SAHİBİNDEN

1

40’lı yaşlarının ortalarındaki kadın çorak arazinin ortasında bir kayanın üzerine tünemiş, tek başına bekliyordu. Müşterisi gecikmişti ve bu durum onu iyiden iyiye germeye başlamıştı. Kendi kendine hayıflandı, bu kadar büyük bir yükün altına neden girmişti ki? Arazi çok genişti, alıcı bulma ihtimaliyse çok az. Bir arsa, bir arsa daha derken koca yer onun başına kalmıştı sonunda, üstelik bu bugüne kadar çıkan tek alıcısıydı buranın, kadının ne yapıp edip satış yapması lazımdı.

Sabırsızlanmaya başlamıştı, zaten neredeyse bir saattir bekliyordu bu uçsuz bucaksız yerde, oysa ne gelen vardı ne de giden. Neyse, dedi içinden, uzun yoldan geliyordu müşterisi, gecikmesi doğaldı. Hem umutsuzluğa kapılmamalıydı. Sonuçta bu satışı yapabildiği takdirde bugüne kadar hiç görmediği kadar parayı bir arada görebilirdi – zengin olabilirdi, hem de çok! Bugün en iyi satış performansını göstermeliydi. Ayağa kalkıp üstünü başını şöyle bir düzeltti, elleriyle saçlarını kontrol etti. Müşterisi geldiğinde hazır olmalıydı.

İşte tam da o sırada uzaktan gelen aracın ışığını gördü emlakçı kadın, bu iyi haberdi. Yaklaşan ışığa doğru döndü ve yüzüne en samimi gülümsemesini yerleştirip beklemeye başladı. Araçtakiler de kadını görmüşlerdi, yanına kadar geldiler sonra da yavaşlayıp durdular. Müşterisi şaşaalı bir şekilde araçtan indi ve kadına doğru yaklaştı. Emlakçı kadın şaşırmıştı, müşterisi sandığından çok daha uzun boylu, ve tuhaf bir şekilde zayıftı, üstelik cildi de fazlasıyla pembeydi. Garip biriydi anlayacağınız, ama kadın bunu belli etmedi ve aynı sıcak gülümsemesini koruyarak selamladı karşısındakini. Bu noktada müşterisi minik, mikrofona benzer bir şey çıkardı çantasından ve onu ağzına tutarak cevapladı kadını. Bu bir lisan çevirme aygıtıydı, zira farklı dilleri konuşuyorlardı. Emlakçı kadın şaşırmadı, işi dolayısıyla pek çok kişiyle zaten bu yoldan iletişim kurmuştu bugüne kadar.

İki tarafın da kibarlık gereği birbirlerine nazikçe hal hatır sormalarıyla geçen birkaç dakikadan sonra, emlakçı kadın müşterisine ilgilendiği araziyi gezdirmeye başladı:

“Gördüğünüz gibi oldukça ferah, şu anda üzerinde yaşayan da yok, tamamen kullanıma hazır. Birkaç moloz var gerçi, ama temizlemenin çok sorun olacağını sanmıyorum. Lütfen şöyle gelin, biraz dağ manzarası var onu da görün. Evet, işte şurada. Dikkat ettiyseniz aynı anda hem dağ, hem de deniz manzarası mevcut. Gökyüzü de oldukça mavi, hele siz bir de gece görün, birçok yıldız ve gezegen gözlenebiliyor – ay da dahil! Ah evet, size bahsettiler mi bilmiyorum, ilana yazmayı unutmuşum ama bir de uydusu var “ay” adında. Yalnız malesef o fiyata dahil değil, başka bir emlakçı arkadaşım ilgileniyor şu anda, yine de isterseniz kartını verebilirim. Her neyse, ne diyorduk? Evet manzara. Şöyle bir bakarsanız yüzey genelde kahverengi, ama yer yer yeşil bir bitki örtüsü de var. Hatta bazı bölgelerde hala ağaçlar ve çiçekler bulunabiliyor. Efendim? A evet, canlı tabi! Yani siz bilirsiniz mutlaka ama bana kalırsa hemen alın, kaçırmayın burayı. Bence oldukça karlı bir yatırım fiyatı da şu an değerinin oldukça altında. Aramızda kalsın ama burada gözü olan başka bir müşterim daha var, o yüzden çok da uzun düşünmeyin derim. Ah, az kalsın bahsetmeyi unutuyordum, komşuları da çok iyidir. Üst katta Tanrı yaşıyor, merak etmeyin pek sesi çıkmaz, rahatsız da etmez sizi. Kendi halindedir karışmaz hiçbir şeye. Alt katta da Lucifer oturuyor. Eğlenceli bir tip, ama çok samimi olmamanızda yarar var, duyduğuma göre pek tekin biri değilmiş. Yani uzun lafın kısası, bence bulunmaz bir fırsat. Siz bakmayın, önceki sahipleri – ben de dahil – pek kıymetini bilemediler buraların. Çabuk yıprattılar, sonra da sıkılıp taşındılar işte. Eski fotoğraflarını görmüşsünüzdür ilanda, istenirse biraz daha bakımla çok hoş bir yere dönüştürülebilir yeniden. Eğer beğendiyseniz fiyatta da anlaşırız, bir sorun olacağını sanmıyorum. Ee ne düşünüyorsunuz?”

Müşterisi bir ahtapotun kollarına benzeyen dokunaçlarından birini çenesine dayayıp düşünceli bir şekilde şöyle bir etrafına bakındı. Sonra minik mikrofonu ağzına yaklaştırıp:

“Bana bir kaç dakika izin verin lütfen” dedi ve uzun dokunaçlarını vücudunun iki yanında birer kanat gibi birleştirip ani bir hareketle gökyüzüne fırladı. Bir de havadan bakmak istemişti alacağı yere belli ki; iyice yükseldi ve müthiş bir hızla uçarak dağların arkasında kayboldu. Emlakçı kadın göremiyordu, ama müşterisi karşılaştığı görkemli manzaraya hayran kalmıştı. Huşuyla inceliyordu yeryüzünü, dağları, denizi, ona bağlanan incecik nehirleri.. Gördüklerinden memnun kalmıştı, biraz eski püsküydü belki ama burası gerçekten de yaşanacak yerdi. Kendi gezegenlerine kıyasla, halkı buraya bayılacaktı.

Yavaşça alçalmaya başladı ve havada zarifçe dönerek emlakçı kadının yanına kondu. Ona doğru döndü, gülümsedi ve “Alıyorum” dedi.

Paylaş

1 Yorum

Yorum yapın