışız, ya da o serüvenin parçasıymış gibi zevk duyarız.. Öylesine zevk duyarız ki, bir başka kitap daha ararız susuzluğumuzu gidersin diye..</p>
<p>Bu kadar uzun bir girişten sonra konuyu anlamışsınızdır: Bugünkü konumuz &#8220;<strong><em>Serüven Kurgusu</em></strong>&#8220;.. Başlamadan önce bir arkadaşımız çaylarımızı hazırlarsa iyi olur. Sıcak çay lütfen. Ankara&#8217;mız soğudu artık.. Eveeet.. &#8220;Dumanaltı&#8221; olmamak için sigaralarımızı teker teker içiyoruz.</p>
<p>Serüven Kurgusu eyleme dayalı bir kurgudur ve &#8220;Araştırma Kurgusu&#8221; ile çok sık karıştırılır. Hatırlayacaksınız Araştırma Kurgusu karakter kurgusu idi.. Eylemden çok, &#8220;<strong>karakterin değişimi</strong>&#8221; önemliydi. Serüven Kurgusu&#8217;nda ise &#8220;<strong>eylem</strong>&#8221; ön plandadır. Okuru eylem ilgilendirir. Roman boyunca eylemin gerçekleşmesini bekler. Gerçekleşme ise bir yolculuktur. Seçtiğiniz türe göre şekillenir.. Yaşanan tek bir olay yoktur. Peş peşe olaylar yer alır.. Tümü hedefe yönelen olaylardır. Adım adım.. &#8220;<strong><em>Hollywood&#8217;un en sevdiği kurgu</em></strong>&#8221; diyor <strong>Tobias</strong>&#8230; Bu kurgu sayesinde &#8220;devam filmleri&#8221; veya dizi filmler çekilebilmektedir. Yaşlanmayan, ölmeyen, tek bir aşkla yetinmeyen kahramanlar, böyle bir kurgunun temel taşı olabiliyor. (Çizgi filmler ve romanlar dahil) Hele fantastik-bilim kurgu işliyorsak yazarın işi daha kolaydır. Bir önceki bölümde ölen kahramanın saç telinden dahi, onu yaşama döndürmenin yolunu bulup başka bir serüvene yollayabiliriz. Ya da kahramanımız ölmemiştir, onu öldü sanıyorlardır. Akla uygun bir yol bulup, serüvenini devam ettiririz. Çünkü burada karakter değil, eylem önemlidir.</p>
<p>Serüven merakımız masallarla başlar, romanlarla devam eder.. (Romanı filmler izler.) Soluk soluğa anlatıcıyı dinleriz.. Bilmediğimiz ülkeler, Kaf Dağı&#8217;nın ardındaki hazineler, garip yaratıklar, bir dudağı yerde bir dudağı gökte dev analar, lambadan çıkan cinler vs. vs. İşte bir -iki masal:</p>
<p>&#8220;Keloğlan bir gün babasıyla tarlaya gitmiş.. Babası yanlarında getirdikleri azık torbasını bir ağacın altına bırakmış ve &#8220;Kel oğlum, keleş oğlum. Acıkırsan ekmeğin yarısını ye. Susadığında suyun yarısını iç. Hepsini bitirme..&#8221; demiş.. Baba çalışmaya başlamış, Keloğlan da kendi kendine oralarda oyalanıyormuş. Acıktığında ekmeğin tamamını yemiş, susadığında suyun hepsini içmiş. Sonra oyuna devam etmiş.. Baba susamış, testiyi kafasına dikmiş boş.. Biraz ekmek yemeyi düşünmüş, bohça boş.. Çok öfkelenmiş yerden aldığı bir keseği oğluna fırlatmış. &#8220;<strong><em>Git, bir daha da dönme</em></strong>&#8221; demiş.. Keloğlan&#8217;ın ödü kopmuş babasından, oradan fırtına gibi uzaklaşmış.. Böylece uzun zaman sürecek bir serüven başlamış. Kaçışının ilk gecesi, ikiye ayrılan bir dağ, dağa giren kırk deve ve kırk derviş görmüş.. Dağın içine girmeyi üçüncü gece başarabilmiş. Orada, avucunda altın bilezikler, ağlayan genç bir prensle karşılaşıp öyküsünü dinlemiş. Birkaç gün kimseye görünmeden orada kalmayı başarmış. Sonra dervişler onu fark edince, tehdit ederek dağın dışına atmışlar. Keloğlan yola devam etmiş.. Bu arada bir prensesin öyküsü, yan öykü olarak masala girer. Prenses, balkonda bıraktığı bilezikleri çalan bir güvercini merak etmekteymiş. Merakı giderilmeyince hasta olup yataklara düşmüş. Sonra bir hamam yaptırıp kasaya oturmuş prenses. Herkes bir &#8220;öykü&#8221; karşılığı hamamda yıkanabilirmiş. Keloğlan tahmin edeceğiniz gibi hamama gelir, öyküsünü anlatır. Prenses çok etkilenir. Dağın yerini söylemesi karşılığında hamamı Keloğlana verir. Bizim keleş oğlan prensesi dağa götürür. Keloğlan anasını babasını yanına alır, mutlu-mesut yaşamına devam eder. (Sonrası Prenses&#8217;in öyküsüdür. Ki onun öyküsü de bir &#8220;serüven kurgusudur..)</p>
<p>İkinci masalımız Kahraman Kara Mustafa ile ilgili: Kara Mustafa tembelliğiyle tanınan işe yaramaz bir çocukmuş. Bu da yetmezmiş gibi, korkakmış ta.. Onun korkmadığı hiçbir şey yokmuş. Tuvalete bile annesi götürürmüş. Bir gün yine çamaşır yıkamakta olan anasına &#8220;beni helaya götür ana&#8221; demiş.. Anası da çok işi olduğunu orada bir yere yapmasını söylemiş, Mustafa da yapmış.. İşi bittikten sonra yaptığına bakmış ki ne görsün, pisliğinin üstünde yüzlerce kara sinek.. Elini savurup avucuna kapamış bir kısım sineği, saymış altmış tane.. Bir şaplak vurmuş pisliğinin üstüne, yapışıp kalanları saymış: Yetmiş tane&#8230; Çok hoşuna gitmiş yaptığı.. &#8221; Vay be.. Almada altmış, vurmada yetmiş&#8230; Ben bir kahramanım.&#8221; demiş.. Bir kılıç yaptırıp üstüne &#8220;<strong><em>Almada altmış, vurmada yetmiş can helâk etmiş, Kahraman Kara Mustafa</em></strong>&#8221; diye yazdırmış. Bu kez insanlar onun afra-tafrasından el aman demişler.. Çalışmayıp ortalıkta kafa şişirip duruyormuş. Bir gün anası çok öfkelenip &#8220;<strong><em>senin boş boş gezmenden usandım, git buradan. Biraz para kazanıp adam olmadan gelme buraya</em></strong>&#8221; demiş. Bir çok serüvenden sonra, (klişe öykülerle) bir prensesi kurtarmış, o ülkeye kral olmuş, anasını babasını rahat ettirmiş..</p>
<p>Bir masal daha&#8230; Bir kralın yedi kızı varmış.. Kral deliler gibi bir oğlu olsun istermiş ve kraliçe yine hamileymiş. Kral &#8220;<strong><em>bu da kız olursa seni de onu da öldürtürüm</em></strong>&#8221; demiş. Tahmin ettiğiniz gibi bir kızı daha olmuş. Korkularından oğlan oldu demişler. Kral kırk gün &#8211; kırk gece süren eğlenceler düzenletmiş, hapishanedeki tutukluları özgür bırakmış, fakirleri doyurmuş yeni doğan çocuğun şerefine.. Kız çocuğu erkek giysileri içinde, bir prensin alacağı eğitimleri alarak büyümüş, sünnet zamanı gelmiş. Herkeste bir telaş.. Birkaç yıl oyalamışlar kralı.. Ama kaçacak yer, uyduracak özür kalmayınca anası çocuğuna ortadan kaybolmasını söylemiş. &#8220;<strong><em>Gidersen sen de sağ kalırsın, ben de sağ kalırım.. </em></strong>&#8221; demiş. Ve prenses yollara düşmüş&#8230; Türlü serüvenler yaşamış. Bunlardan birinde bir ejderha ile savaşmış ve onu öldürmüş. Ejderha son nefesini verirken &#8220;<strong><em>erkek isen kadın, kadın isen erkek ol</em></strong>&#8221; diye lanetlemiş bizim Prensesi ( Toplumsal Gender nasıl oluşuyor, gördünüz mü? ) Prenses &#8211; af edersiniz &#8211; prens evine dönerken yanında bir prenses ve bir ülkenin yarısı varmış.</p>
<p>Örnekler çoğaltılabilir. Ortak noktayı göstermek için anlattım bu masalları: <strong>Kahraman yaşadığı evden, toplumdan uzaklaştırılır</strong>. Kendiliğinden yapmaz bunu. Gerçek yaşama uygularsak daha gerçekçi nedenler bulunur. Ailesini geçindiremeyip hazine aramaya gider.. Haksızlığa uğrar. İşlemediği bir suçun cezasını çekmek istemez, güçlü olacak ve dönüp intikamını alacaktır. Zihninizden okuduğunuz serüven öykülerini geçirin.. Hepsi böyle başlar: <strong>Zorlayıcı bir neden. </strong>Bu, bir emir de olabilir. &#8220;<strong>Git ve şu işi hallet: Dünyayı kurtar, kötü lideri öldür, tehlikeli silahı etkisiz duruma getir, açıklanması güç bir gizemi ortaya çıkar, laneti yok et, ülkemizin insanlarına uygun yeni bir yer bul.&#8221; Roswell</strong>&#8216;i anımsayın. Dört genç tasasız bir yaşam sürerken, aslında kimliklerinin ve doğuşlarının farklı olduğunu öğrenince serüvenleri başlar. Burada zorlayıcı neden yaşama güdüsüdür. Yok olmamaları, kurtulabilmeleri ancak geri dönüş yolunu bulmaları ile mümkündür. Gezegenlerine dönüş yolunu bulup, sorun ne ise ( henüz öğrenemedik), onu halletmeleri gerekmektedir. Biz adım adım onların dönüş çabalarını, kendilerini incelemek isteyen pek de iyi niyetli olmayan dünyalılarla savaşımlarımı izleriz.</p>
<p>&#8220;<strong><em>Kahramanlarınızın oraya buraya amaçsızsa savrulmalarını önleyin</em></strong>&#8221; der Tobias..Yani, her serüven parçasının bir anlamı olmalı ve diğer serüvene basamak olmalıdır. Keloğlan&#8217;ın dağı bulması Prens&#8217;in öyküsünü öğrenmek içindir. Prenses&#8217;in hamam yaptırması, Keloğlan&#8217;ın ilk macerada öğrendiklerini aktarmak içindir. Aksi taktirde olaylar örgüsü bağlanamaz, Prens ve Prenses karşılaşamazdı. Keloğlan başka türlü bir &#8220;oğul&#8221;un yapması gerekeni yapamazdı. Para kazanmalı ve ana babasını rahat ettirmeliydi..</p>
<p>Beni izleyebiliyor musunuz? Evden ayrılış için zorlayıcı bir neden.. Önce bunu bulmalısınız.. Daima bir dönüş vardır. Soru burada sorulur. <strong><em>Karakter kendinden isteneni yapacak ve eve dönecek midir?</em></strong>Serüven Kurgusu&#8217;nda istenen aradaki bu yolculuktur. Karakterlerin psikolojik özellikleri değişmez. <strong><em>Dirk Pitt </em></strong>her serüvende aynı kişidir. <strong><em>Roswell</em></strong>&#8216;in gençleri yalnızca biraz daha büyürler. Kişilik özelliklerine fazla bir şey eklenmez. (Max&#8217;teki değişiklik lider olması kesinleşince, liderlik özelliği verilmesindendir. Zaten gizli de olsa diğerlerini yönettiğini, kararları onun verdiğini biliyoruz.) <strong>Dr. Kimble</strong>, serüveninin başladığı anda nasıl bir kişiliğe sahipse, öyküsünün sonunda da aynı kişidir. &#8220;<strong><em>Kaçar, kaçar</em></strong>&#8221; ama değişip farklı biri olmaz. Hedefi gerçek katili bulmak, adını temizlemek, peşindeki <strong><em>Komiser Gerard</em></strong>&#8216;dan kurtulmak ve sağ kalmaktır. <strong><em>Robinson Crusoe</em></strong> para kazanmak için yola çıkmıştır vs. vs.</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Birinci Aşama budur</span></em></strong>: Zorlayıcı bir neden. Yine bir roman örneği üzerinden gidelim:</p>
<p>&#8221; 1.Paylaşım Savaşı&#8217;nda İngiltere, Amerika&#8217;dan karşılığında Kanada&#8217;yı vererek kredi alır. Bir anlaşma düzenlenmiş fakat anlaşma belgeleri kaybolmuştur. Bir rastlantı sonucu belgenin varlığı öğrenilir. Amerika Kanada&#8217;ya sahip olmak için belgeleri bulmak ister. Bu zor işi ancak <strong><em>Dirk Pitt</em></strong> başarabilir. Pitt, kısaca<strong><em>NUMA</em></strong> denilen su araştırmaları örgütünde Amiral Sandecker&#8217;in emrinde çalışan biridir ve halledemediği iş yoktur. ABD başkanı, amirale, Amiral de Pitt&#8217;e emir verir: İki kopya olan belgeler biri deniz, diğeri tren kazasında kaybolmuştur. Varlığı bile kuşkuludur.Pitt belgeleri bulup, Amerika&#8217;nın Kanada&#8217;ya sahip olmasını sağlamalıdır. Ülkenin onuru ve geleceği buna bağlıdır. Çünkü ABD kullandığı elektriğin büyük bir bölümünü Kanada&#8217;dan almakta, Kanada bunu tehdit unsuru olarak kullanmaktadır. Ayrıca Kanada yakınlarında Pitt&#8217;in ekibi zengin bir petrol yatağı bulmuştur. ABD&#8217;nin bunu kullanabilmesi ve Ortadoğu&#8217;ya olan petrol bağımlılığından kurtulabilmesi ancak, Kanada ABD toprağı olursa mümkündür. Pitt emri alır. &#8220;<strong><em>Yolculuk</em></strong> &#8221; başlar.</p>
<p>Romanın giriş bölümü 201 sayfadır. Olaylar, kişiler ve mekânlar hakkında bilgi ediniriz. Verilen bilgiler net ve açık bilgiler değil, entrika -esrar ve ikilemlerle doludur. Merak unsuru gelişir. Pitt&#8217;in bilgisi de neredeyse bizim bilgilerimize eşittir: <strong>a) </strong>İngiltere sorumlusunu taşıyan gemi nehirden limana çıkamadan bir balıkçı teknesiyle çarpışmış ve batmıştır. <strong>b) </strong>Amerika sorumlusunun bindiği tren, yolu üzerinde bulunan köprünün çökmesiyle nehir sularına gömülmüştür. Ve emir verilir: Git, bul..</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">İkinci Aşama</span></em></strong>: 201 sayfa boyunca dağınık olarak verilen kişiler ve olaylar, Olaylar Örgüsü&#8217;ne bağlanır. Bir kaç pürüz giderilir. Yeni merak unsurları devreye girer. İngiltere olayı öğrenmiş, araştırmaya başlamıştır. Kanada&#8217;yı kaybetmesi, kendine bağlı diğer ülkeleri de kaybetmesine neden olacaktır. Pitt&#8217;i engelleyecek bir ajan yollanır: <strong><em>Brian Shaw</em></strong>. Birinci ve İkinci aşamalarda uğruna savaşılan Kanada ile ilgili bilgiler de verilir. Kanada bölünmek üzeredir. Oradaki çalkantı yan öykü olarak kurguya eklenir. 1914 yılında anlaşmayı taşıyan trenin aynı zamanda Amerikan Hükümeti&#8217;ne ait yüklü miktarda altını taşımakta olduğu ortaya çıkar. Pitt ekibini ikiye ayırmıştır. Bir kısmı gemi enkazını bulmaya çalışırken diğeri tren kazasının olduğu bölgede çalışır. Elde edilen her bilgi araştırmanın önemini daha da arttırmaktadır. Uğradığı başarısızlıklar Pitt&#8217;den başka herkesi &#8220;vaz geçme noktası&#8221; na getirmiştir. Pitt inat eder. İngilizler&#8217;in ve Kanada&#8217;lıların tüm engellemelerine karşın gemi enkazına girilmiş belge bulunmuştur. Sonuç hayal kırıklığıdır. Belge, taşıyanların aldığı tüm koruma önlemlerine rağmen sudan etkilenmiş, okunamaz haldedir. Umut, trendeki belgededir.</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Üçüncü Aşama</span></em></strong>: Pitt öfkelenmiştir. Ne pahasına olursa olsun belgeyi bulacaktır. Süre azalmış, zamana karşı yarış da, kurguya girmiştir. Yazarın açtığı çemberler bir bir kapanmaya başlar. Tren, aradıkları nehirde değildir ve hiçbir zaman kazanın olduğu köprüye ulaşamamıştır. Çünkü bir soygun planlanmış, plan gereği tren, bir tali hatta sokularak kaçırılmıştır. Nehir üzerindeki köprü takipçileri yanıltmak için uçurulmuştur. Pitt bilgi parçalarını bir araya getirerek bu sonuca ulaşır. Araştırmalarını bu yolu bulmaya yoğunlaştırır. Başkan vaz geçse de Pitt vaz geçmeyecektir. Tabii, İngilizler de.. Trenin gizlendiği kireç ocağı bulunur. Girişler kapalıdır. Kireç ocağı su doludur. Pitt romana adını veren kör dalışı yaparak ( Sualtı mağaralarına giriş terimi) treni bulur. İngiliz ajanı da girişi bulmayı başarmıştır. Pitt onu yener, anlaşmayı ve altınları ele geçirir. Başkan Kanada&#8217;da toplantıyı bitirmek üzereyken Pitt belgeyi başkana ulaştırır. Mutlu son.</p>
<p>Serüven Kurgusu böyle işte. Tobias <strong>&#8220;Eğer bu kurguyu kullanacaksanız ev ödevinizi iyi çalışmalısınız. Başarınızın büyük bölümü inandırıcı olmanıza dayandığından ya olayları ve bunları geçtiği mekânları iyi bilmelisiniz; ya da hikayenize gerçeklik katmak için o ayrıntıları öğrenmek üzere kütüphaneye gitmelisiniz. Okuru inandıran, ayrıntılardır, sadece mekân adlarını bilmek değil, mekânın özünü oluşturan küçük ayrıntılar. Kendinizi mekâna iyice yerleştirin. Bol bol ayrıntı verin. Neye ihtiyacınız olacağını ihtiyaç anına kadar bilemeyeceğiniz için çok dikkatli notlar alın. Ayrıntı olmadan ancak genel bir taslak verebilirsiniz ki, bu da inandırıcı olmaz. Ayrıntılar konusunda kestirmeye kaçamazsınız.&#8221; </strong>diyor.</p>
<p>Anlattığım roman özetinde bu ayrıntılar ustaca işlenmiş. Gerek olayların geçtiği yerler, gerekse sualtı ve su üstü araçları, uçaklar, arabalar hepsi ustaca anlatılmış. Tobias&#8217;ın <strong>Kontrol Listesi</strong>&#8216;ne geçebiliriz artık.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<li>Hikayenin odak noktası yolculuğu yapan kişiden çok, yolculuğun kendisi olmalıdır.</li>
<li>Hikayenizde dünyaya, yeni ve garip yer &#8211; olaylara bir açılış olmalıdır.</li>
<li>Kahraman servet aramak için yola çıkmalıdır; servet asla evde bulunmaz.</li>
<li>Serüvene başlamak için bir şey ya da biri, kahramanınızı motive etmelidir.</li>
<li>Her peredeki olaylar kahramanınızı başlangıçta motive eden aynı neden &#8211; sonuç ilişkisi dizilerine dayanmalıdır.</li>
<li>Kahramanınızın hikayenin sonunda anlamlı bir değişim geçirmesi gerekli değildir.</li>
<li>Serüvenlerde genellikle aşka da yer verilir.( Özette yer almıyor ama bu romanda da aşka yer verilmiştir. Brian Shaw ve Pitt&#8217;in ekibindeki tek kadın olan Binbaşı Milligan arasındaki aşk.)</li>
<p><strong> </strong></p>
<p>Her zaman yaptığımız gibi burayı toparlayıp, öyle çıkıyoruz. Beni dinlediğiniz için teşekkürler.</p>
<p><strong>ALINTI</strong> : Tobias&#8217;ın Roman Yazma Sanatı adlı kitabı..</p>
<p><strong>ÖZET : Kör Dalış</strong>, CUSSLER Clive , 1981, Altın Kitaplar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/yazarlik-dersleri/yazarlik-dersleri-11/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>YAZARLIK DERSLERİ &#8211; 10</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/yazarlik-dersleri/yazarlik-dersleri-10</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/yazarlik-dersleri/yazarlik-dersleri-10#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2002 01:35:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kayıp Dünya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlık Dersleri]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=1685</guid>
		<description><![CDATA[10. Ders
&#8220;Selam da söylen Mahmut&#8217;uma,
Sandığımı sepetimi satarım aman..
Beş bini on bin yaparım aman..
Çıkarırım onu zindandan, zindandan..&#8221;
( Bir Halk Türküsü)
Merhaba Arkadaşlar!. Hoş geldiniz..
Kucaklaşmalarınız, özlem gidermeniz bittiyse derse başlayalım mı? Evet, yaz bitti. En azından Ankara için.. Ankara&#8217;nın en güzel mevsimi sonbahar, sonunda geldi.. Başka kentlerin aksine aşk mevsimi sonbahardır burada.. Dökülen atkestaneleri yapraklarının konfeti gibi indiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><em>10. Ders</em></span></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>&#8220;Selam da söylen Mahmut&#8217;uma,<br />
Sandığımı sepetimi satarım aman..<br />
Beş bini on bin yaparım aman..<br />
Çıkarırım onu zindandan, zindandan..&#8221;</em></strong><em><br />
( Bir Halk Türküsü)</em></p>
<p>Merhaba Arkadaşlar!. Hoş geldiniz..<br />
Kucaklaşmalarınız, özlem gidermeniz bittiyse derse başlayalım mı? Evet, yaz bitti. En azından Ankara için.. Ankara&#8217;nın en güzel mevsimi sonbahar, sonunda geldi.. Başka kentlerin aksine aşk mevsimi sonbahardır burada.. Dökülen atkestaneleri yapraklarının konfeti gibi indiği caddeler, kente ilk kez gelenleri de heyecanlandırır ve aşka davet eder.. Şarkılar başka türlü söylenir, şiirler başka türlü okunur. Sonra aşkın yarattığı acılar, incinmeler.. Bir bakılır, sonbahar yine gelmiş ve aşk tahtına yeniden oturmuştur. Eskiler biraz hüzünlü, yeniler şevk dolu, aşkın yolunu beklerler. Ankara&#8217;dan ayrılmak zorunda kalanlar, onu hiç unutamaz, sevgiyle söz ederler ondan:<br />
<strong>&#8220;Sevişenlerin cenneti mi Gazi Çiftliği?<br />
Aşıklar el ele dolaşıyorlar mı Çankaya&#8217;da?<br />
Aşk yine her şeyden güzel mi Ankara&#8217;da?&#8221;</strong></p>
<p>Böyle romantik bir girişten sonra konumuza başlayabiliriz.. Bugün temel kurgulardan &#8220;<strong>fedakârlık</strong>&#8221; kurgulamasına bakacağız. Bir çok fedakârlık türü olmasına karşın, karşımıza en çok aşk için yapılanların anlatımı çıkar. Aşkın sınanması fedakârlıkla sarmalanır ya da tersi olur.. Edebiyata yansıyan örneklerde bu duygunun kadınlara yüklendiğini ve onlardan beklendiğini görürüz.. (Bir başka güçlü fedâkârlık duygusu &#8220;vatan&#8221; üzerinedir.. Bunun örneklerinde de karakter çoğunlukla erkektir.) Çoğu aşk romanında fedâkârlık kadına yüklenir. Tabii yine masallarla başlar her şey, deniz kızının öyküsünü hatırlayın. Sevdiği erkekle beraber olabilmek için çektiği acıyı.. Sonrasını mitoloji tamamlar ve iki yüz yıldır da romanlar sürdürür bu geleneği.. (Sinemayı unutmayalım)</p>
<p>Sözlükte &#8220;fedâ&#8221; sözcüğü, &#8220;bir amaç uğrunda bir değer veya varlıktan vazgeçme, uğruna verme&#8221; olarak açıklanır: Aşk uğruna, vatan uğruna, çocuk uğruna, insanlık uğruna vs. vs.. Fedâkârlık ise &#8220;özveri&#8221; olarak günümüz Türkçesi&#8217;nde kullanılır.</p>
<p>Kurgu tekniği olarak baktığımızda bu kurgunun da aşk kurgusu gibi karakter odaklı olduğunu görürüz. Eylemin kendisi bir görüntüdür. Asıl olan, değişimi geçiren karakterdir. Bir anda oluveren değişimlerden söz etmiyorum. Çocuğuna araba çarpacakken onu kurtarmaya çalışan annenin yaptığı eylem, anlık eylemdir, reflekstir. Oysa aynı anneye &#8211; babaya, çocuğunu kurtarmak için, yanlış bir iş yaptırmak, kabul ettirmek, anlatmaya çalıştığım &#8220;fedakârlık&#8221;tır. Düşünerek, tartarak, eylemi gerçekleştirmek.. Karakterimiz bencil, olumsuz, kendi havasında biri olabilir. Bir gün &#8220;kırılma noktası&#8221; yaşar ve bir karar vermek zorunda kalır. Yine de bunu &#8220;pat&#8221; diye yapmaz.. Yavaş yavaş, bizi inandırarak yapar&#8230;</p>
<p>Tobias&#8217;ımızın önerisini okuyalım: <strong><em>&#8220;Bir karakteri geliştirirken, onun motivasyonunu unutmayın. İnsanlar her şeyi bir nedenle yaparlar ve biz dünyayı insanların herhangi bir beklentileri olmadan vermeyi sevdikleri bir yer olarak düşünürsek de, kişisel deneyimlerimizden bunun pek seyrek olarak böyle olduğunu biliriz. Hepimizin bir nedeni vardır. Bu nedenler kimi zaman yüce gönüllüdür, kimi zaman değildir. Eğer bir karakteriniz, kurgunun önemli bir noktası olarak bir fedâkârlık yapacaksa, kendinizi o karaktere bağlamışsınız demektir. Bu da karakterin temel doğasını ve o tür fedâkârlığı yapacağını anlamanızı gerektirir. Şapkanızdan tavşan çıkarıp durmayın. Eylem çizgisini, karakterinizin düşünce çizgisi aracılığı ile gösterin&#8221; </em><sup>(1)</sup></strong></p>
<p><strong>Antigone</strong>&#8216;yi okudunuz, ya da seyrettiniz mi? <strong>Antigone</strong> dinsel inançları ve kardeşlerine olan sevgisi yüzünden hükümdar olan dayısı ile çatışmaya girer. Bu uğurda canını vermekten çekinmez. Aynı şekilde hükümdar da düşüncesinde ısrar eder. &#8220;Yeni bir dönem başlamaktadır. Artık dinsel kurallar değil, dünyasal kurallar geçerlidir&#8221; diye düşünür. Her iki karakter inançlarını sonuna kadar savunur. <strong>Antigone</strong>canını, Hükümdar karısını ve oğlunu kaybeder bu uğurda.. Karakterlerin vaz geçmek, geri dönmek gibi şansları varken yaparlar bunu.Ve eylemlerine bizi de inandırırlar.</p>
<p>Tobias&#8217;a bakalım yine: <strong><em>&#8220;Karakteriniz büyük oynamalıdır. Aksi taktirde okurun ilgisini çekemezsiniz. İlle de aşırıya kaçıp yaşamı tehlikeye atmanız gerekmez. Ama kozlar da gerek kahramanınız, gerekse yakınındaki diğer karakterler için anlamlı düzeyde olmalıdır. Önemsiz insanlar ve olaylar genelde önemsiz öyküler oluştururlar. En azından bir insanın kaderi söz konusu olmalıdır. Bu kader, bir yaşam &#8211; ölüm sorunu olabilir, ya da kahramanı gelecekte etkileyecek özsaygısının veya psikolojik değişiklik anlamında figüratif olabilir. Fedâkârlık hakkında bir öyküde vereceğiniz o şey epey pahalıya mal olmalıdır. Bu belki kişisel güvenlik, belki aşk, belki de yaşamın kendisidir.&#8221; </em><sup>(2)</sup></strong></p>
<p><strong><em>Medeia</em></strong>, Iason&#8217;la olabilmek için kardeşini parçalayıp etrafa saçtığında bunu aşk için yapmıştı.. Bu eylemiyle karındaşını yok etmiş, anaerkil kuralları çiğnemiş, kendi toplumunun lanetini üstlenmiştir.<strong><em>Kamelyalı Kadın</em></strong> sevdiği erkekten, O&#8217;nun için &#8211; mutlu bir ailesi ve geleceği olması için &#8211; vaz geçer. <strong>Taras Bulba</strong>, sevdiği kadın için yurduna ihanet eden oğlunu bağışlamaz ve öldürür. Oğul, kararını düşünerek vermiştir. <strong><em>Taras Bulba</em></strong> da inandığı değerler için oğlunu fedâ eder. <strong>Alkestis</strong>, tanrılarla ters düşen kocasını kurtarmak için yerine ölmeyi kabul eder. <strong><em>Halk türküsünde</em></strong> &#8220;adı olmayan&#8221; bir kadın, kendisi için çok önemli olan sandığını &#8211; sepetini kocası Mahmut&#8217;un kumar borcu için satmayı ve hapisten kurtarmayı üstlenir. (Alkestis ve bu türküde aynı özveri anne ve babalardan istenirse de onlar kabul etmezler. )</p>
<p>Sevgili arkadaşlarım, gözlerinizdeki anlamayan bakışların değiştiğini görüyorum. Şimdi böyle bir kurguyu örnek üzerinden inceleyelim. Tobias <strong><em>Casablanca</em></strong>&#8216;yı örnek olarak vermiş. (Ona katılmıyorum. Casablanca güzel bir aşk öyküsüdür ama fedâkârlık kurgusuna iyi bir örnek değildir bence..) Ben, tanınmamış bir yazarın yıllar önce okuduğum bir eserini masaya yatıracağım: <strong>Thomas Randall</strong>&#8216;ın <strong><em>Dinleyen Gözler</em></strong> adlı eseri..</p>
<p><strong>1. AŞAMA: Kahramanlar, mekân, zaman ve küçük çatışmaların yer aldığı başlangıç bölümüdür. Karakterleri tanırız. Sıradan kişiler gibidir onlar. Bizim gibi üzüntüleri, sevinçleri, kaygıları olan insanlar. Sevdikleri ya da sevmedikleri işleri, arkadaşları kısaca, sıradan bir yaşamları vardır onların. Okurun ilgisini çekecek noktalar bu bölümde yer alır. Merakla izleriz.</strong></p>
<p>İsabel otuz yaşlarında çevresinde &#8220;kız kurusu&#8221; olarak görülen, oldukça güzel bir kadındır. Evlenmeye niyeti yoktur ama baskıya dayanamayıp, evlenecek birini arar. Carney çıkar karşısına. Carney Kuzey Kutbu&#8217;na yakın bir adada yaşamaktadır. Orada yaşam zordur. Carney telsizcidir ve adadaki telsiz istasyonunun yöneticisidir. Orada yaşayan insan sayısı azdır ve birkaç ayda bir uğrayan gemiden başka dış dünya ile bağlantı yoktur. Bir de telsiz. İsabel, Carney&#8217;le evlenip adaya gider. Kısa sürede ayakları suya erer. Kent yaşamına alışmış biri için sonsuz sıkıcı, bitmeyen günler.. Konuşabileceği yalnızca Carney vardır. Ama o da ilk evlendiği günlerdeki erkek değildir sanki. İsabel&#8217;den uzaklaşmış, yabancı biri olmuştur. İsabel adadan kurtulma çareleri arar. Adadaki yetkili ikinci kişi Skane&#8217;dir. Carney gibi yoğun duygularla adaya bağlı olmadığından çekip gitmekten söz etmektedir. O yalıtılmış ada ortamında ikisi arasında yakınlık başlar. Carney&#8217;in soğuk ve uzak tutumu bu yakınlaşmayı arttırır.</p>
<p><strong>2. AŞAMA : Karakterin &#8211; karakterlerin açılımı.. Onları fedâkârlığa iten nedir? Karakter, kolay çözümü olmayan ahlâki bir ikilemle karşı karşıya kalmalıdır. &#8220;Kolay yol&#8221; istenen yol mudur? Siz bunları bilmezseniz, okuyucuya aktaramazsınız. Karakterinizin ödeyeceği bir bedel olmalıdır. Bu kurguda &#8220;doğru olanı yapmak, çoğunlukla ağır bir bedelle olur.&#8221; <sup>(3)</sup></strong></p>
<p>İsabel kaza sonucu ağır yaralanır. Ada reviri tedavi için yeterli değildir. Telsizle, adaya en yakın gemi çağrılır ve İsabel Kanada&#8217;ya yollanır. Carney onunla gitmez.</p>
<p>Bu aşamada Carney&#8217;i, İsabel&#8217;i yeni yüzleriyle tanırız. İki sessiz düşman gibi birbirlerini yoklayıp dururlar. Skane&#8217;le olan kısa macerasına karşın İsabel, Carney&#8217;i sevmektedir. Onun uzak duruşu cesaretini kırmış, işi oluruna bırakmıştır. Gemi adadan ayrılırken, İsabel geçmişi arkasında bıraktığına inanır. Carney onun dönmemek üzere gittiğini bilmekte ama İsabel&#8217;in adadan ayrılırsa daha mutlu olacağına inanmaktadır. Bedeli İsabel&#8217;siz bir yaşamsa, buna katlanmaya hazırdır.</p>
<p><strong>3. AŞAMA: Dozunun iyi ayarlanması gereken nokta bu aşamada yer alır. İpin ucunu kaçırıp vıcık &#8211; vıcık sahneler yaratabilirsiniz.. Çok dikkatli olun.. Karakterleriniz eylemlerine sahip olmalı, bizi de inandırmalıdır. Böyle olmasını onlar istememiş, olaylar, kader adına ne derseniz deyin, bir güç onları bu fedâkârlığa zorlamıştır.</strong></p>
<p>İsabel&#8217;in iyileşmesi yaklaşık bir yıl sürer. İyileşme döneminde geçmişle hesaplaşır. İçinde yaşarken kendisine uzak olan ada, yakınlaşmış, düşüncelerine egemen olmuştur. Adada yaşarken can sıkıntısını gidermek için Skane&#8217;den telsizi ve diğer araçları kullanmayı öğrenmiş, kendisiyle alay eder korkusuyla, Carney&#8217;den bu bilgiyi saklamıştır. Telsiz başında geçirdiği saatleri sevgiyle anar. Carney&#8217;den gelen tek haber, bir mektupla olur. Ayrılık önerisi vardır, mektupta.. Carney mutlu olmasını, hayatını yaşamasını yazmıştır.</p>
<p>Bir yıl sonra Skane İsabel&#8217;i arayıp bulur. Evlenmek istediğini, onu unutamadığını söyler. İsabel reddeder. Skane onun Carney&#8217;i sevdiğini anlar, öfkelenir. Ve Carney&#8217;in sırrını açıklar. Carney geçmişte Hindistan&#8217;a gitmiş, orada trahoma yakalanmıştır. Daha sonra adada yaşadığı ortam hastalığını ilerletmiştir. Gerçeği yalnızca Skane bilmektedir ve o da söylemeyeceğine yemin etmiştir. İsabel asıl kör olanın kendisi olduğunu anlamıştır. Adaya, Carney&#8217;e dönecektir. Skane ona engel olmaya çalışır. İsabel kararlıdır, adaya dönecek ve Carney&#8217;in <strong><em>dinleyen gözleri</em></strong> olarak ona yardım edecektir. Sonsuza kadar uzanan ada yaşamına, kumlara, insansızlık ve çıldırtan rüzgara katlanacaktır. Carney bunların hepsine değerdir çünkü..</p>
<p>Evet arkadaşlar. Bu kez aşkla sarmalanmış bir romanı inceledik. Bu kurguyu &#8220;aşk kurgusu&#8221; ile karıştırmayın.</p>
<p>Sıra Tobias&#8217;ın altın kurallarında:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong></p>
<li>Fedâkârlık büyük bir kişisel bedel karşılığında olmalıdır; kahramanınız fiziki veya ruhsal, büyük kozlarla oynamaktadır.</li>
<li>Kahramanınız hikaye boyunca büyük bir değişim geçirmeli, düşük bir ahlâk düzeyinden daha yüksek bir düzeye geçmelidir.</li>
<li>Olaylar kahramanın kararını zorlamalıdır.</li>
<li>Okurun fedâkârlık yapma yolundaki ilerlemesini anlaması için yeterli bir karakter temeli hazırlamayı unutmayın.</li>
<li>Bütün olayların baş karakterinizin yansıması olması gerektiğini unutmayın. Olaylar, karakteri sınayıp, geliştirirler.</li>
<li>Okurun neden fedâkârlık yaptığını anlaması için kahramanınızın motivasyonunu açıkça ortaya koyun.</li>
<li>Karakterin düşünce çizgisi aracılıyla eylem çizgisini gösterin.</li>
<li>Hikâyenizin ortasında güçlü bir ahlâki ikilem bulunmalıdır.</li>
<p></strong></p>
<p>Zamanımız doldu yine.. Lütfen ortalığı toplamayı unutmayın. Beni dinlediğiniz ve derse katıldığınız için teşekkür ederim.</p>
<p>Bir sonraki derste görüşmek üzere esen kalın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/yazarlik-dersleri/yazarlik-dersleri-10/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>YAZARLIK DERSLERİ &#8211; 9</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/yazarlik-dersleri/yazarlik-dersleri-9</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/yazarlik-dersleri/yazarlik-dersleri-9#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2002 01:31:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kayıp Dünya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlık Dersleri]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=1683</guid>
		<description><![CDATA[9. Ders
&#8220;Herkes Hancı&#8217;nın katil olduğunu sanıyordu ama
katil, Alternoon Papazı idi..&#8221;
Merhaba yeniden.. Sınıfımız kalabalık değil&#8230; Olsun.. Tatil yapanlar dönmediler henüz. Eksiklerini sonra tamamlarlar artık.. &#8220;Araştırma&#8221; ve &#8220;Aşk&#8221; kurgularından sonra bugün &#8220;Bilmece Kurgusu&#8221; yani, Polisiye Öykü ve romanlar üzerinde duracağız..
Çocukluğunuzun eğlencesi olan bilmeceleri hatırlayın.. &#8220;Bir küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk&#8221;, &#8220;Çat orada, çat burada, çat kapı ardında&#8221;&#8230;. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em>9. Ders</em></span></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>&#8220;Herkes Hancı&#8217;nın katil olduğunu sanıyordu ama<br />
katil, Alternoon Papazı idi..&#8221;</em></strong></p>
<p>Merhaba yeniden.. Sınıfımız kalabalık değil&#8230; Olsun.. Tatil yapanlar dönmediler henüz. Eksiklerini sonra tamamlarlar artık.. &#8220;Araştırma&#8221; ve &#8220;Aşk&#8221; kurgularından sonra bugün &#8220;Bilmece Kurgusu&#8221; yani, Polisiye Öykü ve romanlar üzerinde duracağız..</p>
<p>Çocukluğunuzun eğlencesi olan bilmeceleri hatırlayın.. &#8220;Bir küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk&#8221;, &#8220;Çat orada, çat burada, çat kapı ardında&#8221;&#8230;. Benim aklıma gelenler.. Sizde daha güzelleri vardır, eminim.. Masalların çoğu bilmeceye dayanır, tabii bazı mitler de.. En tanınmış mit, Oedipus&#8217;a ejderhanın sorduğu bilmeceyi anlatan mittir. Çocukluğumda öğrendiğim bir masalı paylaşmak istiyorum sizinle&#8230; Korkmayın canım.. Tümünü anlatmayacağım&#8230;</p>
<p>(Girişi atlıyorum) Padişahın çok güzel bir kızı varmış. ( Prensesler hep güzel olur) Bir gün kendi kadar güzel saçlarını tararken saçında bir bit bulunur. Ortalık ayağa kalkar. Biti, mahzendeki yağ küplerinden birine atarlar. Aradan epey bir zaman geçer. Küp açılır, içinden devâsa bir yaratık çıkar. Hemen öldürürler. Padişah ölü hayvanın derisini saray duvarına asmalarını ve bunun ne olduğunu kim bilirse kızını ve ülkesinin yarısını ona vereceğini, bilmeyenlerinse öldürüleceğini duyurmalarını ister.. Dünyanın dört tarafından, prensler, dükler vs gelir doğru yanıtı veremez, ölür.. Prenses odasının penceresinden dışarı baktığında Beyaz Atlı Şövalyesini (!) görür, ölmesini istemez onun.. Baş parmaklarının tırnaklarını birbirine sürterek bit kırma işaretini yapar. Şövalye doğru yanıtı verir, kızı ve ülkenin yarısını alır. Bu, yalnızca masalın girişi.. (Biz çocukların ilgisinin nasıl çekildiğini düşünün&#8230;)</p>
<p>Bu masallarda bilmecenin karşıtı, ölümdür.. &#8220;Dans eden Pabuçlar&#8221;ı hatırlayın. Orada da kral, kızlarının ayakkabılarının bir gece içinde nasıl yıprandığını bilene, istediği kızını (12 tane çünkü) vereceğini, bilemeyenlerinse öldürüleceğini söyler. Ejderha da bulmacayı çözemeyenleri öldürüp yiyordu, ta ki Oedipus doğru yanıtı verinceye kadar.</p>
<p><strong>Tobias</strong>&#8216;ımız, &#8220;<strong><em>Yüksek kültürlerde bilmece, edebiyatın önemli bir parçasıdır. Eski edebiyatta bunlar genelde tanrıların, cadıların ve canavarların dünyasına ait olduklarından, eğer geçmek ya da tutsak prensesi kurtarmak istiyorsa kahramanın, bilmeceye doğru yanıt vermesi gerekirdi. Ancak biz gelişip tanrıları denklemden çıkardığımızda bilmece de daha gelişmiş biçimler almıştır. Tek satırlık anlatımlar olma yerine, hikâyelerin dokusuna karışmıştır.</em></strong>&#8221; diyor ve devam ediyor. &#8220;<strong><em>Bilmece bugün metamorfoz geçirerek esrara dönüşmüştür. </em>Bilmecenin kısa metni kısa hikâye ve romanın daha uzun metni olmuştur. Ancak odaklanan şey değişmemiştir: okura, sorunu çözmesi için meydan okunmaktadır..</strong>&#8221;</p>
<p>İşte!!!&#8230; Polisiye kurgunun kilit noktası: <strong>OKUR&#8230; OKUYUCU&#8230;.</strong> Film ise <strong>İZLEYİCİ&#8230;</strong> Polisiye romanlar bana göre edebiyatın en ciddi ve hafife alınmaması gereken bir dalıdır. &#8220;Ben yaptım, oldu&#8221; diyemeyeceğiniz bir tür.. Çünkü okur, romanı okurken kahramanla birlikte romanın içindedir, bilgisini sınamaktadır. İp uçlarını bir dedektifmişçesine takip eder..<br />
Ünlü <strong>5N</strong> kuralımız tüm haşmetiyle buradadır. (<strong>Kim *ne*, nerede, nasıl, ne zaman, neden</strong>) ve başka kurallar&#8230;Raymond Chandler &#8220;<strong>Polisiye roman; gerek kuruluşu, gerekse açıklanışı bakımından inandırıcı olmalıdır. İnandırıcı eylemler; inandırıcı kişilerce, inandırıcı koşullarda, inandırıcılığın bir anlatım biçimi (buna üslup da diyebiliriz) ilkesi olduğu kesinlikle unutulmadan ve yine inandırıcı bir biçimde ortaya konmalıdır. Yanı sıra, inandırıcı nitelikte akılcı &#8211; bilimsel yöntemlerle sonuca ulaştırılması da inandırıcı olmalıdır&#8221; <sup>(1)</sup></strong> demektedir..</p>
<p>Tobias &#8220;<strong><em>En iyi polisiyelerin kuralının, dikkatli okurun bulması için bütün ipuçlarını yerli yerine serpiştirilmiş olması olduğu söylenmiştir. &#8230;. Okur için oyunu dedektifle birlikte oynamak daha tatmin edicidir. Çünkü bilmecenin amacı onu düşmandan önce çözebilmektir. Kuşkularımız vardır, motivasyonlar buluruz, suçlamalar yaparız. Koltuk dedektifleri olup herkesten zeki olmak hoşumuza gider</em></strong>&#8221; diyerek okurla yazar ilişkisini anlatır.</p>
<p>Siz nasıl okursunuz bilmiyorum ama ben Polisiye okuyorsam eğer, önce 30-35 sayfayı dikkatlice okurum, sonra son açıklama sayfalarını, ki 10-15 sayfadır, daha sonra dönüp okumadığım bölümleri okurum.. Hiç sabredemem&#8230; Katil benim düşündüğüm kişi midir?. Bazen bilirim ve zevkle kalan bölümü okurum.. Bazen de bana göre hiç ilgisiz biridir.. O zaman ilk otuz sayfayı yeniden gözden geçiririm. Hangi ip ucu gözümden kaçtı diye.. ( Aramızda kalsın ama gerçek katili bulduğum çok ender olmuştur.) Usta yazarlar böyledir. <strong>Raymond Chandler, Agatha Christie, Dashiell Hammett, Ellery Quin</strong>&#8230;. Beni hep yanıltmayı başarmışlardır.. Kurgu aşamalarını incelemeye başlamadan önce tembellik, kolaycılık yaptığımı düşünürdüm. Oysa bugün o romanları yazma aşamalarına göre bölüp okuduğumu biliyorum.<br />
Bakın nasıl:</p>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">1.Aşama:</span></strong> Olay başlar. <strong><em>Bilmecenin ilk bölümü geneli ortaya koyar. Kurbanla karşılaşırız, cinayetin işlendiğini görürüz, olayı çözecek dedektifle karşılaşırız. Bilmece en geniş anlamıyla sunulmuştur. Kim yaptı? Ve neden? Karakterler genel anlamda sunulmuşlardır, bu <span style="text-decoration: underline;">fiziksel kurgudur ve eylem, karakter derinliğinden</span> önemlidir.</em></strong></li>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">2.Aşama:</span></strong> Bilmece yapısı gibi ikinci aşama da belirgin şeyleri içerir. Karakterler, cinayetin şekli ve dedektifin bilmeceyi çözmedeki kararlılığı gibi temel bilgileri öğrendikten sonra şimdi ipuçlarını kovalamaya başlarız..<strong><span style="text-decoration: underline;">3.Aşama: </span><em>Bilmece birinci aşamada genellikleriyle, ikinci aşamada özellikleriyle sunulmuştur. Son aşama bilmecenin çözülmesi aşamasıdır.. </em></strong>Okuduğunuz polisiyeleri hatırlayın: Komiser Hercule Poirot uzun uzun sayfalar boyunca konuşur. Cinayet <strong>nasıl</strong> işlenmiş, ipuçları <strong>ne</strong>lerdi ve en önemlisi katil <strong>kim</strong>di, cinayetin <strong>neden</strong>i ve <strong>nerede</strong> işlendiği? Üçüncü aşama budur işte..Kafanız karıştı gibi?.. Biraz daha netleştirmeye çalışayım. (Tobias Polisiye Kurgu&#8217;da yeterli bilgi veremedi bize.. ) &#8220;<strong><em>Yirmi Kuralda Polisiye&#8221;, Willard Huntington Wright</em></strong> adlı yazarın bulduğu kurallar zinciridir. Okuyorum:<strong> </strong><strong> </strong></li>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong></p>
<li>Okur ve &#8216;hafiye&#8217; olayın gizemini aydınlatmada eşit olanaklara sahip olmalıdır.</li>
<li>Okur (katilin &#8216;hafiye&#8217;ye hazırladıklarının dışında) hiçbir hile ve aldatmacayla karşılaşmamalıdır.</li>
<li>Polisiye romanlarda aşka yer yoktur. Burada önemli olan birbirini seven iki insanı nikâh memurunun önüne çıkarmak değil, asıl suçlu kişiyi adalete teslim etmektir. ( Sinema, her şeye rağmen bu kuralın dışında örnekler verir. Filmlerde olaya karışmış iki genç sevgili mutlaka değilse bile, genelde vardır.)</li>
<li>Suçlu, kesinlikle ne &#8216;hafiye&#8217;, ne de (varsa) yardımcısı olamaz. Böyle bir işe kalkışmak, okuru fikren dolandırmak, düş kırıklığına uğratmaktır.</li>
<li>Suçu işleyenin ortaya çıkarılabilmesi için soruşturma, mantık ve akıl çerçevesi içinde yapılmalıdır. Sonuca hiçbir zaman bir rastlantıyla ya da durup dururken bir itirafla varılmamalıdır. Suç sorununu bu şekilde çözmek, okuru gereksiz yere çıkmaz sokaklarda dolaştırmak olur. Soruşturma ve araştırmanın sonucu, kesinlikle, daha başlardayken çantada keklik durumuna getirilmemelidir. Bu uygulamada o yazar kişi her kimse, okurunu okur yerine koymamıştır.</li>
<li>Polisiye romanda bir &#8216;hafiye&#8217; bulunmalıdır. &#8216;Hafiye&#8217;, bir &#8216;şey&#8217;i bulup çıkaran kişidir. Görevi, kitabın birinci bölümünde suçu işleyen kişiyi ele geçirecek kanıtları toplamaktır. Eğer &#8216;hafiye&#8217; bu kanıtların irdelenmesi yoluyla sonuca varamazsa, o zaman o &#8216;hafiye&#8217;nin matematik ödevinin çözümünü, çözüm kitabına baktığı halde yapamayan bir ilkokul çocuğundan ne farkı kalır ki?</li>
<li>Suç işleyen tek bir kişi olmalıdır. Bu kişi hikâyede az ya da çok, önemli bir rol oynayabilir. Gerçekte okurun ilgi duyacağı ve kesinkes kuşkulanmayacağı ( en azından romanın sonuna dek ) bir kişi olması zorunluluğudur.</li>
<li>Yazar, evin hizmetçilerinden ya da uşaklarından birini (asla) suçu işleyen yapmamalıdır. Böyle bir seçim, olayın özünü zedelemekle kalmaz, çözümü de basitin basitine indirgemiş olur. Suçlu, mutlaka saygın bir kişi olmalıdır. Böylesi bir kişiden kim kuşkulanabilir ki? ( Herkes hancıyı katil sanıyordu ama katil Alternoon papazı idi..)</li>
<li>Cinayetler birden fazla olsa bile; katil, yine tek bir kişi olmalıdır. Cinayetlerin sayısal olarak çoğalması ( burada aşırıya kaçmamak baş koşuldur) hiç önemli değildir. Yazar, ardı ardına cinayetler işletir ve bunlar için akılcı gerekçeler hazırlayamazsa roman güme gider, ilgi dağılır, &#8216;kalite&#8217; sıfıra iner. Elbette, katile doğrudan ya da dolaylı yoldan yardım eden kişi de bulunabilir romanda; ama işlenen suçun ya da suçların tüm yükünü yine tek bir kişi taşımalıdır. Okurun merakı ve olanca kızgınlığı o kara yürekli kişi üzerine yoğunlaştırılmalıdır.</li>
<li>Polisiye romanda gizli örgütlere, çetelere, Mafya ve benzeri örgütlü suçlara yer verilmemelidir. Böyle bir örgütün olaya karışması, ( daha da kötüsü) cinayetin bu türden bir örgütçe işlenmesi; yapılışıyla da, aydınlatılmasıyla da okurda heyecan uyandırması gerekli dört dörtlük bir cinayetin sorumluluğunu birden çok kişiye yüklemek, dolayısıyla okuru düş kırıklığına uğratmak ve cinayeti aydınlatma zevkinden mahrum bırakmak olur. Polisiye romanda katilin bir cinayeti ustaca hazırlamak, kendisini ele verecek bütün olanakları ortadan kaldırmaya çalışmak gibi bir şansı vardır.Romanı çekici kılan da budur zaten. Cinayeti bir örgüte işletmek, bu çekiciliğin ortadan kaldırılması anlamına gelir.</li>
<li>Cinayetin işlenme yöntemleri de, bu cinayetin aydınlatılması yöntemleri de akılcı ve bilimsel olmalıdır. Gizli bilimlere, uydurma teknolojik numaralara, düş gücüne ve yapay kuruntulara polisiye romanda yer yoktur. Eğer bir yazar, Jules Verne gibi düşler dünyasının içine dalmaya kalkarsa, polisiye romanın dışında bulur kendisini. Yeri, serüven romanlarıdır.</li>
<li>Olayın gerçek yanları açık seçik ve anlaşılır olmalı; yani, olaydaki neden &#8211; sonuç bağlantısı akılı nitelikler taşımalıdır. Böylece okur, olayı örten giz perdesinin kaldırılmasından sonra kitabı yeniden okuyacak olursa, &#8216;hafiye&#8217;nin soruşturması sırasında, bir takım ip uçlarının verildiğini, bu ipuçlarının birbirine eklenmesi ile romanın sonunda kesin sonuca (çözüme) ulaşıldığını fark edecek, &#8220;ben de &#8216;hafiye&#8217; kadar dikkatli olsaydım, onun vardığı sonuca varırdım&#8221; diyebilecektir.</li>
<li>Bir polisiye romanda kesinlikle kaza sonucu ölüme ya da intihara yer verilemez.. Bir soruşturmanın böylesi bir sonuca ulaşması, okurda derin bir düş kırıklığı uyandıracaktır.</li>
<p></strong></p>
<li><strong>Polisiye romanlarda, tüm suçlar kişisel nedenlerle işlenmelidir. Uluslar arası komplolar, siyasal suikastlar, savaş politikaları türünden nedenler başka bir edebiyat türü içindedir.<sup>(2)</sup></strong> ( Casus &#8211; Ajan romanları)</li>
<p>Arkadaşlar, bence bu kadar yeter.. Sıkıldığınızı görüyorum ve açıkçası ben de sıkıldım.. Diğer maddeleri kendiniz okuyunuz.. İstek olursa, Forum&#8217;a yazabilirim.. Bu yaz sıcağında fazlası çekilmiyor değil mi? Şimdi birer soğuk çay içelim. Dersten erken çıkmak isteyen varsa, çıkabilir. Hepinize katıldığınız için teşekkür ederim..</p>
<p><strong>KAYNAK KİTAPLAR:<strong><br />
1- <span style="text-decoration: underline;">ROMAN YAZMA SANATI</span>, TOBİAS. Ronald.B, SAY YAYINLARI<br />
2- <span style="text-decoration: underline;">GERİLİM / POLİSİYE FİLMLERİ ( 100 Filmde)</span>, KAKINÇ.T, BİLGİ YAYINEVİ<br />
3- <span style="text-decoration: underline;">CİNAYET SİNEMASI</span>, ROLOFF Bernhard -SEEBLEN Georg, ALAN YAYINCILIK</strong></strong></p>
<p><strong><strong> </strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/yazarlik-dersleri/yazarlik-dersleri-9/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
	</channel>
</rss>
