<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Kayıp Dünya &#187; Beyaz Çığlık</title>
	<atom:link href="http://www.kayipdunya.com/etiket/beyaz-ciglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kayipdunya.com</link>
	<description>Bilim Kurgu, Fantastik Edebiyat ve Mitoloji</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Sep 2010 06:20:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>BEYAZ ÇIĞLIK – 7</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-%e2%80%93-7</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-%e2%80%93-7#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 06:28:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evren GÜRKAYNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evren GÜRKAYNAK]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Çığlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=1275</guid>
		<description><![CDATA[

Uygulama salonunun kapısından tir tir titreyerek giriyorum. İkimiz de birbirimizle göz göze gelmekten çekiniyoruz. Bu nasıl büyük bir heyecan Tanrım? Bayılacağım. Bu histen Çınar’ın yumuşacık sesiyle sıyrılıyorum.
- Tanışalım mı artık?
Bu an sanki büyülüymüş de yüksek sesle konuşursak o büyü bozulacak gibi geliyor Neredeyse fısıldayarak konuşuyorum.
- Tanışalım.
- Pekâlâ. Önce ruhuna, gerçek Deniz’e, benliğine odaklanmanı ve bedeninden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><br />
</em></strong></p>
<p>Uygulama salonunun kapısından tir tir titreyerek giriyorum. İkimiz de birbirimizle göz göze gelmekten çekiniyoruz. Bu nasıl büyük bir heyecan Tanrım? Bayılacağım. Bu histen Çınar’ın yumuşacık sesiyle sıyrılıyorum.</p>
<p>- Tanışalım mı artık?</p>
<p>Bu an sanki büyülüymüş de yüksek sesle konuşursak o büyü bozulacak gibi geliyor Neredeyse fısıldayarak konuşuyorum.</p>
<p>- Tanışalım.</p>
<p>- Pekâlâ. Önce ruhuna, gerçek Deniz’e, benliğine odaklanmanı ve bedeninden sıyrılmanı istiyorum.</p>
<p>- Ta… Tamam.</p>
<p>- Seni seninle bırakacağım bir süre. Odada var olduğumu unutmanı ve sadece kendine yoğunlaşmanı istiyorum. Sana hiçbir şekilde dokunmayacağım, seslenmeyeceğim. Sana arkamı döneceğim. Ruhunla, benliğinle baş başa kalmanı istiyorum. Gerisi kendiliğinden gelecek zaten. Sakin ol lütfen.</p>
<p>- Pe… Peki.</p>
<p>Gözlerimi yavaş yavaş kapatıyorum. Kalbimden Deniz’in bana seslenmesini bekliyorum. Onu çağırıyorum. Ruhuma dokunması, beni bana vermesi için. Aklıma gelen ilk şey “Ben kimdim?” sorusu oluyor. “Neye benzerdim?” “Nasıl bir insandım ben?” “Neydi Deniz’i Deniz yapan?” Bir kız fısıltıyla sesleniyor içimden “Sen bendin.” “Kimsenin özünden caydıramadığı, kendi kimliğinden asla sıyrılmayan bendin.” “Değişen bir şey yok aslında, sen değilsin değişen.” “Değişen yalnızca bedenin…” “Ne zaman çağırırsan, onu geri getirebilirsin.” Buydu işte anahtar, istemekti bunu, yürekten istemek. Ben beni istiyorum, beni çağırıyorum. Bedenimi ruhuma çağırıyorum. Bedenimi geri istiyorum. Ezberler gibi sesli söylemeye başlıyorum bu son cümleyi.</p>
<p>- Bedenimi geri istiyorum. Bedenimi geri istiyorum. Bedenimi geri istiyorum.</p>
<p>Bir anda dizlerim tutmaz oluyor, yere yığılacak gibiyim. Pelte gibi. Sanki kemiklerim ve kaslarım yok gibi. Beni ayakta tutabilen hiçbir uzvum yok gibi.</p>
<p>- Çınar?</p>
<p>- Çınar diyorum?</p>
<p>- Çınaaaaaaaaaaaaar?</p>
<p>Hiç ses yok. Araf’ta mıyım yoksa? Kendim olmaya çalışırken en başa mı gittim? Her şeyin başlayıp bittiği yere? Sakin olmalı mıyım bu kadar? Bu kadar çok soru sormalı mıyım? Belki de ihtiyacım olan tek şey “benim”. Kendimi görmeliyim. Kendime bakmalıyım. Önce gözlerimi açmalıyım. “Hadi kızım cesaret! Aç gözlerini, korkma kendinden.” “Aç!” Ve açıyorum gözlerimi.</p>
<p>Sandığım gibi yerde yığılmış bulmuyorum kendimi. Aksine dimdik dikiliyorum ayakta. Aynı noktada.</p>
<p>- Ayna.</p>
<p>Sesim? Gözlerimden yaşlar boşanıyor sel gibi. Ve kahkahalar atıyorum dur durak bilmeden. Ben benim yeniden. Avazım çıktığı kadar bağırıyorum.</p>
<p>- Çınaaaaaaaar? Ben benim yeniden. Duyuyor musun? Ben benim yeniden.</p>
<p>Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Öylesine titriyorum ki. Nöbet gibi. Ellerime bakıyorum. Ellerim benim. Bembeyaz ellerim. Cart mor ojeli, kısa tırnaklı ellerim. Pejmürde eteğim, salkım saçak gömleğim. Yaz kış ayağımdan çıkmayan botlar da benim. Sevgili Deniz’im. Öylesine bir duygu seli içinde yüzüyorum ki, bunun adına “heyecan, sevinç” demek haksızlık olur. Doğumuma şahit oluyor gibiyim.</p>
<p>- Merhaba</p>
<p>İrkiliyorum bir anda. Arkamı dönmeye korkuyorum. Kalbim o kadar hızlı çarpıyor ki, beni yarı yolda bırakacak diye korkuyorum. Ömrümde duyduğum en tatlı ses kulaklarımda. Alt dudağımı ısırıyorum heyecandan. Ve yine konuşuyor o ses.</p>
<p>- Hani tanışacaktık? Bana yüzünü göstermeyecek misin?</p>
<p>Arkamı dönüyorum. Kumral kıvırcık saçlı, top sakallı, gözleri gibi masmavi gömlekli, pırtık pantolonlu, âşık olduğum bir adam karşımda duran.</p>
<p>- Merhaba. Ben Deniz. Kaçık Deniz.</p>
<p>- Merhaba. Sa… sana sarılabilir miyim? Ruhundan sonra, asıl Deniz’e sarılabilir miyim?</p>
<p>Nasıl durdurabilirim ki kendimi? Bana böyle bakarken ve kollarını açmışken böylesine samimi? Bu kadar çocukça ve bu kadar aşkla… Öylesine safça ve tutkuyla…</p>
<p>Sarılıyor bu kez hem ruhlarımız hem de bedenlerimiz.</p>
<p style="text-align: center;">- o -</p>
<p>Ve dönüş günü geldi çattı. Zorlu bir sınav, ödemem gereken bir vefa borcu ve ardından özgürlük beni bekliyor. Kalbim hem huzur hem sıkıntı yüklü. Kendimi hem güçlenmiş hem de zayıflamış hissediyorum. Velhâsıl-ı kelâm, karmakarışığım. Üstelik tam ben olmuşken, sırf mücadele için yeniden bürünmek zorundayım Umman’ın bedenine. Sayısını tahmin edemediğim çatışmalar var girmek zorunda olduğum.</p>
<p>Kapım çalıyor. Kendini çoktan Lodos’un bedenine hapsetmiş Çınar giriyor. Değişmeyen tek şey o güzel bakışları. Hangi yüze konarsa konsun, hangi renge bürünürse bürünsün hep aynı o bakışlar. Sıcacık, korumacı, çekici, sevgi dolu ve bir o kadar da huzur ve güven verici. Yumuşacık bir gülüşle günümü aydınlatıyor.</p>
<p>- Günaydın. Hâlâ hazırlanmamışsın. Geç kalıyoruz.</p>
<p>- O kadar tatlı geldi ki kendim olmak, öylesine özlemişim ki Deniz’i, hiç bırakmak istemiyorum onu tanımadığım boşluklara.</p>
<p>- Yakında ne zaman istersen çağırabilme özgürlüğün olacak onu. Biraz daha sabır… Hem İstanbul bekleyecekmiş bizi burada. Söz verdi bana.</p>
<p>- Nasıl başarıyorsun bunu?</p>
<p>- Neyi?</p>
<p>- Anlamıyormuş gibi yapma. Böyle bir anda ikna etmeyi, rahatlatmayı diyorum. Varsa bunun da bir eğitimi onu da almak istiyorum.</p>
<p>- Hadi oradan sen de sanki ihtiyacın var da…</p>
<p>- Var tabii. Hem de çok.</p>
<p>- Olmadığını kanıtlayacak o kadar çok an var ki hafızama kazılı.</p>
<p>- Öyle mi? Hangi anlarmış bunlar?</p>
<p>- Eğer biraz daha geç kalırsak Profesör bize öyle anlar yaşatacak ki? Ömrümüzce unutamayacağız.</p>
<p>- Aman tamam. Söyleme. Ama acısı fena çıkacak ona göre.</p>
<p>Kapı çalınıyor.</p>
<p>- Girin.</p>
<p>Kapıdan giren siyahî üç görevli, çok az vaktimiz kaldığını söylüyor. Üçünün de yüzünde öylesine donuk bir ifade var ki, beklemeye tahammüllerinin hiç kalmadığını anlıyorum. Müsaade isteyip, az sonra yanlarında olacağımı söylüyorum. Çınar’ı da yanlarına alıp çıkıyorlar.</p>
<p>Sınava hazırlanmak için bütün güçlerim üzerinde o kadar çok çalıştım ki, artık saniyeler alıyor onları aktif hale getirmek. Hiç tereddüt etmeden kendimi Umman’ın vücuduna dönüştürüveriyorum. Artık hazırım. Kapıdan çıkıp beni bekleyen gruba katılıyorum. Çınar’ın yüzü allak bullak… Sormaya fırsat kalmadan koşarcasına ana koridora yöneliyoruz. Oradan geçip merdivenleri çıktığımızda karşımda duran manzara kanımı donduruyor. Dev bir orduyla dönüyoruz Beyaz Çığlık’a. O an anlıyorum ki tehlike çok büyük. Öylesine büyük ki, yeryüzündeki Genel Merkez kapanıyor. Her şey Beyaz Çığlık ZAYED’de toplanıyor. Buradaki güçler oraya sevk ediliyor. Kulaklarımızda uğuldayan kudurmuş köpekler gibi uluyan savaş borazanları. Yalnızca barış için kurulan Beyaz Çığlık huzurunu bozanlara haddini bildirmeye, savaşmaya hazırlanıyor. Çınar’ın sesiyle sıçrıyorum. Kolumdan nazikçe tutup beni dev ordudan ve gruptan uzaklaştırıyor.</p>
<p>- Yansılar bu sabah Beyaz Çığlık’a çok büyük bir saldırı düzenlemişler. Kaybın çok büyük olduğunu ve bir an önce destek kuvvet gönderilmesini istemişler… Senden bir şey isteyeceğim. Ne olur burada kal. İstanbul’da.</p>
<p>- Burada mı kalayım? Sen git ben kalayım öyle mi? Bu kadar mı?</p>
<p>- Başka ne söylememi bekliyorsun? Gel ve benimle öl mü diyecektim yani?</p>
<p>- Sen de benden seni buradan uğurlamamı ve hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam edebilmemi mi bekliyorsun yani? Deniz’in ruhunu taşıyorum ben hala farkında mısın? Hani hiçbir şeyden yılmayan, hani her şeyi kısacık bir sürede başaran ve düne kadar güvendiğin Deniz&#8230;</p>
<p>- Farkındayım ama senin kılına zarar gelmesine tahammül edemem anlıyor musun?</p>
<p>- Anlıyorum ama kusura bakma burada kalmıyorum.</p>
<p>- Bunu yaptığım için şimdiden özür dilerim.</p>
<p>- Ne için?</p>
<p>- Bunu…</p>
<p>Tuttuğu gibi beni yere yatırıyor. Kolumda korkunç bir yanma hissediyorum bir anda. Sersemliyorum ve olduğum yerde kalıyorum. Hain domdom.</p>
<p style="text-align: center;">- o -</p>
<p>Başım zonklayarak ayılmaya çalışıyorum. Etrafımda ölüm sessizliği var. Her yer kapkaranlık. Ayağa kalkmam ve onlar gitmeden yetişmem gerek. Ancak, herkes çoktan gitmiş. Bir yolunu bulmam ve onlara katılmam gerek. Yılmaya, vazgeçmeye hiç niyetim yok. Kendime gelip düşünmeliyim. Bir plan yapmalı ve savaşa katılmalıyım. Yok öyle yağma. Burada kalınacaksa beraber kalınacak, gidilecekse beraber gidilecek. İşte o kadar!</p>
<p style="text-align: center;">- o -</p>
<p>Tekrar beyaz Çığlık’tayım. Gördüğüm manzara korkunç. Her yer harabeye dönmüş durumda. Havada tanımadığım ağır bir koku var. Çiçek kokularından ve su şırıltısından eser yok. Etraf kararmış. O yapay aydınlığı sağlayan güç kaynağı artık görevini yapamıyor. Cennet cehenneme dönmüş. Yollar öylesine girmiş ki birbirine ZAYED’i bulabileceğimden bile emin değilim. Ama denemek zorundayım. Çınar’ın ve Profesör’ün iyi olduklarını görmeden ve yansılara bu yaptıklarının hesabını sormadan içim rahat etmeyecek.</p>
<p>Sanal panel açarak ilk seyahatimi böyle bir durumda gerçekleştirmek içime dokunuyor. Ama duygusallığın hiç sırası değil. Bir an önce ZAYED’e gitmek gerek.</p>
<p>Harabelerin arasında yıkılmak üzere olan ZAYED’i gördüğümde her şeyin bittiğini sanıyorum. Bu güzel rüyanın, Çınar’ın, Profesör’ün artık hayal olduğunu düşünmeye başlıyorum. Şaşılacak şey, içimden taşan şey gözyaşlarım değil, intikam hırsı oluyor. Bu sırada tanıdık gelen ama hatırlamakta zorlandığım bir ses duyuyorum. Kadını görünce resim bir anda netleşiyor. Genel Merkez binasında beni kurtaran siyahî kadın.</p>
<p>- Sizin burada ne işiniz var? Komutan Lodos sizi eski Genel Merkez binasında bırakmamış mıydı? Neden emirlere sürekli karşı geliyorsunuz?</p>
<p>- Bana emir falan sökmez güzel kardeşim. Bana hemen Lodos’u ve Pofesör’ü nerede bulabileceğimi söyler misin ACABA!?</p>
<p>- Hayır efendim, üzgünüm. Bu konuda kesin emir aldım. Hiç kimseye, size bile söyleyemem.</p>
<p>- Bak canım kardeşim. O emirler beni hiiiç alâkadar etmiyor. Şimdi bana onların yerlerini söyle. HEMEN!</p>
<p>- En son bu kadar inatçı davrandığınızda başınızı ne kadar büyük bir belaya soktuğunuzu unuttunuz galiba? Kusura bakmayın.</p>
<p>- Sabır! Bak canım, benim sabrımı taşırma, inatçılığım dışında tadına bakmak istemeyeceğin, çok başka özelliklerim de var.</p>
<p>Hayatımda sahte karım İmbat’tan sonra ikinci defa, birinin boğazına yapışıyorum konuşturmak için. Arkamdan gelen ses tanıdık.</p>
<p>- Kaldır ellerini kimsin sen?</p>
<p>Yaklaşıyor. Sırtımda namluyu hissediyorum.</p>
<p>- Ellerini başının üzerine koy ve dizlerinin üzerine çök.</p>
<p>Çöküyorum. Karşıma geçiyor. Gözbebekleri büyüyor ve soruyor.</p>
<p>- Senin burada ne işin var Deniz?</p>
<p>- Senin ne işin varsa benim de o işim var.</p>
<p>- Çıldıracağım. Etrafına bir bak. Beyaz Çığlık bitiyor Deniz. Biz bitiyoruz. Neden anlamamakta ısrar ediyorsun? Neden seni korumama izin vermiyorsun?</p>
<p>- Çünkü …</p>
<p>Çok yakınımızda bir gümbürtü kopuyor. Sözlerimi bitiremiyorum. Çınar çıldırmış gibi bağırıyor.</p>
<p>- BAŞIMIN BELÂSI! Bunları ne için yapıyorum sanıyorsun? Savaş mı görmek istiyorsun? Nasıl kaybettiğimizi mi görmek istiyorsun?  Kalk o zaman. Dinle etrafını. Gel, gel bak bakalım göreceklerin ve duyacakların hoşuna gidecek mi?</p>
<p>- Uçarı olabilirim. Her şeyi alaya alıyor gibi de görünebilirim. Ama ben sandığın gibi umursamaz bir aptal değilim. O yüzden karşına alıp çocuk gibi azarlayamazsın. Buraya vefa borcumu ödemeye geldim. Hayatımı borçlu olduğum insana gerekirse hayatımı vermeye geldim. Sakın ama sakın beni durdurmaya çalışma. Böyle fırça atarak mı kurtaracaksın cennetini?</p>
<p>Bir an hiçbir şey söylemeden direk gözlerinin içine bakıyorum, sonra soruyorum.</p>
<p>- Şimdi söyle bakalım, beni de yanında götürecek misin? Yoksa ben mi bulayım yolumu?</p>
<p>- Hiç vazgeçmeyeceksin değil mi?</p>
<p>- Hâlâ soruyor ya!</p>
<p>Yeni yönetim merkezine giderken saldırının nasıl gerçekleştiğini, böylesine büyük bir zararı nasıl ellerini kollarını sallayarak verebildiklerini anlatıyor. Profesör’ü korumak için nereye sakladıklarını… Geriye kalanların neler yapacağını… Beyaz Çığlık’ın yansılardan nasıl temizleneceğini…</p>
<p>- İlk adım yansıların tümünün Beyaz Çığlık’a gelmelerini sağlamak, doğru anlamış mıyım?</p>
<p>- Evet. Öncelikle bunu yapmamız gerek.</p>
<p>- Peki nasıl başaracağız bunu?</p>
<p>- Bunu konuşmak için henüz erken. Planın sonraki adımlarını yeniden düzenlememiz gerekiyor. Senin gelişin her şeyi baştan düşünmemizi gerektiriyor. Genel Merkez’e varır varmaz Profesörle bir toplantı yapmamız lazım.</p>
<p style="text-align: center;">- o -</p>
<p>Sabaha kadar gözümü kırpmadım. Her yerden silah ve bomba sesleri geliyor. Camdan dışarı baktığımda beni huzura kavuşturan cennet yok oluyor. Bense artık o cenneti korumak için donatılmış komutan rütbesine yükseltilmiş bir askerim. Bileğimde yansılar tarafından yerleştirilmiş olan ince plakaya bir gizli bellek yerleştirildi. İçine görevim yüklendi. Hiçbir aşamanın eksik olmaması, hiçbir adımın yanlış atılmaması gerekiyor. Düşüncelerimden kapının çalınmasıyla sıyrılıyorum.</p>
<p>- Girin</p>
<p>- Günaydın!</p>
<p>- Günaydın!</p>
<p>- Hazır mısın?</p>
<p>- Evet çıkalım. Yeni merkeze değil mi?</p>
<p>- Evet.</p>
<p>Kendi sanal panellerimizi açıp, etrafımızı kollayarak ilerliyoruz Çınar’la. Etrafta hiç kimse yok. Ölenler ve ödleklik edip kaçanlar dışında kalanların hepsi yeni Genel Merkez’de. Yolumuzda ilerlerken tek kelime etmiyoruz. Ama ara sıra nasıl ben ona bakıyorsam fark ettirmemeye çalışarak o da bana bakıyor derin derin. Aramızda istemeyerek koyduğumuz, daha doğrusu koymak zorunda bırakıldığımız bir duvar var. İkimiz de aynı cümleyi geçiriyoruz içimizden. Keşke her şey daha farklı koşullarda başlayabilseydi.</p>
<p>Yeni Genel Merkez eskiden olduğu gibi göklere yükselmiyor artık. Tam tersine yerin dibine gömülmüş durumda. Hiç kapısı yok. İnsanlar yalnızca teleport yöntemiyle girebiliyorlar içeri. Yansıların içeri girmesi imkânsız. Profesör karşılıyor bizi. Yaşlanmış geliyor gözüme. Yıllardır bin bir emekle kurduğu, yaşattığı her şey yerle yeksan oluyor dışarıda. Ucubeler gelip, mahvediyorlar. Kabullenmek kolay olmasa gerek.</p>
<p>- Hoş geldiniz Komutan! Görevinizin ayrıntılı dökümünü dün aldınız. İki gün sonra hepimiz harekete geçiyoruz. Yalnız önce birkaç alet var tanımanızı ve özelliklerini bilmenizi istediğim.</p>
<p>Önümüzde hayatımda daha evvel hiç görmediğim üç farklı alet duruyor. Dev gibiler. Özellikle de ortada duran. Profesör teker teker anlatıyor.</p>
<p>- Bu birkaç gün önce geliştirdiğimiz bir yansı tarayıcı. Daha önce geliştirdiğimiz artık hiçbir işe yaramıyor. Lodos bahsetmiştir size, yansılar mutasyona uğradılar. Bizim kılığımıza bürünebilmek için artık bizleri görmeye ihtiyaçları yok. Genetik haritamızı çıkarmış durumdalar. Dibimize kadar böylesine rahat gelebilmelerinin en büyük nedeni bu. En son saldırıda geliştirdiğimiz aletlerin hiçbiri işe yaramıyor çünkü bedenlerinde korkutucu değişimler var. Son zorlu çatışmada ele geçirilen bir yansı üzerinde yaptığımız çalışmalar sonucunda bu makineyi geliştirdik. Yeni yansılar üzerinde koku, doku, biyolojik ve fizyolojik donanım ve fiziksel kütle taraması yapıyor. Buz dağının görünen yüzünü değil altını görüyor yani. Bizim kılığımıza da girmiş olsalar artık bulabileceğimizi ve yeni yansılar üzerinde daha etkili olabileceğimizi ümit ediyoruz.</p>
<p>- Tanrı’m tüylerim diken diken oldu.</p>
<p>- Şaşırmamayı öğrenmiş olmalıydınız Deniz. … Bu alet ise yansıları kendi silahlarıyla vurmayı amaçlıyor. Size hiç de yabancı olmayan mavi sıvıların içeriğini daha da korkunç hale getirdik. Bu elbette hepimiz için bir risk faktörü. Bu fanusun herhangi bir şekilde parçalanması her şeyin sonsuza kadar yok olması demek. Bu sebeple bu silahı en son aşamada kullanmayı planlıyoruz. Aslını söylemek gerekirse onları kendi silahlarıyla vurma fikri siz ve Lodos sayesinde ortaya çıktı. Rastlantı eseri kullandığınız bu yöntem hepimizin ve Beyaz Çığlık’ın kaderini değiştirebilir.  Bu sonuncusu ise kullandıkları yeni silahları taramak ve etkisiz hale getirmek için tasarlandı. Biyolojik değil, daha elektronik silahlar kullanmaya başladılar. Bu son alet öyle ki, silahlarının ve kullandıkları tüm makinelerin elektronik aksamını bozuyor. Hedefe dönük namlu bir anda silahı kullananı vurmaya programlanıyor ve hedefi değil silahı kullananı yok ediyor. Bunu da planın son safhasında kullanacağız.</p>
<p>- Ben bu son aşamadan oldukça endişeliyim. Bilmemek beni çok rahatsız ediyor. Planı A’dan Z’ye bilmem iki gün sonra gerçekleştireceğim görevi daha etkin yapmam için güdüleyici olmaz mıydı sizce? Gizlilik için olduğunu biliyorum, planın titizlikle işlemesi için bir gereklilik olduğunun da farkındayım. Ancak, birçok gizli bilgiyi benimle paylaştınız. Hatta beni bu savaşta komutan rütbesine taşıdınız. Madem planın son aşamasını gerçekleştirmemiz için yarın yapacağım görevin başarıya ulaşması gerekiyor, bilmek istiyorum ulaşmak istediğimiz son nokta ne? Nedir bu kadar gizli olan?</p>
<p>- Bakın Deniz Hanım. Lodos benim iznimle sizi İstanbul’da bırakmıştı. Buraya geldiniz ve savaşmak istediğinizi söylediniz. Koyduğumuz bütün katı kuralları sizin için alt üst ettik. Bu çok hassas bir konu&#8230; Lütfen ama lütfen bu konuda acele ve ısrar etmeyin. Yalnızca iki gün sonra gerçekleştireceğiniz hayati göreve odaklanın. Başka konulara ve kişilere değil. Yeterince açık öyle değil mi?</p>
<p>- Evet, çok açık…</p>
<p>Seçtiği kelimeler Çınar ve Deniz’e birer taştı. Diyordu ki, “Kendinize gelin ve görevlerinize odaklanın. Haberiniz olsun diye söylüyorum aranızdaki bağ açıkça belli oluyor ve bu durumdan hiç hoşnut değilim.” Çok açık bir mesajdı. Mesaj açıktı açık olmasına ama Çınar’ımı göreve hiçbir şey söylemeden göndermek istemiyorum. Ancak, mecburen de olsa ördüğümüz duvar o kadar sağlam ki kalbimizi açmamız şu an çok zor. O sırada Çınar zihinsel diyalog kanalını açıyor.</p>
<p>- Benimle İstanbul’a gelir misin? Bir saatliğine.</p>
<p>- Delirdin mi sen? Az önceki mesaj ulaşmadı sana galiba. Çok açık bir uyarıydı bence.</p>
<p>- Aldım evet ama artık konuşmamız gerekmiyor mu sence de?</p>
<p>- Profesör’ün karşısında hazır olda konuşulacak şey mi bu? Şimdi anlayacak.</p>
<p>- Anlarsa anlasın. Artık ertelemek istemiyorum lütfen.</p>
<p>Profesör yeniden konuşmaya başlar başlamaz kapatıyoruz kanalları.</p>
<p>- İkinizin de iyice dinlenmenizi istiyorum. Benim de, Beyaz Çığlık’ımızın da ve burada yaşayanların da size çok ihtiyacı var çocuklar.</p>
<p>Çocuklar. İlk defa bu tabiri kullandı. Güney Tekin’den ilk defa bu kadar babacan bir laf duyuyorum. O an ikimiz de anlıyoruz ki bu adam bizi kaybetmekten çok korkuyor. İnsanları her şeyi yapabileceklerine inandırmış olan bu dev yürekli cesur adam gerçekten korkuyor.</p>
<p>Profesör ikimizden de izin isteyip odadan çıkıyor ve kritik toplantımız sona eriyor. Çınar kolumdan tuttuğu gibi beni kendine çekiyor ve soruyor.</p>
<p>- Cevap bekliyorum Deniz. Benimle İstanbul’a geliyor musun, gelmiyor musun?</p>
<p>Bir an durup düşünüyorum. Yapacağımız bu deliliğin risklerini bir tarafa bırakıp ciddi ciddi düşünüyorum ve soruyorum kendime. “Sen bu adamı istiyor musun? İstemiyor musun?” Cevabım elbette hazır. “Evet, hem de çok.” Ona bakıp, gözlerimi gözlerine dikiyorum. Ona duymayı en çok istediği şeyi söylüyorum.</p>
<p>- Evet. Evet geliyorum.</p>
<p>- Harika. Birazdan seni almaya geleceğim, dairende görüşürüz?</p>
<p>- Ta… Tamam.</p>
<p>Son söz olarak sadece gülümsemekle yetiniyor. Ben de.</p>
<p>Dinlenmek üzere daireme gitmek istediğimi Profesör’e söyleyip çıkıyorum. Kalbim kulaklarımda gümbür gümbür atıyor. Etrafımdaki cehenneme aldırmadan kalbimin içindeki cennette yolculuk ediyorum. Bu kısa yolculuk içimi daha da coşturuyor.</p>
<p>Odaya varışımdan on beş yirmi dakika sonra Çınar da geliyor. Kekeleyerek soruyor.</p>
<p>- Ha… Hazır mısın?</p>
<p>Ellerimden tutuyor ve aynı anda teleportla kendimizi İstanbul’daki eski Genel Merkez binasına yolluyoruz. Haftalar sonra ilk defa kendim olmayı denediğim salona… Aynı ilk gündeki gibi birbirimize arkamızı dönüyoruz. Kendi bedenlerimizi ruhlarımıza çağırıyoruz. İşte yine oradayız. Sokak fotoğrafçısı Çınar ve kaçık senarist Deniz olarak…</p>
<p>Birbirimize sırtımız dönük bir süre duruyoruz öylece. Sonra gözlerimiz buluşuyor. Elleri saçlarıma uzanıyor ilk. Sonra yüzümü elleri arasına alıyor. Gözlerime kilitleyip gözlerini beni bana anlatmaya başlıyor.</p>
<p>- Kızıl, kıvırcık, upuzun saçlar. Yüzüne çok yakışan kemerli bir burun, yemyeşil gözler ve güzel dudaklar… Zarif bir boyun… Aynı sen gibi uçuk kıyafetler. Sensin işte. Burada karşımda. Ne kadar güzelsin! Deli de, ne dersen de güzel kadın! Seni seviyorum. Çok. Sebep sorma, söylediklerimin ve yaptıklarımın hiçbir mantıklı açıklaması yok. Seviyorum işte.</p>
<p>Parmaklarım dudaklarına gidiyor. Bana beni sevdiğini söyleyen dudaklara. Sonra yüzünü ezberlemeye başlıyor parmaklarım. Her santimini dolaşıyor. Gizemli bir yolculuk gibi… İçinde biraz heyecanla ama cesurca… Kalplerimiz o kadar hızla ve gürültüyle atıyor ki adeta odada yankılanıyor. Bu iki ruh, iki beden, birbirini gerçekten çok seviyor. Nasıl, neden diye sormasın kimse. Öyle işte.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-%e2%80%93-7/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2010/06/beyaz-ciglik-7-300x119.jpg' length ='7930'  type='image/jpg' />
	</item>
		<item>
		<title>BEYAZ ÇIĞLIK – 6</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-%e2%80%93-6</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-%e2%80%93-6#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 17:09:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evren GÜRKAYNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evren GÜRKAYNAK]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Çığlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=1155</guid>
		<description><![CDATA[Tatlı bir uykudan her yanım buz gibi olmuş bir şekilde uyanıyorum. Yine yerdeyim. Kendi güçlerimi kontrol etmeyi öğrenince bu garip alışkanlıktan da kendimi kurtarabilecek miyim acaba? Ben kendimle buz gibi taşlarda cebelleşirken, kapı açılıyor daaan diye. Ahh gelen Çınar! Kapıdan girer girmez gözlerini kocaman açıp:
-	Pardon ama, üstünde pijama, yerde ne işin var?
-	Aaa, şeyyy, çocukluğumdan beri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tatlı bir uykudan her yanım buz gibi olmuş bir şekilde uyanıyorum. Yine yerdeyim. Kendi güçlerimi kontrol etmeyi öğrenince bu garip alışkanlıktan da kendimi kurtarabilecek miyim acaba? Ben kendimle buz gibi taşlarda cebelleşirken, kapı açılıyor daaan diye. Ahh gelen Çınar! Kapıdan girer girmez gözlerini kocaman açıp:</p>
<p>-	Pardon ama, üstünde pijama, yerde ne işin var?<br />
-	Aaa, şeyyy, çocukluğumdan beri sebebini bir türlü çözemediğimiz garip bir alışkanlık. Ben her sabah yerde uyanırım da.</p>
<p>Yüzümde aptalca bir gülümseme öylece bakıyorum. Gülmemek için dudaklarını ısırıyor.</p>
<p>-	Tutma kendini gül, gül çekinme.</p>
<p>Patlıyor sonunda. Kahkahalarla dakikalarca gülüyor.</p>
<p>-	Bayılacaksın yeter!<br />
-	Özür dilerim ama o kadar komiktin ki yerde. Sen çok garipsin, tuhafsın.<br />
-	Sağ ol, başka?<br />
-	Yanlış anlama, demek istediğim, tanıdığım hiç kimseye benzemiyorsun.<br />
-	Ben öyle benzemem kimseciklere.<br />
-	Havanı sevsinler. Neyse, hadi hazırlanalım. Nefis bir kahvaltı ZAYED’de bizi bekliyor.<br />
-	Hemen hazırlanıyorum.<br />
-	Tamam, koridordayım.<br />
-	Beş dakikaya oradayım.</p>
<p>Banyodaki aynada, erkek bedenimle çarpışıyorum yine. “Bitireceğim seni, bitireceğim. Ruhumu esir alamayacaksın daha fazla.”</p>
<p>Hemen hazırlanıp koridora fırlıyorum.</p>
<p>-	Hazırım.<br />
-	Seni hayatta, her zaman olduğun gibi böyle hareketli, capcanlı görmek çok güzel bir duygu.<br />
-	Teşekkür ederim. Kâbuslardan seninle uyanmak da çok güzel bir duygu.</p>
<p>Gözler, kalpler sarıldı yine birbirine.</p>
<p>-	Hadi artık gidelim, ben çok açım.</p>
<p>Binadan çıktığımızda, bir kez daha etkileniyorum etrafımı çevreleyen cennetten. Kurtarıldığım günkü gibi kuvvetli kollarıyla beni kavradığı gibi havaya kaldırıyor ve tıpkı o günkü gibi dakikalar içinde kilometreleri kat etmeye başlıyoruz. O gün tadına varamadığım, yüzüme vuran rüzgârın keyfini sürüyorum. Beraberinde getirdiği bin bir çiçek kokusuyla mest oluyorum. Bu sarhoşluğun doyumsuz tadına varırken dalga dalga bir merak sarıyor benliğimi. Gerçek Çınar’ı görebilecek miyim acaba sonunda?”</p>
<p>ZAYED’e adım adım yaklaştığımız her dakika o leylâ hal yerini endişeye bırakıyor. Tir tir titremeye başlıyorum. Kâbus sabahı film şeridi gibi geçiyor gözümün önünden. Ve işte geldik. Önündeki paneli kapatıp, beni de yere indiriyor Çınar.</p>
<p>-	Neyin var senin? Çok durgunlaştın birden.<br />
-	Ben buraya nasıl geldiğimi düşünüyordum da.<br />
-	Senin için ne kadar zorsa, inan benim için de öyle. Senden farklı bir şekilde gelmedim buraya biliyorsun.<br />
-	Evet, tabii ki.<br />
-	Üstelik arada fark var. O zaman yalnızdın. Şimdi ben varım yanında. Bir kadın bedenine sıkışmış olabilir erkek ruhum; fakat bu seni koruyamayacağım anlamına gelmez unutma.<br />
-	İyi ki varsın. Eski imkânsızlar etrafımda hayatımın gerçeği olmuşken, kendimi güvende hissetmem mümkün değildi sen olmasan.</p>
<p>Öylesine sıcacık bakıyor ki, adım gibi eminim artık onun da beni sevdiğinden. Böylesine samimi, duru gözler, sevgi dolu bir kalbin bakışları olabilir ancak.</p>
<p>-	Deniz, ben …<br />
-	Şşş! Ne olur? Ne söyleyeceksen sonraya sakla.</p>
<p>Evet, susturdum onu. Sevgisini dile getirmesine engel oldum. Çünkü, ruhlarımız bedenlerini bulmadan, hazır değilim o ana. Bu, “Bir yüzünü göreyim, bakayım nasılmış, ona göre bir adım atayım” meselesi değil. Ben aşkımı ruhumla, bedenimle bir bütün her şeyimle, Deniz olarak yaşamak ve sevdiğim adamı ruhuyla kendiyle bütün sevmek istiyorum çünkü.</p>
<p>Dolan gözlerini gizliyor benden. Ara ara yutkunduğunu görüyorum. İstediğim ona işkence çektirmek değil, hele hele, kendimi naza çekmek hiç değil. Ben İstanbul’un bizi, bizken birbirimize bağlamasını istiyorum. Hepsi bu.</p>
<p>O an elimden gelen tek şey, ellerinden sıkıca tutmak ve o güzel kalbinin derinliklerine bakmak, aynı onun gibi sıcacık. Elleri ellerimdeyken, kalbi de ellerimde sanki. Ellerimiz buluşur buluşmaz ruhunun rahatlayıp huzur bulduğunu hissediyorum. Dile gelmese de artık o da biliyor; “Onu seviyorum.”<br />
- o -</p>
<p>Profesör her zamanki mesafeli samimiyetiyle karşılıyor bizi asansörün kapısında.</p>
<p>-	Hoş geldiniz!<br />
-	Hoş bulduk.<br />
-	Sizi yeniden burada görmek ne güzel. Tekrar büyük geçmiş olsun. Siz gide durun, hemen geliyorum. Programla ilgili orada konuşuruz.<br />
-	Olur, karnım zil çalıyor zaten.<br />
-	Seni bu salona ilk getirdiğim günü hatırlıyorum da, nasıl şaşırmıştın.<br />
-	Şaşırmıştım tabii. İstanbul’da bunların hangisini hayal edebilirdik ki?<br />
-	Doğru. Yine aynı yere oturalım mı?<br />
-	Olur.<br />
-	Hıh, Profesör de geldi.<br />
-	Eveeet. Siparişlerimizi verelim ve hemen başlayalım programla ilgili konuşmaya.</p>
<p>Siparişlerimizi sıralıyoruz. Plan oldukça ayrıntılı olsa gerek.</p>
<p>- Eveeet, sizi dinliyorum.</p>
<p>Birbirlerine bakıp çarpık çarpık gülümsüyorlar. Hiçbir anlam veremiyorum.</p>
<p>-	Siz afiyetle yemeğinizi yemeğe başlayın Deniz, birazdan her şeyi öğreneceksiniz.<br />
-	Yeni bir şoka hazırlanmalı mıyım?</p>
<p>Lafım boğazımda düğümleniyor. Her ikisi de yemeklerini yedikleri, ağızlarını açıp tek kelime etmedikleri halde, onları duyabiliyorum. Sesleri kulaklarımda değil, zihnimde duyuyorum. Lokmamı yutmakta zorlanıyorum. Çınar’ın zihnimdeki sesi, o her zamanki muzip tavırla, “Sakin ol, biziz beyninin içinde konuşan” diyor. Profesör lafa giriyor ve zihinsel diyalog başlıyor.</p>
<p>-	Deniz Hanım, güvenliğiniz için planın çok gizli kalması gerektiğinden bahsetmiştim. Bu nedenle, sizi ayağa kaldıran Bulut Bey ile terapi sırasında duyum kanallarınızı açtık. Tıpkı çakra açmak gibi. Bu sayede artık yanınızda olmasak bile, bizi nerede olursanız olun duyabileceksiniz.</p>
<p>“Söze dökmek istediklerimi duyacak mısınız yani şimdi?” diye aklımdan geçirmemle birlikte,  profesör cevabı yapıştırıyor.</p>
<p>-	Evet.</p>
<p>Şaşkınlıktan elimi, kolumu nereye koyacağımı bilemiyorum. Lokmalar dizi dizi boğazımda kalıyor. Arka arkaya kahvemden yudumluyorum.</p>
<p>-	Bakın Deniz Hanım, Lodos da bahsetmiştir zaten size ama, Genel Merkez’e buraya geldiğiniz şekilde göndereceğiz sizi birazdan.</p>
<p>Kahveyi püskürtmemek için zar zor yutuyorum.</p>
<p>-	Birazdan mı?</p>
<p>Çınar alıyor sözü.</p>
<p>-	Lütfen endişelenme. Genel Merkez’de uyandığında yanında olacağım.<br />
-	Endişeliyim, kusura bakmayın. En son o lanet sicimlerle duvara bağlandıktan sonra hayatım bu hale geldi.<br />
-	Evet, ama bu yaşadığın o yolculuk nedeniyle olmadı. Seni de, beni de yansılar bu hale getirdiler unutma.<br />
-	Biliyorum ama korkuyorum.</p>
<p>Profesör devam ediyor planı anlatmaya.</p>
<p>-	Oraya birkaç dakika içinde varacaksınız, kendinize geldiğinizde, Lodos da yanınızda olacak dediğimiz gibi.<br />
-	Pekâlâ, eğitime nereden başlıyoruz?</p>
<p>Çınar atılıyor hemen.</p>
<p>-	Öncelikle bizler gibi zamanda ve mekanda seyahat edebilmek için “teleport eğitimi” alacaksın. Önce teorik daha sonra kısa mesafelerde uygulamaya dayalı.<br />
-	Bir yerden bir yere zihin gücümle gidebileceğim yani öyle mi? Vay canına.</p>
<p>Profesör söze giriyor.</p>
<p>-	Teleport, Beyaz Çığlıklıların tamamına verdiğimiz standart bir eğitim. Bundan sonrası, sizin üzeri örtülü güçlerinizi ortaya çıkarmaya dayalı.<br />
-	“Yansı gücü”<br />
-	Evet. Bu gücünüzü kontrol altına nasıl alacağınızı ve nasıl kullanacağınızı öğreneceksiniz. Bu sizin en önemli, en geliştirilmesi zaruri gücünüz. Yansıları yenebilmemiz için çok önemlisiniz.<br />
-	Anlıyorum. Daha sonra?<br />
-	Daha sonra, yine standart eğitime devam edeceğiz. Bunların arasında “nesneleri öz enerjiyle hareket ettirebilme”, “zihinsel ekranla iletişim kurabilme” ve son olarak da “kendi benliğine bürünebilme”.<br />
-	Bu saydıklarınızı bir ay içerisinde başarmamı mı bekliyorsunuz?<br />
-	Evet, yapamayacağınız bir şey olduğunu düşünseydik, vakti daha uzun tutardık, inanın. Ama sizin durumunuz gerçekten farklı. Pek çok Beyaz Çığlıklıdan daha açıksınız güçlerinizi kullanmaya. Hem eğitmeniniz Lodos, unutuyorsunuz. Onun başta “zihin okuma” olmak üzere güçlerini ne denli ustalıkla kullandığını ve verdiği eğitimlerin kalitesini bütün ekip arkadaşlarımız çok iyi bilir. Siz de önümüzdeki bir ay sonunda biliyor olacaksınız. Buraya döndüğünüzde de aldığınız bu eğitimlerden sınava tabi tutulacaksınız. Lodos, mutlaka söylemiştir size ama, ben yine de hatırlatayım. Hiçbir koşulda Genel Merkez binasından İstanbul sevdasına kapılıp, dışarı çıkamazsınız. Dahası, Genel Merkez’de size ayrılan özel bölümün dışına da çıkamazsınız. Çıkmamalısınız. Yeterince açık konuşuyorum değil mi Deniz? Eğer bir kez daha şırıngalardaki zehre maruz kalırsanız, dönüşü olmayan yollara gireriz. Unutmayın. Şimdi zihinsel diyalog kanallarını kapatıyoruz, şüphe çekmek istemem.</p>
<p>Konuşma bitiyor bitmesine ama ben, olduğum yerde mıhlanıp kalıyorum. Az önce içinde bulunduğum zihinsel diyalogdan falan değil, günlerdir, Çınar’ın zihin okuma gücü olduğu aklımdan uçup, gittiği için. Her saniye, her dakika aklımdan geçenleri duydu mu yani şimdi bu adam? Bu kadar çıplak mıyım ben karşısında?</p>
<p>Bir an göz göze geliyoruz. Soru sorar gözlerle bakıyor bana. “Ne oldu? Neyin var?” der gibi. Profesörü dahil etmeden acaba ben de zihinsel diyalog kanalı açabilir miyim? Sormadan edemeyeceğim. Ben düşünürken, o anında kuruyor bağlantıyı. Zihnimde yine onun sesi.</p>
<p>-	Neyin var? Ters bir durum mu var? Neden çatık kaşların bu kadar?<br />
-	Bana dürüstçe bir cevap vermeni istiyorum. Günlerdir, zihnimi okudun mu hiç?<br />
-	Tabii ki hayır. Deniz, bizler güçlerimizi insanların düşüncelerine tecavüz etmek, onların benlikleriyle baş başa kalma haklarını gasp etmek için kullanmıyoruz. Zihnini bir tek, hangi güçlerin olduğunu taramak için kullandım. Onun dışında hiç. Seni temin ederim, sen buna izin vermediğin müddetçe asla buna teşebbüs etmeyeceğim.<br />
-	Bugüne kadar söylediğin her şeye inanıp, güvendim. Bana yalan söylemeyeceğinden emin olmak istiyorum.<br />
-	Emin ol. Ben sana hiç yalan söylemedim, söylemeyeceğim.</p>
<p>Profesör, kesin bir dille acele etmemizi, gitme vaktinin geldiğini haber veriyor. İçimi saran sıkıntıya hâkim olmaya çabalıyorum. Asansöre doğru Profesör önde, biz arkada, ilerliyoruz. Ellerini ellerime uzatıp, sevgiyle sımsıkı tutuyor. Yaprak gibi titriyor içim. Korkuyorum, gerçekten korkuyorum. Profesör, bizi asansörün kapısından uğurluyor.</p>
<p>-	Kendinize çok iyi bakın. Deniz, iletişim kanallarınızı sık sık kullanın, buna çok ihtiyacınız olacak ileride.<br />
-	Teşekkürler Profesör, bir ay sonra görüşmek dileğiyle, hoşça kalın.<br />
-	Güle güle. Lodos, Deniz sana emanet. Görevlerinin gereklerini hatırlatmama gerek olmadığı kanısındayım. Birbirimizi anladığımızı düşünüyorum.<br />
-	Anladım efendim. Güveninize layık olacağım.</p>
<p>İşte o manyetik elips çubuk “bip” nidasıyla, asansörü hareket ettiriyor ve biz o bembeyaz, güneşsiz gün gibi aydınlık kabusa doğru hızla iniyoruz. Çınar, bir an olsun elimi bırakmıyor. Uzunca bir koridordan geçip, genişçe bir kapının önüne varıyoruz. Çınar cebinden kartını çıkartıp, o tanıdık pos makinemsi alete okutuyor. Kapının tıslayarak açılması, bana sinsi bir yılanın tıslaması gibi geliyor içimde savaştığım sıkıntıyla. Tıssssssss. Tıssssssss.</p>
<p>İşte beyazlar içinde bir siyahi, elinde o aşina beyaz elbise ve duvardan sarkan ince sicimler. Makineye ne gerek? İşte geçmişe döndüm bile bu tanıdık manzarayla. Kendi kendime söylenmem, Çınar’ın sesiyle noktalanıyor.</p>
<p>-	Ben senden önce Genel Merkez’de olacağım, bu arkadaş, Leila, sana yardımcı olacak. Orada seni bekliyor olacağım. Sakın korkma.<br />
-	Sen de kendine dikkat et. Sana söz veriyorum, korksam da sağ salim geleceğim yanına.<br />
-	Şimdi gitmem gerek. Leila, Deniz size emanet.<br />
-	İçiniz rahat olsun efendim, sağlıkla göndereceğim yanınıza.</p>
<p>Leila, elindeki beyaz elbiseyi giymem için bana uzatıyor. Zangır zangır titreyen ellerimle uzanıp, alıyorum. Ve hazırım. Leila’nın yardımıyla incecik sicimlerle duvara bağlandım yine. Leila samimiyetle gülümsüyor.</p>
<p>-	İyi yolculuklar efendim.</p>
<p>O acı çığlık sardı yine kulaklarımı. Ağır ağır bir boşluğa çekiliyorum. O kulakları yırtan çığlık, derinleşiyor, duruluyor ve en nihayet tükeniyor. O tanıdık ağır uyku yine sersemletiyor. Bırakın ne olur uyuyayım.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-%e2%80%93-6/2/" target="_self">Sayfa 2 &gt;</a></p>
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-%e2%80%93-6/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/12/beyaz-ciglik-6-300x119.jpg' length ='8966'  type='image/jpg' />
	</item>
		<item>
		<title>BEYAZ ÇIĞLIK – 5</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-%e2%80%93-5</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-%e2%80%93-5#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 04:17:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evren GÜRKAYNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evren GÜRKAYNAK]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Çığlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/?p=537</guid>
		<description><![CDATA[Öldüm mü? Neden açamıyorum gözlerimi? Peki ya etrafımdaki fısıltılar? Melekler mi yoksa cehennem zebanileri mi var yanımda konuşan? Hiçbir acı hissetmediğime göre o iğrenç yansı emeline ulaşmış galiba. Bir gayret denesem gözlerimi açmayı. Hadi Deniz, ha gayret yapabilirsin. Haydi açabilirsin gözlerini. Evet işte oluyor. Haydi aferin kızım sana. İşte oldu, bulanık görüyorum ama başardım.
-    A [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öldüm mü? Neden açamıyorum gözlerimi? Peki ya etrafımdaki fısıltılar? Melekler mi yoksa cehennem zebanileri mi var yanımda konuşan? Hiçbir acı hissetmediğime göre o iğrenç yansı emeline ulaşmış galiba. Bir gayret denesem gözlerimi açmayı. Hadi Deniz, ha gayret yapabilirsin. Haydi açabilirsin gözlerini. Evet işte oluyor. Haydi aferin kızım sana. İşte oldu, bulanık görüyorum ama başardım.</p>
<p>-    A bakın bakın! Uyandı. Uyandı! Hemen doktora haber verin.</p>
<p>Demek ölmemişim. “Siz de kimsiniz böyle?” demek istiyorum. Ama konuşamıyorum.Yalnızca dudaklarımı değil, gözlerim dışında hiçbir yerimi kıpırdatamıyorum. Gözlerimle konuşsam, hepimizin tehlikede olduğunu bir anlatabilsem. Hepimize tuzak kurdular, hepimizi şırıngalarla öldürecekler diyebilsem.</p>
<p>Hissedemediğim kahır yaşları boşanıyor yanaklarımdan. Asıl Çınar’a neler yapmış olabileceklerini düşünüyorum da. Hıçkıramamak, yutkunamamak ne korkunç Allah’ım. Kendini yastıklara göme göme ağlayamamak doya doya.</p>
<p>Derken bütün bakışlar kapıya yöneliyor. Profesör Güney yanında bir başkasıyla giriyor içeri. Öylece tabut gibi yatıyorum yatakta. Çivilenip kaldım. Keşke onu da uyarabilsem. Yanındaki adamla tek tek özenle tanıştırıyor herkesi. Adı Bulut’muş. Adım geçiyor kulak kabartıyorum yeniden.</p>
<p>-    Deniz’i ayağa kaldırabilecek tek kişi o. Ailesinin kökleri eski Şamanlara dayanıyor. Şimdi bize müsaade edin lütfen.</p>
<p>Ya Profesör Yoksa? Yoksa o da mı yansı? Ya o Bulut denen adam? Ya o da yansıysa. Bir hata sonucu yarım kalan işlerini tamamlamaya geldilerse. Tanrım ne olur yardım et bana! Bir karabasansa şayet bunlar,  uyanmak istiyorum artık. Bak, kapattım gözlerimi hadi uyandır beni.</p>
<p>İstanbul’da evimde,odamda, o pamuk gibi yumuşacık halısı olan canım odamda yerde uyanmak ümidiyle yeniden aralıyorum gözlerimi. Yine bitmedi kabusum. Sonlanamadı bu işkence.Tuhaf, odada huzurlu bir sessizlik var. O Bulut mu Yağmur mu her ne karın ağrısıysa gözlerini sımsıkı kapatmış vücuduma dokunmadan içime dokunuyor sanki. Bir süre sonra dua gibi sözler mırıldanmaya başlıyor. Artık yansı olabileceklerine ilişkin bir şüphem yok. Şayet öyle olsalardı, çoktan dönüştürmüşlerdi kendilerini. Koyu bir uyku göz kapaklarımı taşınmaz hale getiriyor. Korkularım yerini huzura bırakıyor, huzur beni uykuya…</p>
<p style="text-align: center;">- o -</p>
<p>-    İmdaaaaaaaaaat! Yardım ediiiiiiiiiin!<br />
-    Sakin olun geçti. Her şey geçti. İyileştiniz.<br />
-    Ne oldu bana? Neredeyim? Yansılar var. Bulun onları. Tuzak kuracaklar bize. Bulun onları.<br />
-    Hepimiz tehlikeyi atlattık Deniz. Sizi zehirleyenler yakalandı ve etkisiz hale getirildiler. Şimdi lütfen sakin olun.<br />
-    Hepimiz tehlikedeyiz diyorum size. Lodos’un kılığında biri. Kendisine kim bilir neler yaptılar. Kurtarmanız lazım. Ne olur bir şeyler yapın.<br />
-    Burada güvendeyiz hepimiz. Her şey açığa kavuşturuldu. Şimdi lütfen sakinleşmeye çalışın.<br />
-    Madem her şey yolunda Lodos nerede?<br />
-    Buradayım. Çok korkuttun şey  yani  korkuttunuz bizi.</p>
<p>Ahh! Bu o.</p>
<p>-    Tanrım ne yapmışlar size böyle?<br />
-    Önemsiz bereler sadece endişelenmeyin. Siz iyileştiniz ya. Önemli olan o.<br />
-    Önemsiz olur mu? Şu halinize bir bakın.<br />
-    Bir süre bakmayayım daha iyi.</p>
<p>Gülüyor eskisi gibi. Dayanamayıp soruyorum.</p>
<p>-    Kapıdaki onca güvenliğe rağmen nasıl başarabildiler bunu aklım almıyor.<br />
-    Profesörü evinde etkisiz hale getirip, önce onun kılığına girerek.<br />
-    Aman Tanrım! Peki nasıl öğrenebilmişler yerini. Yanlış hatırlamıyorsam, Profesör’ün nerede yaşadığı çoğu ZAYED çalışanı tarafından dahi bilinmeyen bir sırdı.<br />
-    Öyleydi, ancak bu kez gafil avladılar bizi. Buna rağmen hepsini etkisiz hale getirmeyi başarmışlar.<br />
-    Bir türlü aklım almıyor. Allak bullak oldum. Şu işin aslını bana enine boyuna anlatır mısınız lütfen?<br />
-    Kendinizi yormasanız Deniz. Neden biraz dinlenmeyi denemiyorsunuz?<br />
-    Uyandığımda verdiğiniz tepkilere bakılırsa, uzun bir zamandır uyuyorum zaten.<br />
-    Evet, tam tamına bir haftadır.<br />
-    Bir haftadır mı? Şaka yapıyorsunuz di mi?<br />
-    Hayır. Tam bir haftadır uyuyorsunuz.<br />
-    Off Tanrım! Pekala, madem bu kadar uzun süre dinlendim, şimdi uyanık olduğuma göre bana neler oluğunu anlatacak mısınız?<br />
-    Aa. Çok inatçısın. Yani …sınız.<br />
-    Sen diyebilirsin. Takılmam böyle şeylere. Bu arada evet öyleyimdir. Seni dinliyorum.<br />
-    Pekala pes. Demin de dediğim gibi işe önce Profesörü etkisiz hale getirerek başlamışlar. Yansılardan biri onun vücuduna, diğeri de Profesör’ün her gün işe beraber geldiği arkadaşı kılığına bürünerek ZAYED Yönetim İstasyonu’na sızmışlar. İkimiz gelmeden önce de profesörün odasında tüm ayarlamaları yapmışlar. Hatırlarsan benimle bir ara özel konuşmak isteyip, dışarı çıkarmıştı. İşte beni de orada alt ettiler. Odadan çıkmamla beraber şırınganın saplanması bir oldu. Hemen çıkarmayı başarmış olsam da sersemletti. Halimden de belli olduğu üzere sağlam bir sopa da yedim. Anlayacağın, odaya senin yanına gelenlerin ikisi de yansıydı. O andan itibaren işler tamamen onların lehine işlemeye başladı. Bundan sonrası benim de güvenlik şefinden dinlediklerim. Seni zehirleyip tam kaçış hazırlığı yaparlarken Profesör ZAYED’i arayarak tüm güvenlik birimlerinin alarma geçip, bütün girişleri tutmalarını emretmiş. Beni baygın bir halde yiyecek depolarının bulunduğu özel bölmede bulmuşlar. Seni Profesör geldiğinde bulmuşlar. Bir hafta kadar baygın kalmışsın. Sonrasını zaten biliyorsun.<br />
-    Bir dakka, bir dakka, şu geçtiğimiz hafta öncesinde bir hafta daha mı var yani şuursuz yattığım?<br />
-    Evet maalesef.<br />
-    Off. Hala olanlara inanamıyorum. Hakkı açlıktan, ailem meraktan ölmüştür. Ben kendimi nasıl düşürebildim bu duruma?<br />
-    Kendine yüklenme bu kadar. Tamam çok parlak günler değildi geçirdiğin ilk günler. İki defa hayati tehlike atlattın ama belki de …. Neyse.<br />
-    Madem başladın bitir lafını.<br />
-    Diyordum ki belki de bir sebebi vardı gerçekten bu hataya düşmemizin.</p>
<p>Gözlerimiz buluşuyor yeniden. Kendime, ondan hoşlandığımı itiraf etmenin vakti geldi de geçiyor. Ancak kendimi sonu bilinmez, tuhaf bir oyunun büyülü tozlarına kaptırıp, yanlış adımlar atmak istemiyorum. Bu yüzden duygularımı kendime saklıyorum. Sadecik cevaplıyorum:</p>
<p>-    Belki de.<br />
-    Gitsem iyi olacak. Çok yordum seni. Yarın tekrar geleceğim zaten. Hem bundan sonraki adımlar için de konuşmamız gerekecek.<br />
-    Ne olacak gerçekten bundan sonra? Eski plana devam mı?<br />
-    Onu da yarın anlatırım artık. Kendini çok yorma şimdi.<br />
-    Yaa! Hep böyle yapıyorsun ama olmaz ki! İlla ki meraktan çatlatacaksın insanı. İpucu da mı yok?<br />
-    Yok.<br />
-    Hain domdom.</p>
<p>Gülüyor.</p>
<p>-    Hiç gülme hainsin işte. Benim gibi hasta bir kadıncağızı böyle meraklar içinde bırakıp gidene başka ne denir?<br />
-    Pekala. Şu kadarını söyleyeyim, artık sandığından daha sık göreceksin bu hain domdomu.<br />
-    Ay teşekkür ederim. Çok açıklayıcı oldu.<br />
-    Daha ne olsun planın yarısını anlattım sayılır. Hadi ben gittim bile.<br />
-    Güle güle. Şey, ben çok teşekkür ederim. Her şey için. ZAYED’e bir ömür daha borçlandım galiba.<br />
-    Zevkti. Yani, hepimiz için. Yarın görüşmek üzere…</p>
<p style="text-align: center;">- o -</p>
<p>-    Günaydın! Hoşgeldin.<br />
-    Günaydınlaaar. Hoş bulduk efenim. Sana sıcacık, fırından yeni çıkmış kurabiyelerle poğaça getirdim. Yanında da kışkırtıcı, enfes kokusuyla bir kupa kahve.<br />
-    Harikasın. Karnım zil çalıyor.<br />
-    Tahmin ettiğim gibi.</p>
<p>Gülüşüyoruz. Onun sesi ve yüzüyle güne merhaba demek insanın içini ısıtan, onca sıkıntıya rağmen insana güven ve huzur veren tatlı bir şey. Bir an düşünüyorum da beni ona mıknatıs gibi çeken yüzü değil. İçimde hapsolmuş kadın ruhuyla, onun kadın bedenindeki erkeğe vuruldum ben. Çapraşık, tehlikeli ama yine de çok güzel içine adım adım çekildiğim aşk. Aşk? Evet evet, ona hissettiklerim bal gibi de aşk.</p>
<p>-    Hayırdır? Hani zil çalıyordu karnın? Yesene. Deniz? Nerelere dalıp gittin?<br />
-    Hı? Ah evet yiyeyim di mi?<br />
-    Ne kurcalıyor kafanı?<br />
-    Hiç. Ben sadece bundan sonra ne olacak diye düşünüyordum.<br />
-    Önce karnını bir doyur, birazdan her şeyi öğreneceksin merak etme.<br />
-    Oh sonunda.</p>
<p>Poful poful poğaçaları, içinde damla çikolatalarıyla nefis kurabiyeleri afiyetle mideye indiriyorum. Kahvemi sona saklıyorum. Hiçbirine karışmadan lezzeti, tadını çıkara çıkara, sindire sindire yudumlayayım diye. Sonunda akıbetimi öğrenebileceğim.</p>
<p>-    Bunlar hayatımda yediğim en muhteşem, en tapılası kurabiyeler. Hele şu poğaçalar… Midemde festival var resmen. Çok naziksin. Tekrar teşekkürler.<br />
-    Afiyet olsun. Beğendiğine sevindim.<br />
-    Eveeet, karnım da doyduğuna göre artık büyük bir dikkatle seni dinleyebilirim. Nedir plan?<br />
-    Şöyle: Yansılar artık hem benim hem de Profesörün evini avuçlarının içi gibi biliyorlar. Tekrar aynı bloktaki aynı daireye yerleşmen hiç doğru değil. Orası dışında da senin güvenliğini yüzde yüz sağlamamız mümkün olmayacak Beyaz Çığlık’ta.<br />
-    Bu ne demek şimdi? Vaz mı geçiyoruz yani bütün plandan. Hani içimdeki gücü keşfedip, onu kullanmayı öğrenecektim? Yapılan ilk karşı atakta pes mi ettik yani?<br />
-    Hayır tabii ki hayır da, söyleyeceklerime sevinecek misin, yoksa üzülecek misin pek emin değilim.<br />
-    Lütfen ağzında geveleyip durduğun şu baklayı çıkarır mısın artık?<br />
-    Pekala, seni İstanbul’daki Genel Merkez’e geri götürmeye ve eğitimlerine orada devam etmeye karar verdik.<br />
-    İstanbul’a dönebilecek miyim yani? Bunun neresi kötü söyler misin? Evime, Hakkı’ya İstanbul’uma kavuşacağım demek sonunda.<br />
-    Eğitimin tamamlandıktan sonra öyle olmasını umuyoruz.<br />
-    Ne demek öyle umuyoruz?<br />
-    Genel Merkez’den buraya nasıl geldiğini hatırlıyorsun değil mi?<br />
-    Evet ama bunun konuyla ne alakası var? Yok, hayır. Beni yine incecik sicimlerle, beyazlar içinde duvara mı mıhlayacaksınız?<br />
-    Evet maalesef. Ama sandığın kadar kötü değil inan bana. Henüz güçlerini kazanmadığın için, buraya her yeni gelen gibi o yolla seyahat etmek zorundasın zamanda.<br />
-    Offf. Ne yapalım sonunda İstanbul’a ulaşmak olunca, katlanacağız artık.<br />
-    Diğer bir sorun da burada başlıyor. Oraya gittiğimizde yine güçlerin kontrolünün dışında olduğu için kendini eski kimliğine büründüremeyeceksin. Yani siyahi, erkek Deniz olarak gideceksin oraya.<br />
-    Hani değiştirebilecektim kendimi. Hani eski halime dönebilecektim. Söz vermiştin bana. İstanbul’uma ve eski hayatıma kavuşturacağına dair söz vermiştin.<br />
-    Yine arkasındayım sözümün. Müsaade eder misin, lafımı bitireyim. Lütfen artık güven bana.<br />
-    Affedersin. Ben sadece artık çok yoruldum bu halden. Ben benden çıktım anlıyor musun? Her gün aynaya baktığımda kendimi bir erkek olarak görmekten, içimde sıkışıp kalmış Deniz’in kadın ruhunu kontrol etmeye çalışıp, bir türlü başaramamaktan.</p>
<p>Sonunda yaşlar boşanıyor peşi sıra yanaklarımdan. Sarsıla sarsıla ağlıyorum. Şefkatle sarıyor bedenimi. Birinin omzuna dayanıp ağlamayalı ne kadar uzun zaman geçmiş ve ben kendi savaşımı tek başıma vermeye çalıştığım o yıllar boyunca birine dayanmayı ne kadar da özlemişim meğer. Onun erkek ruhuna sarılıp, dakikalarca ağlıyorum.</p>
<p>-    Helak ettin kendini. Hadi biraz toparlanmaya çalış.<br />
-    Affedersin. Ben sadece…</p>
<p>Uzun zarif parmaklarıyla dudaklarımı kapatıp “Şşşş” diyor usulca. Yine sakinleştim. Onun sıcacık şefkatiyle huzura kavuştum.</p>
<p>-    Bugünlük bu kadar bilgi yeter. Daha fazla hırpalamak istemiyorum seni. Gideyim ben artık.<br />
-    Lütfen gitme. Eninde sonunda bu planı öğrenip o yolda hareket etmeyecek miyim nasıl olsa?<br />
-    Pekala. Nerede kalmıştık? Ah evet. Genel Merkez diyordum. Orada yalnızca üst düzey birkaç çalışan tarafından bilinen ayrı bir bölme var. Bir ay süreyle orada eğitim alacaksın. Teorik bilgiler ve uygulamalar da dahil bütün eğitimini ben vereceğim. Ancak çok önemli bir nokta var. Orada olacağımız bir ay boyunca hiçbir koşulda dışarı çıkamayacağız. Gereğinden fazla risk almaya gerek yok. Yansılar yalnızca Beyaz Çığlık sınırlarını kapsayan bir tehdit değil biliyorsun. Bu yüzden  en üst seviyede güvenlik önlemlerine uymamız gerek.<br />
-    İstanbul’a gidip, orada Beyaz Çığlık kabusunu yaşayacağım demek ki. Eninde sonunda İstanbul’uma kavuşacağımı biliyorum ya. Hepsine değer. Yalnız bir şartım var.<br />
-    Nedir?<br />
-    Dışarı çıkabilen birileri vardır herhalde. Onlardan birinin daireme gidip Hakkı’yı beslemelerini istiyorum. Beni İstanbul’da yokluğumda özleyen bir o var. Onu kaybedemem.<br />
-    O kolay, mutlaka ayarlanır bir şey ama içeri nasıl girecekler?<br />
-    Paspasın altında her zaman anahtarım var. Oradan bulurlar.<br />
-    Pekala. İstersen hemen şimdi ayarlayayım beslesinler. Ama adresin lazım önce. Bir kağıt kalem alıp geliyorum.<br />
-    Çok sevinirim. Teşekkürler.</p>
<p>Gülerek çıkıyor kapıdan. “İstanbul’dan beni ancak ölüm ayırır. Hiçbir yere kıpırdamam valla” diye ahkam kestiğim günleri düşünüyorum da… Demek ki hiç büyük konuşmamalıymış insan. İmkansız bir gün gerçek olup hayatına seriliverebiliyormuş.</p>
<p>Elinde kağıt kalem giriyor. Adresi yazıp hemen veriyorum.</p>
<p>-    Mavi bir apartman. Dairem dördüncü katta.<br />
-    Tamam ben bütün ayarlamaları yaparım. Şimdi gelelim asıl mevzuya. Oradaki bir aylık eğitimi tamamladıktan sonra tekrar buraya döneceğiz. Burada çeşitli sınavlara tabi tutulacaksın. Geçtiğinde ise artık sen de bizden birisi olacaksın. Daha da önemlisi artık ne zaman istersen İstanbul’a geçip, dilediğini yapabileceksin. Özgür olacaksın tamamen. Yansıların müsaade ettiği ölçüde elbette. Bundan kastım şu. Burada tıpkı seni kurtardığımız gibi zaman zaman kurtarma operasyonları düzenliyoruz. Bu operasyonlar sırasında senin de yardımına ihtiyacımız olacak. Bu boyuta hemen gelip görev başında bulunman gereken durumlar olacak yani.<br />
-    Buraya bir kez gelen hayatı boyunca burada kalmaya mahkum yani öyle mi? Bunun neresi cennet söyler misin?<br />
-    Bizden yardımlarını esirgeyecek misin? Bizi tamamen bırakıp gidecek misin günün birinde?<br />
-    Tabi ki size yardım ederim elimden geldiğince. Tamam öyle usul erkan bildiğim pek söylenemez ama hayatımı iki kez kurtaran insanlara vefa borcumu da ödemeden ayrılmam buralardan.<br />
-    Keşke hiç gitmesen.</p>
<p>Yine kilitlendi yüreklerimiz gözlerimizde. Yine akıyor ruhlarımız bedenlerimize. Aniden açılan kapının sesiyle irkiliyoruz. Gelen Profesör.</p>
<p>-    Sizi böyle ayakta görmek ne büyük mutluluk.<br />
-    Sizin ve arkadaşınız sayesinde Profesör. Siz olmasaydınız hayatta olamayacaktım.<br />
-    Biz görevimizi yaptık. Lodos yeni plandan bahsetmiştir. Yarın değil öbürsü gün gönderiyoruz sizi Genel Merkez’e.<br />
-    Bu kadar çabuk mu?<br />
-    Evet bu kadar çabuk olmak zorunda. Hayatınızı yeterince riske soktuk zaten. Bu kadar rehavet yeter.</p>
<p>Çınar lafa giriyor.</p>
<p>-    Artık bize müsaade. Son ayarlamaları yapmak için gitmemiz gerek. Kendine çok dikkat et. Yarın uğrarım yine laflarız.<br />
-    Görüşürüz. Sen de kendine çok dikkat et.</p>
<p>Yeni bir sayfa daha açılıyor işte. Bin bir türlü soruyla. Ne hissedeceğim acaba beni bu kabusa taşıyan binaya varınca? Kalbim sıkışacak, her an bir yerlerden yansılar çıkacakmış gibi panikleyeceğim. Ama yanımdaki ulu Çınar’ım beni yine sakinleştirecek. Elini tutacağım sımsıkı ve diyeceğim ki “Güvendeyim”. Bir dakika, hadi ben güçlerimi kontrol edemediğim için bu halimde kalacağım ama ya o?  Gerçek onu görebilecek miyim acaba?</p>
<div id="what_the_hell_icon" style="position: absolute; left: 1250px; top: 142px; display: block; opacity: 1; z-index: 9999; cursor: pointer;"><img id="what_the_hell_icon_img" style="float: left;" src="data:image;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAABYAAAAWCAYAAADEtGw7AAAAGXRFWHRTb2Z0d2FyZQBBZG9iZSBJbWFnZVJlYWR5ccllPAAAArhJREFUeNq0lU1PGkEYx2fnbYFFqC+1iWhF0RgRGkqaYEx69qgHjf0S9SO036MnT156MMbPgJCUmLTSJrYNVFMvvRiXV1dh+8wy207GrUkPLPlnmX35zZ9nnv+A0JAO44HrqrB2vw9yNT0IVmFEk/+sgPQ03ZuABkCxBDF5n8kxVtwK2C3oTp578ro/8T0wVmDWq52dZ5lMdtuyrNVwOJREhoFubro/2u1O+fT09P3+/v4neK6lTOKXyHOiQzkouvt6d2NqaurtwkLqZTaz8mRuft5Mzad4cjY5zhhN9/vu6vN87rpUKtW1ciAVrEJDW1tb+emZxJv19fXFRCIRAsc4EokYJjeNUCSMZ6Zn2NLS0qN6rbb4eHLyY7Va/aUvJlYcEx+ey+W2oQTJ0dFRNhIdQQBFpmkiDvLOIRNNTIyzQqGQzOfz29IQVRdZB4vaMnBYWEmnuSWAABEaQDkC14gz7o0z2SyPWtGC/54Kpkop/LaiAJ6Nx+OEEIoIJYgSgogiLM4Yo7GxMWJZkVnF7Z/uCeoKjGH1OeeIMgALuARhAsKD7wZ8d/suMjD2jWE1Fzgodu1O58JxnB5nJmKcIcYGohQmo9RzbMCnYTd67Vb7Ioihgl3Zh/1ms1n5+u27I6CcSueee3Bq/A1r9XPVsZuNiv+e2m56moTuyuXyYaXy4dxu2LeixgQPHKrH1dXVbblUOi8dHx/KcPTUBOoB8brj7OzsOr28bNdq9TnXda1YPG5Am3lk27Z7Jycn3aOjo/rPy8t3e3t7x3C5A7pR4u0aQQEBhUWkNzc302traxuxWOyFFbWeCtetZuuiAT+/WCweHhwcfJGRFuAuyPGjbfwj0iEpU46DNiFHuuzqUOGYKgvnKrsW0sZUA/u7mqOXIGh3c5WX/Afu/nPbdIe+0Q/tr2lox28BBgBARwD6fd1xxAAAAABJRU5ErkJggg==" alt="" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-%e2%80%93-5/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.kayipdunya.com/wp-content/uploads/2009/10/beyaz-ciglik5-300x135.jpg' length ='13859'  type='image/jpg' />
		<media:thumbnail url="http://www.kayipdunya.comimage;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAABYAAAAWCAYAAADEtGw7AAAAGXRFWHRTb2Z0d2FyZQBBZG9iZSBJbWFnZVJlYWR5ccllPAAAArhJREFUeNq0lU1PGkEYx2fnbYFFqC+1iWhF0RgRGkqaYEx69qgHjf0S9SO036MnT156MMbPgJCUmLTSJrYNVFMvvRiXV1dh+8wy207GrUkPLPlnmX35zZ9nnv+A0JAO44HrqrB2vw9yNT0IVmFEk/+sgPQ03ZuABkCxBDF5n8kxVtwK2C3oTp578ro/8T0wVmDWq52dZ5lMdtuyrNVwOJREhoFubro/2u1O+fT09P3+/v4neK6lTOKXyHOiQzkouvt6d2NqaurtwkLqZTaz8mRuft5Mzad4cjY5zhhN9/vu6vN87rpUKtW1ciAVrEJDW1tb+emZxJv19fXFRCIRAsc4EokYJjeNUCSMZ6Zn2NLS0qN6rbb4eHLyY7Va/aUvJlYcEx+ey+W2oQTJ0dFRNhIdQQBFpmkiDvLOIRNNTIyzQqGQzOfz29IQVRdZB4vaMnBYWEmnuSWAABEaQDkC14gz7o0z2SyPWtGC/54Kpkop/LaiAJ6Nx+OEEIoIJYgSgogiLM4Yo7GxMWJZkVnF7Z/uCeoKjGH1OeeIMgALuARhAsKD7wZ8d/suMjD2jWE1Fzgodu1O58JxnB5nJmKcIcYGohQmo9RzbMCnYTd67Vb7Ioihgl3Zh/1ms1n5+u27I6CcSueee3Bq/A1r9XPVsZuNiv+e2m56moTuyuXyYaXy4dxu2LeixgQPHKrH1dXVbblUOi8dHx/KcPTUBOoB8brj7OzsOr28bNdq9TnXda1YPG5Am3lk27Z7Jycn3aOjo/rPy8t3e3t7x3C5A7pR4u0aQQEBhUWkNzc302traxuxWOyFFbWeCtetZuuiAT+/WCweHhwcfJGRFuAuyPGjbfwj0iEpU46DNiFHuuzqUOGYKgvnKrsW0sZUA/u7mqOXIGh3c5WX/Afu/nPbdIe+0Q/tr2lox28BBgBARwD6fd1xxAAAAABJRU5ErkJggg==" />
		<media:content url="http://www.kayipdunya.comimage;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAABYAAAAWCAYAAADEtGw7AAAAGXRFWHRTb2Z0d2FyZQBBZG9iZSBJbWFnZVJlYWR5ccllPAAAArhJREFUeNq0lU1PGkEYx2fnbYFFqC+1iWhF0RgRGkqaYEx69qgHjf0S9SO036MnT156MMbPgJCUmLTSJrYNVFMvvRiXV1dh+8wy207GrUkPLPlnmX35zZ9nnv+A0JAO44HrqrB2vw9yNT0IVmFEk/+sgPQ03ZuABkCxBDF5n8kxVtwK2C3oTp578ro/8T0wVmDWq52dZ5lMdtuyrNVwOJREhoFubro/2u1O+fT09P3+/v4neK6lTOKXyHOiQzkouvt6d2NqaurtwkLqZTaz8mRuft5Mzad4cjY5zhhN9/vu6vN87rpUKtW1ciAVrEJDW1tb+emZxJv19fXFRCIRAsc4EokYJjeNUCSMZ6Zn2NLS0qN6rbb4eHLyY7Va/aUvJlYcEx+ey+W2oQTJ0dFRNhIdQQBFpmkiDvLOIRNNTIyzQqGQzOfz29IQVRdZB4vaMnBYWEmnuSWAABEaQDkC14gz7o0z2SyPWtGC/54Kpkop/LaiAJ6Nx+OEEIoIJYgSgogiLM4Yo7GxMWJZkVnF7Z/uCeoKjGH1OeeIMgALuARhAsKD7wZ8d/suMjD2jWE1Fzgodu1O58JxnB5nJmKcIcYGohQmo9RzbMCnYTd67Vb7Ioihgl3Zh/1ms1n5+u27I6CcSueee3Bq/A1r9XPVsZuNiv+e2m56moTuyuXyYaXy4dxu2LeixgQPHKrH1dXVbblUOi8dHx/KcPTUBOoB8brj7OzsOr28bNdq9TnXda1YPG5Am3lk27Z7Jycn3aOjo/rPy8t3e3t7x3C5A7pR4u0aQQEBhUWkNzc302traxuxWOyFFbWeCtetZuuiAT+/WCweHhwcfJGRFuAuyPGjbfwj0iEpU46DNiFHuuzqUOGYKgvnKrsW0sZUA/u7mqOXIGh3c5WX/Afu/nPbdIe+0Q/tr2lox28BBgBARwD6fd1xxAAAAABJRU5ErkJggg==" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>BEYAZ ÇIĞLIK &#8211; 4</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-4</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-4#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 13:01:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evren GÜRKAYNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evren GÜRKAYNAK]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Çığlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/arsiv/?p=283</guid>
		<description><![CDATA[
Dakikalardır içimi kemirip duran kararsızlığa son noktayı koymalıyım artık. Başım dik, kedimden emin ve kararlı ayağa kalkıyorum.
-	Tamam
Çınar kendine hakim olamıyor.
-	Gerçekten mi?
Yüzüne kocaman bir gülümseme yayılıyor. Artık güveniyor olmamın verdiği rahatlıktan olsa gerek. İlk defa görüyorum böyle geniş gülümsediğini. Yakışıyor. Verdiği tepkiden şaşkın toparlıyor kendini. Yumuşacık sesi ve okşayıcı bakışlarıyla gözlerimin içine bakıyor.
-	Çok teşekkür ederim.
-	Asıl benim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="txt">
<p class="indent p">Dakikalardır içimi kemirip duran kararsızlığa son noktayı koymalıyım artık. Başım dik, kedimden emin ve kararlı ayağa kalkıyorum.</p>
<p class="indent p">-	Tamam</p>
<p class="indent p">Çınar kendine hakim olamıyor.</p>
<p class="indent p">-	Gerçekten mi?</p>
<p class="indent p">Yüzüne kocaman bir gülümseme yayılıyor. Artık güveniyor olmamın verdiği rahatlıktan olsa gerek. İlk defa görüyorum böyle geniş gülümsediğini. Yakışıyor. Verdiği tepkiden şaşkın toparlıyor kendini. Yumuşacık sesi ve okşayıcı bakışlarıyla gözlerimin içine bakıyor.</p>
<p class="indent p">-	Çok teşekkür ederim.</p>
<p class="indent p">-	Asıl benim teşekkür etmem gerek Çınar.</p>
<p class="indent p">Birkaç saniye öylece bakışıyoruz. Neden sonra profesörün kısa, imalı öksürüğüyle kendimize geliyoruz.</p>
<p class="indent p">- Acıkmıştınız Deniz, sizi daha fazla bekletmeyelim. Lodos, sen eşlik edersen sevinirim. Yemek yerken takip edilecek programı da anlatırsın hem. Ben size katılamayacağım. Eve dönüp çalışmam gerek.</p>
<p class="indent p">-	Peki efendim! Yarın kaçta ofisinizde olalım?</p>
<p class="indent p">- Akşam haberleşelim olmaz mı? Birkaç görüşmem daha var, onlar bir belli olsun, ben seni ararım. Ha, unutmadan. Aramıza hoş geldiniz Deniz.</p>
<p class="indent p">-	Hoş bulduk.</p>
<p class="indent p">Güney Bey&#8217;in dostça uzanan elini sıkıyorum. Güvenmeyi çok özlemişim. Kabus sabahına uyandığımdan beri ilk defa samimiyetle gülümsüyorum. İçimde yeni bir hayatın tedirginliği yok değil elbette. Ancak hissettiğim güven daha ağır basıp rahatlatıyor içimi.</p>
<p class="indent p">Güney Tekin&#8217;in ofisinden hep beraber çıkıyoruz. Çınar yolu gösteriyor. Koridorun diğer ucunda oldukça geniş, ferah ve tabii ki bembeyaz bir yemek salonu var. Yerlere kadar uzanan camlardan dışarıdaki cennet görünüyor. Çalışanlar keyifle yiyorlar yemeklerini. Çınar birkaç kişiyle selamlaştıktan sonra bana dönüyor.</p>
<p class="indent p">-	Nereye oturmak istersiniz?</p>
<p class="indent p">-	Cam kenarına. Ayaklarımızın altına serili cenneti seyrederek, keyifle yemek istiyorum.</p>
<p class="indent p">-	Olur.</p>
<p class="indent p">Eliyle gürültüden uzak bir köşeyi işaret ediyor. Yerleşiyoruz.</p>
<p class="indent p">-	Komik gelecek belki ama, yemekler bildiğimiz yemekler mi?</p>
<p class="indent p">-	Elbette. Mönüyü inceleyin, dilediğinizi ısmarlarız.</p>
<p class="indent p">-	Şey, mönüyü göremiyorum ama.</p>
<p class="indent p">-	Affedersiniz, alışkanlık işte.</p>
<p class="indent p">Ellerini yuvarlak, beyaz masanın ortasında gezdiriyor, ve tataaa mönü önümüzde. Yemek isimlerini görünce açlığım doruk noktasına ulaşıyor. Meşakkatli bir karar verme sürecinden sonra siparişimizi verip, sohbete başlıyoruz.</p>
<p class="indent p">-	Artık her şeyi yavaş yavaş öğrendiğime göre buraya nasıl düştüğünüzü de anlatırsınız herhalde.</p>
<p class="indent p">- Demiştim, fotoğrafçıyım. Öyle profesyonel büyük bir stüdyom falan yok. Meşhur biri de değilim. Hatta çoğu kişi çektiklerimi birer çöp gibi görüyor. Sokak resimleri çekiyorum. Genel Merkez&#8217;in olduğu sokak da çekilmeye değer gelmişti. Yıkık dökük viranelerin arasında, daracık bir alanda şaşalı bir bina. Bir fotoğrafçı için hele ki benim gibi zıtlıkların insanı için kaçmaz bir manzaraydı. Sokağın fotoğraflarını çektikten sonra binanınkileri de çekmek istedim. Kapıdaki görevli kadın, sinir bozucu derecede kibar bir ifadeyle binanın fotoğrafını çekemeyeceğimi söyledi. Yasaklar bozulmak içindir ya, o yokmuş gibi fotoğrafları çekmeye devam ettim. Tam o sırada Genel Merkez &#8220;yansıların&#8221; saldırısına uğradı. Gerisi sizinkine çok benzer.</p>
<p class="indent p">-	Merakımızın kurbanı olmuşuz desenize ikimiz de.</p>
<p class="indent p">-	Galiba. Siz peki? Sizin nasıl bir hayatınız var İstanbul&#8217;da?</p>
<p class="indent p">- Kutu gibi bir dairede Hakkı&#8217;yla yaşıyorum. Benim de pek tanınmış olduğum söylenemez. Yazdıklarım deli saçması olarak nitelendiriliyor genelde. O yüzden film veya dizi olmuş hiçbir senaryom yok. Yazıp yazıp evdeki senaryo mezarlığına gömüyorum hepsini. Ama bir gün olacak elbet. Ailem de İstanbul&#8217;da. Nadiren görüşüyoruz. Frekanslarımızın pek uyuştuğunu söyleyemeyeceğim. Verdiğim emeğe hiçbir zaman saygı duymadılar. Vaktimin büyük bir kısmını yazarak, kalan bölümünü de ya arkadaşlarla ya da Hakkı&#8217;yla geçiriyorum. Onunla dertleşmeyi, yerli yersiz didişmeyi seviyorum. Herkesin bir hayat arkadaşı var, o da benim can yoldaşım. Buyum işte.</p>
<p class="indent p">Yüzünden belli belirsiz bir gölge geçiyor. Anlamlandıramıyorum. Bu sırada kışkırtıcı baharatların enfes kokularıyla taçlanmış özenli lezzetler yerlerini alıyor soframızda.Yemeğimden aldığım ilk çatalla kendimden geçiyorum resmen. Çınar hayretle beni izliyor. Hayatında yemek yemeyi böylesine bir tören haline getiren kimse görmedi herhalde. Yüzünde hala dans eden gölgeleri gizlemeye çalışarak samimiyetle gülmeye başlıyor.</p>
<p class="indent p">-	Neden gülüyorsunuz?</p>
<p class="indent p">- Çok ilginç bir insansınız, aldığı her lokmanın böylesine tadına varan birini daha görmedim. Tok olanın bile iştahı açılır yeniden.</p>
<p class="indent p">- Öteki tarafa tek yön geçiş yaptıktan sonra ne olacağını bilmiyoruz ki. Ya böyle güzel yemekler yiyemezsek orada maazallah. Ben önlemimi alayım da.</p>
<p class="indent p">Bir yandan kafasını iki yana sallıyor bir yandan da kahkahalarla gülüyor. Yüzündeki gülücükler yerlerini ağır ağır yeni bir hüzün dalgasına bırakıyor.</p>
<p class="indent p">-	Çınar! İyi misiniz?</p>
<p class="indent p">- Hı? Ah evet kusuruma bakmayın lütfen. Böyle kahkahalarla gülmeyeli ne kadar uzun bir zaman geçtiği gerçeğiyle çarpıştım da bir an. Tekrar özür dilerim.</p>
<p class="indent p">-	Rica ederim. Ben de az önce biriyle beraber yemek yemeyeli ne kadar uzun bir zaman geçtiğini düşündüm.</p>
<p class="indent p">-	Neden? Eşiniz eve geç mi gelir?</p>
<p class="indent p">-	Eşim mi?</p>
<p class="indent p">Kendimi tutamayarak kahkahalarla gülmeye başlıyorum. Eşim dedi ya!</p>
<p class="indent p">-	Neden gülüyorsunuz anlamadım.</p>
<p class="indent p">-	Eşiniz dediniz ona gülüyorum.</p>
<p class="indent p">-	Evet Hakkı Bey&#8217;den bahsediyorum.</p>
<p class="indent p">-	Hakkı Bey mi?</p>
<p class="indent p">-	Evet. Bu kadar komik olan ne anlamadım.</p>
<p class="indent p">-	İyi ama Hakkı benim papağanım.</p>
<p class="indent p">-	Pa &#8211; papağan mı?</p>
<p class="indent p">-	Evet papağan. En vefalı can yoldaşım.</p>
<p class="indent p">-	Gerçekten mi?</p>
<p class="indent p">-	Gerçekten.</p>
<p class="indent p">Gölgelerden eser yok. Hakkı&#8217;nın bir papağan olduğunu öğrenmesi bu kadar etkili mi yani. Daha bugün tanıştığımızı bilmiyor olsam hoşlanıyor benden diyeceğim. Yok artık. Hem ne alaka? O eski erkek, yeni kadın, ben evvelden kadın sonradan erkek. Ne biçim ilişki bu? İlişki de nereden çıktı canım? Aa beynim de benle iyi oynamaya başladı ama. Dinlenmem gerek sanırım. Bunların hepsi bir yana o an fark ediyorum ki İstanbul çok uzak. Eve dönmek, neredeyse hayal. Hüzün, beni sarmalıyor şimdi de. Beynimi düşüncelerden sıyırıp asıl konuya hemen giriyorum.</p>
<p class="indent p">- Eğitime ne zaman başlıyoruz? Ben bir an önce gitmek istiyorum da. Başta Hakkı, İstanbul&#8217;umu, İstanbul&#8217;uma dair her şeyi, hatta cadı film yapımcısı manyak Selda&#8217;yı bile özledim. İnsan evine dönmek imkânsıza yakınlaşınca fark ediyor.</p>
<p class="indent p">- Eğitiminize yarın başlıyoruz merak etmeyin. Söz veriyorum sizi evinize kavuşturacağıma. Ama ne olur kendinizi imkânsızlığa değil, &#8220;her şey mümküne&#8221; odaklayın. Bugün gördüklerinizden sonra imkânsız kavramı yıkılmadı mı daha kafanızda?</p>
<p class="indent p">-	Pekâlâ, öyle olsun. Deniz Başar size emanet artık.</p>
<p class="indent p">- Lütfen bana güvenin. Söz verdim size; evinize, İstanbul&#8217;umuza kavuşturacağım sizi. Ben de o tarafa geçmeyeli uzun zaman oldu.</p>
<p class="indent p">-	Güçleriniz var elinizde neden gitmediniz?</p>
<p class="indent p">-	Bekleyeni olmayınca, koskoca şehirdeki yalnızlığa gömülmek istemiyor insan.</p>
<p class="indent p">-	Nerede oturuyorsunuz İstanbul&#8217;da?</p>
<p class="indent p">-	Çengelköy&#8217;de.</p>
<p class="indent p">-	Ah! Harikadır oralar.</p>
<p class="indent p">-	Ya siz?</p>
<p class="indent p">-	Feneryolu&#8217;nda</p>
<p class="indent p">-	Uzakmışız desenize.</p>
<p class="indent p">-	Maalesef.</p>
<p class="indent p">-	Yemeğin üstüne kahve içer misiniz?</p>
<p class="indent p">-	İstemem teşekkürler. Ha bu arada, ben nerede kalacağım?</p>
<p class="indent p">- Buraya yakın oturuyorum. Güvenliğiniz için kaldığım blokta bir daire ayarladık size. Sizi endişelendirmek istemem ama yansılar sizi kurtarışımızı hazmedemeyerek harekete geçebilirler. Bu yüzden sizi güvenli bir yere yerleştirmek zorundayız.</p>
<p class="indent p">-	Anlıyorum.</p>
<p class="indent p">Onunla aynı blokta kalacağımı duyduğumda yüzümde istemsiz beliren sevinç çizgilerini fark ettirmeden silmeye çalışıyorum. Ama yakalanıyorum. Yine göz göze geliyoruz. &#8220;Yeni tanışmıyor olsak, hoşlanıyor diyeceğim&#8221; cümlesi biraz değişerek, &#8220;Bugün tanışmamış olsak hoşlanıyorum diyeceğim&#8221;e dönüşüyor. &#8220;Hop kızım! Yok, hop oğlum! Kızım! Amaaaan! Her neysen işte. Kendine gel. Saçmalama!&#8221; diyorum içimden. Çınar sessizliği bozuyor.</p>
<p class="indent p">- Yorgunsunuzdur. Dilerseniz gidelim. Siz de rahat bir uyku çekersiniz kendinize. Malum yarın yepyeni bir hayatın ilk günü sizin için. Güç toplamanız lazım.</p>
<p class="indent p">-	Çok iyi olur.</p>
<p class="indent p">Kalkıp gidiyoruz.</p>
<p class="indent p">-	Hesap ne olacak?</p>
<p class="indent p">-	Ne hesabı?</p>
<p class="indent p">-	Yediklerimizin hesabı, parasını vermeyecek miyiz?</p>
<p class="indent p">-	Beyaz Çığlık&#8217;ta para diye bir şey yoktur. Herkes çalışır, herkes kazanır ve kazanç Beyaz Çığlık&#8217;ımızın kazancıdır.</p>
<p class="indent p">-	İnanılır gibi değil. Muhteşem bir şey bu.</p>
<p class="indent p">-	Cennet maddiyatla olmaz Deniz.</p>
<p class="indent p">Uçarak geldiğimiz yönetim binasından çıkıp, nehir boyundan buram buram, enva-i çeşit çiçek kokularını soluya soluya yürüyoruz bu kez. Kısa sürüyor ne yazık ki. Yine diğerleri gibi beyaz giyinmiş binaya giriyoruz. Hazırlanan daire 82. katta. Çınar&#8217;ın dairesinin tam karşısı. Yorgunluktan ölüyorum.</p>
<p class="indent p">-	Yatağa da üzerimdeki tulumla mı gireceğim?</p>
<p class="indent p">Elinin zarif bir hareketiyle karşımızda duran dolabın kapaklarını aralıyor. Tertemiz çamaşırların sabunsu kokusu dolduruyor odayı.</p>
<p class="indent p">-	İşte buyurun. Dolaptan dilediğinizi giyebilirsiniz.</p>
<p class="indent p">-	Teşekkür ederim. Her şey için. Hayatta olmamı size borçluyum.</p>
<p class="indent p">-	Rica ederim. Görevimi yaptım ben.</p>
<p class="indent p">-	Bu teşekkür etmeme engel değil herhalde.</p>
<p class="indent p">- Tabii ki hayır. Ben karşı dairede olacağım. Neye ihtiyacınız olursa yatağınızın yanındaki panelden mavi düğmeye basın, hemen gelirim. Şimdi dinlenin yarın yorucu bir gün olacak. Görüşmek üzere.</p>
<p class="indent p">-	Hoşçakalın.</p>
<p>- o -</p>
<p class="indent p">Uzun süredir böyle deliksiz, tatlı bir uyku uyumamışım. Duş almak için kendimi zar zor kaldırıyorum yataktan. Soyunup duşa girecekken, aynada kendimi görüyorum. Tüylerim ürperiyor bir kez daha. Nasıl olabilir böyle bir şey? Birden devleşiyorum bana yapılan bu haksızlık karşısında. Aynada ben olduğunu iddia eden adamın gözlerine dikip gözlerimi &#8220;Bu saçmalıktan bir an önce kurtulacağım lan!&#8221; diyorum. &#8220;Kurtulacağım bu bataktan.&#8221;</p>
<p class="indent p">Duşumu alıp dolaptan üzerime giyecek bir şeyler bulup hazırlanıyorum. Yeni hayatıma hazırım. Ben kararlı toparlanmaya çalışırken odamda, kapı çalıyor. Çınar olmalı. Açıyorum. Yanılmadım.</p>
<p class="indent p">-	Günaydın!</p>
<p class="indent p">-	Günaydın!</p>
<p class="indent p">-	Dinlenebildiniz mi? Bir sorun çıkmadı umarım.</p>
<p class="indent p">-	Uzun süredir bu kadar rahat uyuduğumu hatırlamıyorum. Bayılmışım resmen.</p>
<p class="indent p">-	Güzel. Hadi çıkalım hemen. Dün Profesörle konuştum, kendi görüşmelerinden önce bizi bekliyor.</p>
<p class="indent p">-	Ben hazırım, çıkabiliriz.</p>
<p class="indent p">Dün akşam keyifle yürüdüğümüz çiçeklerle bezeli yoldan yürüyerek yönetim istasyonuna doğru ilerliyoruz. Dün bıcır bıcır konuşan bizler, tuhaf susuyoruz bugün. Onunla sessizliği sevmedim. Neyse ki, sessizliği Çınar bozuyor.</p>
<p class="indent p">- Profesörle görüşmemiz çok uzun sürmeyecek; sizi hemen eğitim alanlarımıza götüreceğim. Bugün başka bir arkadaştan teorik bilgiler alacaksınız. Ancak daha sonra gruptan ayrı beraber çalışacağız. Genelde uygulamalı eğitimler de grup halinde yapılır. Ama sizin durumunuz farklı. Sahip oğlunuz güçler ayrı çalışmamızı gerektiriyor.</p>
<p class="indent p">-	Sahip olduğum güçleri nereden biliyorsunuz?</p>
<p class="indent p">- Sizi yansılardan kurtarırken, zihin okuma gücümü kullandık. Bu zihin okuma yalnızca kişinin o an aklından geçenleri okumak değil. Beyinde var olan tüm güçleri okumak, aktifliklerini ölçmek demek aynı zamanda.</p>
<p class="indent p">-	Peki ne tür güçlerim varmış benim.</p>
<p class="indent p">-	Acele etmeyin, profesörle beraber ayrıntılarıyla anlatacağız her şeyi.</p>
<p class="indent p">-	Öyle olsun bakalım.</p>
<p class="indent p">-	Öyle olsun şimdilik.</p>
<p class="indent p">Gülümsüyor. İşte bir kez daha o dev binanın önündeyiz. Cebinden kartını çıkarıp, tanımlama cihazından geçiriyor ve yine açılıyor kapılar. Profesörün ofisine giriyoruz.</p>
<p class="indent p">-	Günaydın! Hoşgeldiniz! Geceyi nasıl geçirdiniz?</p>
<p class="indent p">-	Gayet iyi teşekkürler.</p>
<p class="indent p">-	Acıkmışsınızdır. Kahvaltıya geçelim.</p>
<p class="indent p">-	Harika olur, ben yine açım.</p>
<p class="indent p">Beraber kahvaltı salonuna geçiyoruz, leziz mi leziz bir kahvaltıdan sonra yeniden ofise dönüyoruz. Profesör Güney benim için hazırlanan bir dosyayı uzatıyor.</p>
<p class="indent p">-	Burada alacağınız eğitimin nasıl ilerleyeceği adım adım yazılı.</p>
<p class="indent p">Derslere göz atarken bir tanesi özellikle dikkatimi çekiyor. Yansı gücü.</p>
<p class="indent p">-	Yansı gücünün yalnızca yansılarda olduğunu sanıyordum.</p>
<p class="indent p">-	Öyleydi.</p>
<p class="indent p">-	Ne demek öyleydi.</p>
<p class="indent p">- Yani siz gelene kadar öyleydi. Bu yüzden sizin peşinize birer avcı gibi düştüler ya. Siz onların gücüne sahip bir tehditsiniz onlar için. Bu nedenle sizi her fırsatta ortadan kaldırmak isteyeceklerdir.</p>
<p class="indent p">-	Peki ne yapmam gerekiyor?</p>
<p class="indent p">-	Şu an için hiçbir şey, Lodos sizin yanınızda olduğu sürece güvendesiniz.</p>
<p class="indent p">O an fark ediyorum ki Çınar&#8217;a hiçbir zaman gerçek adıyla hitap etmiyor.</p>
<p class="indent p">-	Özür dileyerek sizi biraz yalnız bırakmamız lazım, Lodos gelir misin lütfen.</p>
<p class="indent p">-	Buyurun efendim.</p>
<p class="indent p">Çıkıyorlar. Çok uzun sürmüyor yalnızlığım. Hemen dönüyorlar. Sonunda eğitim alanlarını görebileceğim. Asansöre binip oldukça tenha bir koridora ulaşıyoruz. Önümde yürüyen Çınar tek kelime etmiyor yine. Sınıflardan birinin kapısı açık. İçeri geçmemi işaret ediyor. Sınıfta kimse yok. Sebepsiz bir sıkıntı kaplıyor içimi. Çınar, koridoru kolaçan ettikten sonra kapıyı kapatıp yanıma yaklaşıyor. Adım adım. Her adımda bedeni de değişiyor. Önce, teni, beyazlaşıyor, sonra kıyafetleri, kararıyor. Ben bir adım geri gittikçe o bir adım daha yaklaşıyor. Derken gözleri de değişiyor işte. Çınar bir yansıya dönüşüyor. Sınıfın içerisinde hapis oradan oraya koşup kapıya ulaşmaya çalışıyorum. Ama nafile. Avazım çıktığı kadar bağırıyorum, &#8220;İmdaaaaat!&#8221; diye. Gözlerimden yaşlar boşanıyor bağıra çağıra ağlıyorum. Karşımdaki yansı tepkisiz, bir robot gibi bana daha da yaklaşıyor. Elindeki o tanıdık şırıngayı yeni fark ediyorum. İçindeki saydam mavi sıvı bedenime yayılacak az sonra. Sonra, nokta. Her şeye son nokta konacak. Hıçkıra hıçkıra ağlarken son gücümle avazım çıktığı kadar bağırıyorum.</p>
<p class="indent p">-	Yardım ediiiiiiiiiiiin. Kimse sesimi duymuyor mu? Profesööööööööööör! Çınaaaaaar!</p>
<p class="indent p">İşte o iğrenç ucube fırlak gözleriyle burnumun dibinde yine. Keşke yine görünmez olsam beyazlar içinde, çığlık sarmalasa kulaklarımı ve uyansam. Ama bu defa o kadar şanslı değilim. O insansı pis yaratık, etrafımda sinsi adımlarla dönüp ölümümün şerefine dans ediyor adeta. O her an akacakmış gibi duran şeffaf gözlerini gözlerime dikip saplıyor şırıngayı. Alev alev yanıyorum.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-4/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>BEYAZ ÇIĞLIK &#8211; 3</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-3</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-3#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2009 12:51:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evren GÜRKAYNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evren GÜRKAYNAK]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Çığlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/arsiv/?p=245</guid>
		<description><![CDATA[Merhabalar yeniden! 
 &#8220;Oku oku şu Deniz, nam-ı diğer Umman bir türlü şu bilinmezlikten kurtulamadı. Artık bir meydana çıksa ne olup ne bittiği.&#8221; diye hayıflanmaya başladınız biliyorum. Haklısınız. İlk okuduğumda bir an evvel bu garip varlıkların ne olduklarını, zamanın, Dünya&#8217;nın neresinde olduklarını ben de öğrenmek istedim. Öğrendim. Ama öğrendiklerimi sindirmek hiç de kolay olmadı. Hiiiiç&#8230;
-	Önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="indent p"><em>Merhabalar yeniden! </em></p>
<p class="indent p"><em> &#8220;Oku oku şu Deniz, nam-ı diğer Umman bir türlü şu bilinmezlikten kurtulamadı. Artık bir meydana çıksa ne olup ne bittiği.&#8221; diye hayıflanmaya başladınız biliyorum. Haklısınız. İlk okuduğumda bir an evvel bu garip varlıkların ne olduklarını, zamanın, Dünya&#8217;nın neresinde olduklarını ben de öğrenmek istedim. Öğrendim. Ama öğrendiklerimi sindirmek hiç de kolay olmadı. Hiiiiç&#8230;</em></p>
<p class="indent p">-	Önce üzerinizi giyin derim. Bu halde değil &#8220;ZAYED&#8221; Yönetim İstasyonu&#8217;na gelmek, asansöre bile binemezsiniz.</p>
<p class="indent p"><span id="more-245"></span></p>
<p class="indent p">Utançla benim olmayan çırılçıplak bedeni ellerimle örtmeye çalışıyorum. Sanki dakikalardır karşısında azametle dikilen ben değilim. Az önce beceriksizce kaçmaya çalıştığım o bembeyaz, sevimsiz daireye tıpış tıpış geri dönüyor ve bana uzatılan üniformaya benzer beyaz bir tulumla kendimi giydirmeye çalışıyorum. Bana söylenen her şeyi kurulu bir robot gibi harfiyen yapıyorum. Hayatımda hiç kimseden emir almamıştım şimdiye kadar. Ancak etrafımda oynanan bu saçma oyunun bir parçası olmadan da buradan kurtulmanın yolu yok. Lodos&#8217;un sesiyle irkiliyorum.</p>
<p class="indent p">-	Acele etmeniz gerek Umman.</p>
<p class="indent p">-	Tamam hazırım.</p>
<p class="indent p">Kapıyı açar açmaz sözde karım boynuma atlıyor. Gözlerinde sahte yaşlar, endişe içindeymiş rolü yapan bakışlar&#8230; İğreniyorum oynadığı rolden. Ama dedim ya artık ben de bir oyuncuyum. Şefkatle kollarını çözüp, onu teselli etmeye, sakinleştirmeye çalışıyorum. Kendi sahteliğim de midemi bulandırıyor. Yüzünü ellerimin arasına alıp iyileşeceğimi söylüyorum. Dokunaklı son bir kucaklaşma daha yaşanıyor. Ona sarıldığımda Lodos ile göz göze geliyorum. O delici bakışlar ve yüzündeki o alaycı ifade bir tokat gibi çarpıyor. Adeta &#8220;Hiç uğraşma, kendini bize teslim etmediğini biliyorum&#8221; diyerek meydan okuyor tek kelime söylemeden.</p>
<p class="indent p">Bu duygu yüklü sahte kucaklaşmaya bir son verip toparlanıyorum. Önce uzun bembeyaz bir koridordan geçip asansöre ulaşıyoruz. Duvarda bir el resmi var. Lodos elini üzerinde gezdirerek asansörü çağırıyor. Asansörün birinci katta olduğunu gösteren ibre saniyeler içinde 80. kata ulaşıyor. Bir an başım dönüyor. Neredeyim ben? Kısa, net bir hareketle asansöre binmemi işaret ediyor. Kabine binmemizle beraber ağır beyaz kapılar kapanıyor. Yanımdan gelen &#8220;bip&#8221; sesiyle irkiliyorum. Lodos elindeki elips şeklindeki çubuğu aşağıya çeviriyor ve hareket ediyoruz. Afallamış halime hiç şaşırmadan, yüzünde ilk defa samimi bir gülümsemeyle vurucu sorusunu soruyor.</p>
<p class="indent p">-	İstanbul&#8217;da böyle bir teknolojiyi hayal bile edemezdik değil mi?</p>
<p class="indent p">Dilim tutuk öylece aptal aptal bakıyorum. O anlatmaya devam ediyor.</p>
<p class="indent p">- Evet, ben de İstanbulluyum. Şu yaşadığınız şaşkınlık hiçbir şey değil inanın bana. Az sonra görecekleriniz sizi daha da sarsacak emin olun. Burayı İstanbul&#8217;dan, Dünya&#8217;dan farklı bir yer olarak düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Burası yalnızca yerin altında farklı bir boyut. Ancak buradaki yerin altı, sandığınız gibi bir cehennem değil.</p>
<p class="indent p">Ben hala konuşamıyorum. Dilimi yuttum. Saniyeler içinde en alt kata varıyoruz. Dev bir girişe açılıyor ağır beyaz kapılar. Birkaç saniye durakladıktan sonra çelik gibi bakışlarını gözlerime dikip devam ediyor konuşmaya.</p>
<p class="indent p">- Şimdiye kadar gördüğünüz muamelenin ve içinde bulunduğunuz durumun nahoşluğunun farkındayım; ancak arkadaşlarım ve ben size yardım etmeye çalışıyoruz. Çünkü neler yaşadığınızı çok iyi biliyoruz. Evet adınız Deniz Başar, ve bir kadındınız. Maalesef, artık bir erkeksiniz. İnanın bir erkekken garip yaratıkların eline düşüp bir kadın olarak uyanmak da kolay değil. Şu dakikadan sonra size hiçbir zarar gelmeyecek inanın. Eğer benimle istasyona gelirseniz, normal hayatınıza geri dönebileceksiniz de. Bana güvenmek zorundasınız.</p>
<p class="indent p">Neden sonra dilsizliğimden kurtulup konuşabiliyorum.</p>
<p class="indent p">-	Yaşadıklarımdan sonra bana size güvenmem için tek bir sebep gösterin.</p>
<p class="indent p">- Eğer başka bir şans bulabileceğinize, tek başınıza bu yer altından çıkıp İstanbul&#8217;a geri dönebileceğinize, daha da önemlisi hayatta kalabileceğinize inanıyorsanız, serbestsiniz. Buyurun gidin. Kurtulun bir an evvel sizi bekleyen cennetten.</p>
<p class="indent p">-	Cennetmiş. Hangi cennetten bahsediyorsunuz siz?</p>
<p class="indent p">Dev giriş kapısı açıldığında anlıyorum ne demek istediğini. Karşılaştığım manzara karşısında dilim lâl oluyor yeniden.</p>
<p class="indent p">Muhteşem bir şehircilik örneği karşımda duran. Binalar azametle uzanıyor yükseklere. Kalan alanların tamamı dallarında kuşlar ötüşen yemyeşil ağaçlar, derin derin, mis gibi kokan çiçekler, tertemiz akan nehirler, üzerlerinden boynunu uzatmış tahta köprüler&#8230; Eksik olan parıldayan bir güneş ve masmavi gökyüzü. Onun yerine gökyüzü gibi uzanan beyaz bir boşluk ve kaynağını o şaşalı binadaki koşuşturmadan beri çözemediğim pırıl pırıl bir aydınlık var. Ortada ne trafik var ne bir şey. O an fark ediyorum ki ne arabalar var meydanda ne kulak tırmalayıcı korna sesleri. Yalnızca insanlar var. Eskiden benim olduğum gibi beyaz ırktan insanlar, Kızılderililer, sarı ırktan insanlar ve siyahîler. Burada, dünyanın cehennemi yakıştırdığı yeraltında, barış var. Onlar cehennemde kendi cennetlerini kurmuşlar.</p>
<p class="indent p">Hayatımda hiç olmadığım kadar büyük bir bilmecenin içinde yuvarlandığım halde, istemsiz huzurlu bir tebessüm konuyor dudaklarıma. Ve ağlıyorum. Demek ki mümkünmüş silmek hayattan cehennemi.</p>
<p class="indent p">-	Artık gidebilir miyiz? Lütfen!</p>
<p class="indent p">-	Olur.</p>
<p class="indent p">Dudaklarımdan dökülen tek kelime bu olabiliyor. &#8220;Olur&#8221;. Huzur hali yerini çabucak endişeye ve meraka bırakıyor yeniden. Kendi kendime sormadan edemiyorum. Ortada hiç taşıt yokken nasıl gideceğiz biz o istasyona? Sorum yeni bir tramvayla cevap buluyor. Buradaki insanların tamamı yerden birkaç santim yükselip büyük bir hızla bir yerden bir yere gidebiliyor. E peki ben ne yapacağım demeye kalmadan güçlü iki kol beni kavradığı gibi yerden havalandırıyor. Önümüzde yol boyunca açık duran sanal bir panelden geride bıraktığımız kilometreleri görüyorum. Birkaç dakika içerisinde kilometrelerce yol aldıktan sonra &#8220;ZAYED&#8221; Yönetim İstasyonu&#8217;na varıyoruz. Beni yere indirirken yeniden anlatmaya başlıyor. Bu kez daha dikkatli dinliyorum. Hala ufak tefek şüphelerim olsa da galiba güvenmek istiyorum.</p>
<p class="indent p">- Profesör bizi bekliyor. Kafanızı bulutlandıran bütün soruların cevabını bulmaya hazır olun. Söyleyeceklerini bir seferde enine boyuna kavramanız mümkün olmayacak tabii. Ancak endişelenmeyin. Hepsini içinize sindirecek bol bol vaktiniz olacak.</p>
<p class="indent p">-	Bir dakika, bir dakika beni burada daha ne kadar tutacaksınız?</p>
<p class="indent p">-	Bu size bağlı.</p>
<p class="indent p">-	Anlamadım.</p>
<p class="indent p">- Bakın, yetkilerim size daha fazlasını anlatmama imkân vermiyor. Söylediğim gibi profesör bütün sorularınızı cevaplayacak.</p>
<p class="indent p">-	Pes. Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsunuz anlamıyorum.</p>
<p class="indent p">Hiçbir şey söylemeden bilgiç bir bakış fırlatıyor arkasını dönüp yürürken. İstemsiz olarak vücudunda geziniyor gözlerim. Böylesine güzel bir vücudun içine hapsolmuş bir erkek ruhu ve gücü tüyler ürpertici. Ruhunun erkek oluşu hal ve tavırlarına da yansıyor. Benim de içimdeki Deniz&#8217;e hakim olamayarak, kadınsı bir çaçaronlukla sağlam durmaya çalışırken, içimde tir tir titremem gibi.</p>
<p class="indent p">Binaya doğru ilerlerken yaka cebinden manyetik bir kart çıkarıyor. Bileğimdeki ince levhayı kontrol ettiği pos makinelerine benzer aletten binanın girişinde yüzlercesi var. Birine elindeki kartını okutup kapıları açıyor. Uyandığım dairenin içinde bulunduğu binaya benziyor bu da. Tek farkı her an bir saldırı olacakmış gibi geniş güvenlik önlemlerinin olması her tarafında. Farklı ırktan bunca insanın barış içinde yaşadığı bir yerde nasıl bir saldırı olabilir ki? Belki de dediği gibi sabırlı olmam gerek ama hakim olamıyorum kafamda dans eden sorulara.</p>
<p class="indent p">Şehrin adına yaraşır şekilde her yer bembeyaz. Asansörün yükseklere uzandığı tüpün bulunduğu bölüme üçgen biçiminde yüksekçe bir girişten geçiliyor. Üçgen biçimindeki yer şeffaf bir malzemeden, oyularak yapılmış. Oymalı yapısı lise yıllarımdaki Sanat Tarihi kitabını anımsatıyor. Adı hep hoşuma giden şu süslemeye benzetmişler. Neydi adı? Hıh, mukarnas süsleme. Ben etrafı incelerken üzerimde beni dikkatle izleyen gözler hissediyorum bir an. Farkedildiğini anlayan Lodos telaşla bakışlarını kaçırıp asansörü çağırırken soruyor.</p>
<p class="indent p">-	Genel Merkez binasına sizi çeken neydi o gün?</p>
<p class="indent p">- Bilmiyorum. İçimdeki bir ses belki. Aslında bir şey söylemeyen ama yine de kulak verdiğim bir ses. Böyle bir belaya düşeceğimi bilsem dinler miydim hiç?</p>
<p class="indent p">Gülüşüyoruz. Yavaş yavaş rahatlıyor ve güven duymaya başlıyorum sanırım. Saniyeler içinde zemin kata ulaşan asansöre binerken aynı soruyu ben soruyorum.</p>
<p class="indent p">-	Peki siz nasıl düştünüz buraya? Ya da düşürüldünüz mü demeliyim?</p>
<p class="indent p">-	Sizinkine benzer bir hikaye aslında. Ama bunu dinleyecek daha çok vaktiniz olacak.</p>
<p class="indent p">Bu sırada 100. katta duruyor asansör. Ben aldığım cevaptan hiç tatmin olmadım. Şansımı bir kez daha deniyorum.</p>
<p class="indent p">-	Yetkiniz kendinizle ilgili bilgileri vermeyi de sınırlamıyor herhalde. Anlatın lütfen.</p>
<p class="indent p">Sorum geniş cam kapıların önünde bizi bekleyen Profesörün müdahalesiyle cevapsız kalıyor.</p>
<p class="indent p">- Çok acelecisiniz Deniz. Yerinizde olsam daha sabırlı davranırdım. Öğreneceklerinizi hazmetmek pek kolay olmayacak çünkü.</p>
<p>-o-</p>
<p class="indent p">Kâbus sabahına uyandığımdan beri bir lokma bile görememiş midem artık isyan zillerini çalmaya başlıyor. Çocuklara özgü bir teklifsizlikle:</p>
<p class="indent p">- Pardon ama Beyaz Çığlıklılar yemek yemeden yaşamanın bir yolunu mu buldular? Varsa bir çözümü söyleyin lütfen. Açlıktan ölüyorum da.</p>
<p class="indent p">Çattık bir deliye der gibi bakıyorlar birbirlerine. Aslında ben de kendime şaşmıyor değilim hani. Bunca bela içinde midemi düşünebiliyorum. Boşuna uçuk, çatlak gibi unvanları yakıştırmıyorlar bana.</p>
<p class="indent p">Uzunca bir koridor yürüyüşünden sonra profesörün odasına varıyoruz. Uyandığımdan beri ilk defa farklı renkte döşenmiş bir odaya giriyorum. Her yer ahşap. Bunca beyazlığın ortasında gözlerime iyi geliyor. Ben etrafı incelerken profesör kendini tanıtıyor.</p>
<p class="indent p">- Beni bağışlayın kendimi tanıtmadım. Adım Güney Tekin. Genetik profesörüyüm. Yıllarca üniversitelerde dersler verdim, yalnızca kendi alanımda değil, diğer pek çok alanda araştırmalar, deneyler yaptım. Beyaz Çığlık benim en büyük hayalimdi. Bu hayali gerçekleştirmek yıllarımı aldı. Sayısız deneyler ve denemelerden sonra arkadaşlarım ve ben burayı inşa edebilmeyi başardık.</p>
<p class="indent p">- Nasıl? Burası insanlar tarafından mı inşa edildi yani? Buna inanmamı nasıl beklersiniz? Burası dev bir şaheser. Değil yıllar bir ömür yetmez bunları inşa etmeye.</p>
<p class="indent p">-	Yine acelecisiniz. Kanıtlarımız var.</p>
<p class="indent p">Oturduğu koltuktan kalkıp duvara doğru ilerliyor. Duvarın üzerinde şeffaf bir panelde duran şeffaf mavi düğmeye basıp tekrar yerini alıyor. Önümüze saydam bir perde açılıyor ve bir sunu başlıyor. Ekranda Beyaz Çığlık&#8217;ın inşa aşamasını adım adım izliyoruz. Yalnızca insanlar çalışıyor. Ne bir makine, ne çekiç. Hiçbiri yok. İnsanlar ellerini dahi sürmüyorlar. Herhangi bir şey söylememe fırsat vermeden görüntüleri durdurup anlatmaya devam ediyor.</p>
<p class="indent p">- Burada birkaçına şahit olduklarınızın hiçbiri uzaylıların yardımıyla elde ettiğimiz güçler değil. Bunlar, insanların beyinlerinin gizli köşelerinde hal-i hazırda sahip oldukları güçler aslında. Başarımızın anahtarı da bu. Onları bu gizli güçlerinden haberdar ettik, doğru amaçlar adına kontrollü bir biçimde kullanmaları için yetiştirdik. Bunun için özel eğitim aldılar. Şu an içinde bulunduğunuz bina; yani &#8220;Zamanda Yolculuk Eğitim ve Destek Yönetim İstasyonu&#8221;, bu amaç için kuruldu.</p>
<p class="indent p">-	Peki, şu maruz kaldığımı iddia ettiğiniz ve sözüm ona hafızamı kaybetmeme sebep olan &#8220;zay&#8221; ışınları nedir?</p>
<p class="indent p">- Bu ışınlar insanlara aslında hiçbir zarar vermez. Zamanda yolculuk sırasında bu ışınlar çığlığa benzer bir ses çıkarır. Ancak dediğim gibi insana en ufak bir zarar vermez. Sizi İmbat&#8217;tan ve dolayısıyla &#8220;yansılardan&#8221; kurtarabilmemiz için böyle bir yalan söylememiz gerekiyordu.</p>
<p class="indent p">-	Yansılar mı? Onlar da ne?</p>
<p class="indent p">- Yansılar görünümlerini değiştirebilme özelliğine sahiptirler. Adlarını da buradan alırlar. Gözleri bir ayna görevini görür. İmbat da bir yansıydı. Lodos&#8217;u ve ekibini de birer yansı sanıyordu. Söylediklerimizin tamamı planın bir parçasıydı.</p>
<p class="indent p">-	Yardımı İmbat çağırmıştı. Bundan nasıl haberdar oldunuz?</p>
<p class="indent p">- Lodos sayesinde. Zihin okuma gücüyle İmbat&#8217;ın Yansı Genel Merkez&#8217;iyle kurduğu bağlantıyı kırdı. Bir diğer arkadaşımız da Genel Merkez&#8217;dekilerin yerine geçerek, yardım çağrısına cevap verdi. Yaptıkları planı kolaylıkla öğenmiş olduk. Gerisini biliyorsunuz zaten.</p>
<p class="indent p">-	Ben ne diyeceğimi bilmiyorum.</p>
<p class="indent p">- Yapmamız gerekeni yaptık. Biz Beyaz Çığlık&#8217;ı bir cehennem olarak kurmadık. Aksine insanlara bir cennet yarattık. Cehenneme çevirmek isteyenlere de izin vermemek için birbirimize söz verdik.</p>
<p class="indent p">-	Şu yansılar&#8230; Onların da insan olduklarını iddia etmeyeceksiniz herhalde değil mi?</p>
<p class="indent p">-	Elbette hayır. Ancak size yabancı olduklarını söyleyemeyeceğim.</p>
<p class="indent p">-	Nasıl yani?</p>
<p class="indent p">Cevaben sunuyu tekrar başlatıyor. Yine karşımdalar işte. Tepeden tırnağa simsiyah kılıkları, her an fırlayacakmış gibi bakan, su kadar saydam korkunç gözleri&#8230; İnsansı iğrenç yaratıklar.</p>
<p class="indent p">-	Bütün bunların gerçekliğine inanmak benim için hiç kolay değil takdir edersiniz ki.</p>
<p class="indent p">-	Elbette. Ancak, acele etmeyin. Her şeyi sindirmek için yeterince vaktiniz olacak.</p>
<p class="indent p">- Bakın Güney Bey. Size teşekkür ederim, hayatta kalabilmemi size borçluyum. Fakat bir an önce evime ve sevdiklerime dönmek istiyorum. Beni oldukça merak ettikleri kesin.</p>
<p class="indent p">- Sizi anlıyorum. Ancak buradan çıkabilmenizin tek bir yolu var. O da sizin de içinizde var olan gücü kullanmanız. Bunun için de kapsamlı bir eğitime ve deney sürecine ihtiyacınız olacak. Güçlerinizi nerede, ne kadar kullanmanız gerektiğini iyice öğrendikten sonra, Genel Merkez&#8217;imize girmek istediğiniz sabaha bile geri dönebilecek, hayatınıza kaldığınız yerden devam edebileceksiniz. Söz veriyorum size.</p>
<p class="indent p">- Bu halimle mi? Bir kadındım. Bunu benden iyi siz biliyorsunuz. Siyahî bir erkek olarak mı İstanbul&#8217;a dönüp hiçbir şey olmamış gibi önceki hayatıma devam edebileceğim yani?</p>
<p class="indent p">-	Siyahî erkekliğiniz yalnızca Beyaz Çığlık&#8217;a özgü kalacak. Kendinizi eski halinize dönüştürebileceksiniz.</p>
<p class="indent p">O sırada Lodos giriyor söze.</p>
<p class="indent p">- İstanbul&#8217;da sürdürdüğüm yaşantımda ben de beyaz bir insanım, asıl adım Çınar. Fotoğrafçıyım. Orada da bir hayatım var. İki boyut arasında yolculuk edebiliyorum. Bunu siz de yapabilir hale gelecekiniz. Benimle beraber çalışacaksınız. Biraz olsun güvenin artık bize. Lütfen.</p>
<p class="indent p">Gözlerinde o kadar güzel bir samimiyet var ki&#8230; Güvenmek istiyorum ama korkuyorum. Yine yaşamın kıyısında kararsızım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-3/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>BEYAZ ÇIĞLIK &#8211; 2</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-2</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-2#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2009 13:57:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evren GÜRKAYNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evren GÜRKAYNAK]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Çığlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kayipdunya.wordpress.com/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[
Hıh! Kahvemi de şöyle masaya koyayım. Bağdat mamur olunca üzerine kahve içmeden duramam. Nerede kalmıştınız? Ah, yok başa dönmeyin canım. Ben okudum nasıl olsa. Siz kaldığınız yerden devam edin. Ben buralardayım. 
Kapkara, delici, ama şaşılır derecede şefkatli bir çift gözle karşılaşıyor gözlerim. Birkaç saniyeliğine yarım yamalak garip sözler uçuşuyor kafamda. Hiçbirini anlamlandıramıyorum; &#8220;incecik sicimler&#8221; &#8220;Giyin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="txt">
<p class="indent p"><em>Hıh! Kahvemi de şöyle masaya koyayım. Bağdat mamur olunca üzerine kahve içmeden duramam. Nerede kalmıştınız? Ah, yok başa dönmeyin canım. Ben okudum nasıl olsa. Siz kaldığınız yerden devam edin. Ben buralardayım. </em></p>
<p class="indent p">Kapkara, delici, ama şaşılır derecede şefkatli bir çift gözle karşılaşıyor gözlerim. Birkaç saniyeliğine yarım yamalak garip sözler uçuşuyor kafamda. Hiçbirini anlamlandıramıyorum; &#8220;incecik sicimler&#8221; &#8220;Giyin hadi&#8221; &#8220;Tanrım göremiyorlar!&#8221; Yumuşacık, okşayıcı bir sesle bana seslenirken geriniyor yataktaki kadın.</p>
<p class="indent p"><span id="more-8"></span></p>
<p class="indent p">-	Günaydın! Nihayet uyandın. Hiç uyanmayacaksın sandım, dün geceden sonra.</p>
<p class="indent p">İşveyle kıkırdıyor yattığı yerde. Deli mi ne? Bu ne samimiyet?</p>
<p class="indent p">-	Sen de kimsin be?</p>
<p class="indent p">Tok sesim kulaklarımda ve odanın içinde yırtıcı bir hayvanın homurtusu gibi yankılanırken fark ediyorum ki ev benim evim değil. Sesim de ben değil. O an karşı duvardaki aynaya kayıyor gözlerim. İçinde bulunduğum beden de benim değil. Aynada ben olduğunu iddia eden bir erkek! Hem de siyahî bir erkek!</p>
<p class="indent p">Korkudan mı, şaşkınlıktan mı, yoksa içinde bulunduğum çıkmazdaki çaresizlikten mi bilinmez sarsıla sarsıla, bağıra çağıra ağlamaya başlıyorum. Her damla gözyaşım zihnimin paslı köşelerini aydınlığa kavuşturuyor. Bir erkeğe dönüştürülüşüm dışında. Olanları teker teker hatırlıyorum. O afili binadan içeri girişimi ve garip yaratıklardan kurtarılışımı&#8230; En son hatırladığım bembeyaz bir körlük içinde kulaklarımı yırtan bir çığlık. Beyaz bir çığlık.</p>
<p class="indent p">Yatağa boş bir çuval gibi çöküveriyorum. Çırılçıplağım ve üşüyorum. Çok üşüyorum. Odanın soğuk, buz gibi beyazlığında donuyorum. Bedenim yaprak gibi titrerken, bileğimin içinde belli belirsiz ince, küçük bir levha fark ediyorum. Parmaklarımı üzerinde gezdirmemle birlikte aydınlanıyor yazılar.</p>
<p class="p"><strong><span style="text-decoration: underline;">Adı:</span></strong> Umman<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Cinsiyeti: </span></strong> Erkek<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Eşi: </span></strong> İmbat<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Kurtarıldığı Yer / Tarih: </span></strong> Genel Merkez &#8211; 2008<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Yaşadığı Yer: </span></strong> Beyaz Çığlık &#8211; Oda 8888</p>
<p class="indent p">
<p>- o -</p>
<p class="indent p">Karşımda karım olduğunu iddia eden İmbat mı her ne karın ağrısıysa sinir bozucu bir sakinlikle oturuyor. Gözlerimi gözlerine dikerek, kararlı bir tavırla soruyorum.</p>
<p class="indent p">- Bana ne yaptınız? Çabuk söyle! Nasıl buraya geldiğimi, nasıl senin kocan olduğumu, hepsinden öte nasıl erkek olduğumu ve siyahi olduğumu&#8230; Çabuk söyle!</p>
<p class="indent p">Erkek sesim kulaklarımı tırmalıyor. Hiç telaşa kapılmadan donuk bir sesle yanıtlıyor beni.</p>
<p class="indent p">-	Şu an içinde bulunduğun durumun tek bir açıklaması var. O da geçici süreli hafıza kaybı.</p>
<p class="indent p">Bir panter gibi üzerine atlayıp yapışıyorum sözde karımın boğazına.</p>
<p class="indent p">- Hafıza kaybı, mafıza kaybı yaşamıyorum ben. Adım Deniz Başar. 30 yaşındayım. Senaristim ve daha da önemlisi siz beni bu hale getirmeden önce bir kadındım. Anlıyor musun? Kadın. Şimdi beni daha fazla çıldırtmadan hemen söyle ne yaptınız bana?</p>
<p class="indent p">Tam o sırada kapı çalınıyor. İçinde bulunduğum boşluktan faydalanan İmbat, ellerimin arasından kayıp, kapıya koşuyor. İçim hiç rahat değil. Gelenlerin kurtarıcım olmayacağı kesin. İçeri etrafımızdaki her şey gibi bembeyaz giyimli, beyaz çantalı üç adam ve bir kadın giriyor. Bütün çantaların üzerinde ve üniformalarının yakalarında &#8220;ZAYED&#8221; yazıyor. Onlar da zenci. Beyazlara bürünmüş zenciler şaşırtmıyor artık beni.</p>
<p class="indent p">-	Hiç gelmeyeceksiniz sandım. Çok saldırganlaştı. Ne yapacağımı bilemiyorum.</p>
<p class="indent p">-	Sakin olun, İmbat Hanım. Sizden bizi biraz yalnız bırakmanızı rica edebilir miyiz?</p>
<p class="indent p">-	Tabii, yeter ki çözün bu problemi.</p>
<p class="indent p">Ay çok duygulandım. Resmen rol kesiyor bunlar.</p>
<p class="indent p">İmbat yan odaya geçerken, bas bas bağırıyorum. Tok sesim odayı inletiyor birdenbire.</p>
<p class="indent p">-	Bir Allah&#8217;ın kulu bana burada neler döndüğünü anlatsın artık!</p>
<p class="indent p">Sessizlik.</p>
<p class="indent p">-	Size diyorum hey!</p>
<p class="indent p">Gruptaki tek kadın büyük bir sakinlikle yanıma yaklaşıyor ve;</p>
<p class="indent p">- İşiniz gereği &#8220;zay&#8221; ışınlarına çok fazla maruz kaldınız. Bu da geçici olarak hafızanızı sıfırladı. Hayalinizde kendinizi başka biriymiş gibi düşünüyorsunuz. Bundan önce de birkaç kişide aynı etkileri gördük. Endişelenmeyin. Çözeceğiz.</p>
<p class="indent p">Kendinden o kadar emin söylüyor ki inanacağım neredeyse. Ama ben yine itiraz hakkımı kullanıyorum.</p>
<p class="indent p">- Yahu anlatamıyorum galiba. Ben hafızamı falan kaybetmedim. Her şey gün gibi aydınlık. Nasıl böyle zenci bir erkek olduğum dışında.</p>
<p class="indent p">Az evvelki kadın elindeki çantadan dar, ince bir plaka çıkarıyor. Şimdi bela geliyor işte. Hoş daha ne kadar büyük bir bela olabilir ki? Ben artık ben değilim. Bileğimi tuttuğu gibi çekiveriyor kendine. Hayatımda gördüğüm en kuvvetli kadın. Elindeki ucu sivrice plakayla bileğimdeki levhayı çıkartıyor. Tuhaf, hiç acı hissetmiyorum. Çantasından pos makinelerine benzer tuhaf bir aygıt çıkarıp, bileğimden çıkardığı levhayı içine takıyor. Bir süre makineden &#8220;dit dit dit diit&#8221; nidalarıyla çıkan verileri takip ettikten sonra, grup arkadaşlarına doğru elindeki makineyi göstererek ilerliyor.</p>
<p class="indent p">- Teknik olarak yolunda gitmeyen hiçbir şey yok efendim. Elektronik Hafıza Tarayıcı verilerine göre her şey normalmiş gibi duruyor.</p>
<p class="indent p">-	Bu gerçekten çok garip. Tarayıcının devrelerinde herhangi bir sorun olmuş olabilir mi?</p>
<p class="indent p">- Hayır efendim mümkün değil. Göreve gitmeden önce tarayıcıları mutlaka kontrol ederim. Daha yarım saat önce kontrol ettim. Hiçbir problem yok.</p>
<p class="indent p">-	Bu konuyu Genel Merkez&#8217;e bildirmemiz şart oldu.</p>
<p class="indent p">- Genel Merkez&#8217;e mi? Buna gerek olduğunu sanmıyorum. Bu durumu daha da karıştırır. Genel Merkez&#8217;dekileri biliyorsunuz. Bu konuyla benim ilgilenmeme izin verin lütfen. Mutlaka çözeceğim.</p>
<p class="indent p">-	Pekala, görev senin Lodos.</p>
<p class="indent p">-	Teşekkür ederim efendim.</p>
<p class="indent p">Onlar aralarında konuşurlarken, sessiz, dikkatli ve olabildiğince yavaş hareketlerle kapıya doğru ilerliyorum. Bu cehennemden kurtulmanın bir yolunu bulmam lazım. Bu kadının Lodos mudur Poyraz mı her ne zıkkımsa; eline düşmektense ölürüm daha iyi. Ha gayret, birkaç adım sonra kurtulacağım bu karabasandan. İşte kapıya geldim. Heyecandan ve korkudan ellerim, dizlerim tir tir titriyor. Yüreğim ağzımda. İçimden aynı cümleyi tekrar ediyorum; bir dua gibi; &#8220;Ne olur fark etmesinler. Ne olur arkalarını dönmesinler.&#8221; Kapının kolunu yavaşça indiriyorum. &#8220;Tanrım, ne olur sessiz açılsın.&#8221; Evet, işte oldu. Özgürlüğe çok az kaldı.</p>
<p class="indent p">-	Önceki hayatınıza dair hiçbir şey hatırlamıyorken üstelik böyle çırılçıplak dışarı çıkmanız sizce doğru mu?</p>
<p class="indent p">Allah&#8217;ım, delireceğim. Az önce içeride olan kadın, nasıl oluyor da karşıma dikiliyor koridorda? Bu garip insanlar kim? Burası neresi? Nasıl bir yerdeyim? Dahası niye buradayım? Onlara ne zararım var? Neden beni bu hale getirdiler? Sorulması gereken soruların tümü beynime hücum ediyor ama ağzımı açıp tek kelime söyleyemiyorum. Çaresizim. Avazım çıktığı kadar bağırsam yardım eden çıkar mı acaba? Kendimi ellerine teslim etmekten başka çarem yok galiba. Belki de bir süre numaralarını yutmuş gibi yapsam iyi olacak. Ortada neler döndüğünü anlamam gerek.</p>
<p class="indent p">-	Pekala, pes! Ne istiyorsanız yapacağım.</p>
<p class="indent p">-	Güzeeeel.</p>
<p class="indent p">Yüzündeki o alaycı gülümseme sinirlerimi daha da bozuyor.</p>
<p class="indent p">-	Benimle &#8220;ZAYED&#8221; Yönetim İstasyonu&#8217;na geleceksiniz. Birkaç teste daha tabi tutmamız gerekiyor sizi.</p>
<p class="indent p">- Bakın, size güvenmek istiyorum. Söylediklerinizi de harfiyen yerine getireceğim. Ama bazı şeyleri açığa kavuşturun benim için. Hiçbir şey hatırlamıyor olmak çıldırtıcı bir durum. Her şeyden önce &#8220;ZAYED&#8221; nedir? Şu maruz kaldığım &#8220;zay&#8221; ışınları ne demek? Neredeyiz? Neden buradayız? Nasıl bir yer burası? Yeniden hatırlamak istiyorum.</p>
<p class="indent p">-	Sabırlı olun, Umman. Her şeyi hatırlayacaksınız yeniden.</p>
<p class="indent p">Umman? Doğru, bileğimdeki levhada böyle yazıyordu. Buradan kurtulana kadar bu isimle çağrılmaya tahammül etmem gerekecek. İnsanın, hele ki benim gibi hürriyetine düşkün, sahip olduğu, savunduğu her şeye sımsıkı tutunan bir insanın bir başkasının kimliğine zorla büründürülmesi ne acı!</p>
<p class="indent p">-	Sizin için zor olduğunu biliyorum ama artık gitmemiz gerek.</p>
<p class="indent p">Daldığım düşüncelerden o meymenetsiz kadının sesiyle uyanıyorum. Bilinmeyene yolculuk başlıyor yine. Yine aynı oyuna, aynı deli cesaretiyle ama bu kez mecburen giriyorum. Bu kez seçme şansım yok.</p>
<p class="indent p">-	Hazırım, gidelim.</p>
<p class="indent p"><em> Meraklandınız değil mi? Biraz sabırsız ve bana kızmış gördüm sizi. Yok yok kızmayın, sabrın sonu selamettir. Görüşürüüüz! </em></p>
<p class="indent p"><em><br />
</em></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>BEYAZ ÇIĞLIK &#8211; 1</title>
		<link>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-1</link>
		<comments>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-1#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2009 09:34:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evren GÜRKAYNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evren GÜRKAYNAK]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Çığlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kayipdunya.com/arsiv/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[
Karşıma çıktığında hayatımda  gördüğüm en tatlı kaçıklardan biri olduğunu düşünmüştüm. Adı Deniz Başar. 30 yaşında. Annesinin ve normal  olduklarını iddia eden arkadaşlarının deyişiyle &#8220;uçuk&#8221; bir senarist. Bugüne kadar kabul edilmiş ve bir filmde  hayat bulmuş herhangi bir senaryosu yok. Kimileri için on yıllık senaristlik hayatı tam anlamıyla bir fiyasko. Ne  yalan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="txt">
<p class="indent p"><em>Karşıma çıktığında hayatımda  gördüğüm en tatlı kaçıklardan biri olduğunu düşünmüştüm. Adı Deniz Başar. 30 yaşında. Annesinin ve normal  olduklarını iddia eden arkadaşlarının deyişiyle &#8220;uçuk&#8221; bir senarist. Bugüne kadar kabul edilmiş ve bir filmde  hayat bulmuş herhangi bir senaryosu yok. Kimileri için on yıllık senaristlik hayatı tam anlamıyla bir fiyasko. Ne  yalan söyleyeyim bir film yapımcısı olarak, elimde tuttuğum bu senaryoyu görene kadar ben de o kimilerinin  arasındaydım. Neyse, lafı fazla uzattım. Bırakayım da Deniz anlatsın gerisini. Birazdan görüşürüz.</em></p>
<p>Bu sabah yerde uyandım yine.  Çocukluğumdan beri nedenini çözemediğimiz garip bir alışkanlık. Her neyse, asıl anlatmak istediğim kendimle ilgili  değil tabii ki. Yerde uyanışlarımdan çok daha garip bir hikâye bu.</p>
<p><span id="more-153"></span></p>
<p class="p">Elimde zift gibi kopkoyu kahveyle  dolu termosum, kendimi en sıkıntılı anlarda attığım atölyemsi stüdyoya giderken, içimdeki sese kulak verip bir  kereliğine farklı bir yola sapmaya karar verdim. Şatafatlı devasa meydandan sola saparak dar bir yola girdim.  İleride böylesine salaş bir sokak için oldukça şık ve lüks görünümlü büyük bir bina vardı. Ve ben yine içimdeki o  sese kulak verip içeri dalacakken, şaşılacak derecede düzgün bir Türkçe ile konuşan simsiyah gözlü zenci bir kadın  tuttu kolumdan;<br />
&#8220;Hanımefendi! Yanlış bir adrese  geldiniz.&#8221; Hayatım boyunca duyduğum en kararlı ses ve gördüğüm en kara gözlerdi sahip olduğu.</p>
<p class="p">&#8220;Bak güzel kardeşim, buradaki  insanları rahatsız etmek gibi bir niyetim falan yok. Böyle köhne bir sokakta böyle afili bir bina görmek merakımı  cezbetti sadece.&#8221; dedim ve bu kuzguni gözlü zenci kadının kolumu bırakmış olmasından faydalanıp içeri daldım. O  anda fark ettim ki çalışanların tamamı zenciydi. Tam soru sormaya hazırlanıyordum ki, bir diğer zenci çalışanın  yanımıza geldiğini gördüm. Çelik gözlerini gözlerime dikip aynı ukala ve rahatsız edici derecede nazik bir  Türkçe&#8217;yle &#8220;Hanımefendi, aradığınızın burada olduğunu hiç sanmıyorum. İzin verirseniz arkadaşım size kapıya kadar  eşlik etsin. İhtiyacınız olanı bulabileceğiniz en son yer burası.&#8221; dedi.</p>
<p class="p">Üzerimdekilerin pejmürde  görüntüsünden olsa gerek beni para istemeye gelmiş yoksul bir zavallı zannetti sanırım. Kimliğimi çıkartmak için  çantama elimi atmıştım ki, o ihtişamlı cam kapıdan, tepeden tırnağa simsiyah giyimli, kadınlı-erkekli ve eli  silahlı bir grup daldı. Etraftakiler hızla, fakat bilgisayarla programlanmış robotlar gibi tarifi imkansız bir  disiplin ve düzen içinde ortadan kaybolurken, ilk konuştuğum kuzguni gözlü kadın kolumdan tuttuğu gibi beni  merdivenlere sürüklemeye başladı. Deli gibi koşarak aşağıya inerken; &#8220;Size yanlış adrese geldiğinizi söylemiştim  bayan.&#8221; diye bağırdı. Sonra adeta tıslayarak &#8220;Kendinizi çok büyük bir tehlikeye soktunuz. Şimdi, eğer bu kabustan  uyanmak istiyorsanız, dediklerimi harfiyen uygulayacaksınız.&#8221;  dedi.</p>
<p class="p">Arkamızdaki adımlar hızlandıkça  biz de daha hızlı koşuyorduk. İndiğimiz yüzlerce basamak bizi tek bir pencere veya lambanın olmadığı, yine de  gündüz gibi aydınlık,  bembeyaz devasa bir salona çıkardı. Arkamızdan gelenleri artık net bir şekilde duyabiliyor  ve görebiliyorduk. Tanrım neydi bunlar böyle? İlk bakışta insan gibiydiler. Onları bizden ayıran en belirgin  özellikleri her an fırlayacakmış gibi bakan korkunç gözleriydi. Sarf ettikleri kelimeler ise bildiğim dillerin  hiçbirine benzemiyordu. Adımları ise bir nefes gibi yakındı artık. Yaşadığım şok ve yüreğimi kavuran o korkunç  heyecan dalgası içinde, o iğrenç mahlukların ellerinde, bu kez silah yerine, içlerinde saydam mavi sıvılar olan  şırıngalar taşıdıklarını gördüm. Aramızdaki mesafe azaldıkça fırlak gözlerinin de sıvı kadar saydam olduğunu  farkettim. O an, kuzguni gözlü kadının bahsettiği belanın büyüklüğünü iyice kavramıştım. Ne işim vardı bu insansı  garip yaratıkların arasında?  Ya yanımdaki kadın? Acaba o nasıl bir canlıydı? İnsan mıydı acaba göründüğü gibi  yoksa onun da çıkar mıydı birazdan garip renkteki garip yerleri? İçinde olduğum şoktan bir saniyeliğine çıktığımda  yanımdaki siyahi kadının üzerine ömrümde daha önce hiç görmediğim bembeyaz kumaştan bir kıyafet giydiğini,  aynısından bana da uzattığını gördüm.</p>
<p class="indent p">-	Giyin lütfen. Hayatta  kalmanızın tek yolu bu. Giyin hadi.</p>
<p class="p">Ölümle yaşam arasındaki ince  çizgi miydi yaşamın kıyısında durduğum o an, yoksa, ölümlerden ölüm mü beğenmem isteniyordu bilemiyordum. Fakat  çok iyi bildiğim bir şey hemen karar vermek zorunda olduğumdu. Ya tuhaf yaratıkların vücuduma saplayacağı  şırıngalardan bedenime yayılacak garip bir sıvıyla hayata veda edecek, ya da sabahtan beri yaptığım gibi  bilinmeyenlere dalma oyununu oynamayı sürdürecektim.  										Bilinmezi seçmem gerekliydi,  seçtim. Kadının uzattığı o tuhaf elbiseyi giydim.</p>
<p class="p">Duvarda nereye açıldığı bilinmez  metalik renkteki kapaklara kollarımdan geçirilen incecik sicimlerle bağlanıyorum şimdi de. Şaka olmalı tüm bunlar.  Kötü bir şaka. Bir hışımla kuzguni gözlü zenci kadına dönüp; &#8220;Bu incecik sicimler mi  engelleyecek bize  dokunmalarını?&#8221; diye bağırıyorum.</p>
<p class="p">Kadın ağzını açıp tek kelime bile  etmeden benden sonra birkaç saniye içinde kendini de bağlıyor duvara. Yırtıcı ince bir çığlık sarmalıyor  kulaklarımızı. Çığlığın bizi kendine ağır ağır çektiği o an, o donuk sıvıyla dolu şırıngayı burnumun dibinde  görüyorum. Gözlerimi sımsıkı kapatıp bekliyorum ölümü. Tuhaf, en ufak bir acı yok. Düşmanlarından biri olmadığımı  fark etmiş olmalılar. Yavaşça aralıyorum gözlerimi. Nasıl olur? Yanımdaki zenci kadına da bir şey yapmıyorlar.  Aman Tanrım, bizi görmüyorlar! Bizi göremiyorlar! Çığlık ağır ağır bizi o kabustan uzaklaştırıyor. Donuk bakışlı,  ruhları gibi simsiyah kılıklı, o uzaylı mı insan mı belli olmayan mahluklardan söküp alıyor. Kendisi de tükeniyor  az sonra. Yırtıcı bir hayvanın avını yakaladığı anki zafer çığlığı gibi doruk noktasına ulaşıp, kısık bir iniltiye  dönüşüyor yavaş yavaş. Tatlı bir uykuya kavuşuyorum. Çok yorgunum.</p>
<p class="p">Kafatasımı ortadan ikiye  ayıracakmışçasına, başımı kelepçeleyen çıldırtıcı bir baş ağrısıyla uyanmaya çalışıyorum. Sırtım buz gibi. Sanırım  yine yerdeyim. Bir dakika, başımda şefkatle gezinen bir elin dokunuşunu hissettim az önce. Başımdaki künt ağrıyla  zar zor dönüyorum yattığım beyaz taşlarda ve odada yalnız olmadığımı fark ediyorum. Çırılçıplak bir kadın  yanımdaki yataktan aşağı, bana bakıyor. Üstelik zenci. İyi ama ben hiçbir zaman hemcinslerimle aynı yatakta uyumam  ki!</p>
<p class="indent p"><em>Sizleri de benim gibi  heyecanlandırdı mı olabilecekler bilemiyorum. Bildiğim tek şey, karnımın zil çaldığı. Siz devam edin ben bir iki  lokma bir şey atıştırıp geri döneceğim. Hadi görüşürüz.</em></p>
<p class="indent p"><em><br />
</em></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kayipdunya.com/evren-gurkaynak/beyaz-ciglik-1/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
	</channel>
</rss>
