KELEBEK

2

“…Bu gördüğünüz büyük binalar, kullandığınız son model cihazlar, makineler, övündüğünüz uygarlığınız, bunların hepsi çürüyecek ve toprak olacak…

Sözlerimi bitirdim ve sustum.

‘Neler oluyor? Neredeyim?’

Hiç bir şey hatırlamıyordum. Biraz önce ne anlattığım konusunda da hiç bir fikrim yoktu.

Etrafıma bakındım. Tam karşımda, bir masanın arkasında iki kişi oturuyordu. Bir tanesi erkek, diğeri dişiydi. Kendilerine göre resmi giyinmişlerdi. Ama bu, çirkinliklerini ortadan kaldırmaya yetmiyordu.

İğrenmemi bastırmaya çalışarak, onlara kısaca baktım. Küçük suratları omuzlarının üstünde sallanıyor ve bedenlerinden çıkan kalın kolların ucundaki uzantılar masanın üzerinde hareket ediyordu.

Sonra alıştım.

Onlarla aramızda camlı bir bölme vardı. Benim bulunduğum küçük bölümde sadece ben vardım. Onların olduğu odada da bir masa ve o ikisi dışında hiç bir şey yoktu.

Dişi olan, “İnanamıyorum,” diyerek gözlerini devirdi.

Erkek olan da, “Gerçekten balık hafızalısın, öyle değil mi?” diye sordu. Bir an durdu ve, “Buna yanıt vermeni beklemiyoruz aslında,” diye ekledi.

Sessizce onlara bakmaya devam ettim. Benden çok farklı yaratıklar olduğu kesindi. Konuştuklarında çıkan sesleri kendi başıma anlamam imkansızdı. Onların bulundukları odadaki masanın yüzeyine gömülmüş bir cihaz benim söylediklerimi onların diline çeviriyor, onların söylediklerini de benim algılayabildiğim dalga boylarında yeniden yayınlıyordu.

Bu cihazı tanıdım, çünkü onu yapan bendim.

Daha fazlasını ise hala hatırlayamıyordum.

Bu hafıza olayını biraz anlamaya başlamıştım. Birşeyler hakkında düşündükçe, üzerinde odaklanınca bazı ayrıntılar şekilleniyordu. Ama gerçekten neler olup bittiği konusunda ise hiç bir fikrim yoktu.

Erkek olan içini çekerek, daha önce defalarca yaptığı için sıkılmaya başladığı belli olan bir açıklamayı yeniden yapmaya başladı: “Yaklaşık bir saatlik bir süreyle sınırlı olan bir dikkat/odaklanma süren var. Bu süre, aralıksız da değil; kopuk kopuk. Eğer yeterince istersen, bu bir saatlik süre içinde düşüncelerini mantıklı bir şekilde odaklayabiliyorsun. Daha sonra ise başa dönüyorsun. Boş bir sayfa olarak yeniden başlıyorsun.

Kısa süreli hafızan devamlı kendini yeniliyor. Yani biraz önce neler söylediğini, neler yaşadığını hatırlaman imkansız. Ama uzun dönemli hafızan daha farklı yasalara tabi. Kim olduğunu, karakterini hiç kaybetmiyorsun. Sadece odaklanman gerekli.”

Söyledikleri mantıklı geliyordu. Ona, “Bu bir saatlik seanslardan kaç kere yaptık?” diye sordum.

“Bizimle henüz beşinci saattesin,” diye yanıt verdi. “Bizden öncekilerle ise onlarca, belki yüzlerce defa. Bunu biz de tam olarak bilmiyoruz. Hayatın boyunca devamlı yaşadığın bir şey bu. Bunun sayısını tutmak da bir noktadan sonra anlamsız hale geliyor.” Gülümseyerek ekledi: “Hem bize de her şeyi anlattıkları söylenemez.”

Adamın söylediklerini anlamaya, sindirmeye çalışıyordum. Bu karşımdakiler, anladığım kadarıyla, benim gibi değillerdi. Hafızaları ve dikkatleri sabit süreler içinde kendini yenilemiyordu. Bazen dikkatleri dağılıp bazı şeyleri unuttukları oluyordu. Ama, asla benim gibi her şeyi tamamen unutup baştan başlamaları gerekmiyordu.

Peki ben bunları nereden biliyordum?

Adam devam etti: “Durum düşündüğün kadar kötü değil. Söylediğim gibi, uzun dönemli hafızan ve kişiliğinin temelindeki düşüncelerin sende saklı. Biraz gayret gösterirsen, konuşmamıza kaldığımız yerden devam edebiliriz.”

“Ne diyordum ben?” diye sordum. Fazla vakit kaybetmeden hatırlamam gerekiyordu.

Adam, “Şu anda gördüğümüz ve bildiğimiz uygarlığın aslında ne kadar hassas bir denge üzerinde olduğundan bahsediyordun,” dedi. “Güven hissinin aslında bir yanılsamadan ibaret olduğunu, her şeyin her an çökebileceğini anlatıyordun.”

“Her şey neden çökecek?”

Bu sefer, uzun süre sessiz kalan kadın konuşmuştu. Ona baktım.

Bu soruya yanıt verebilmek için “sayfamı” doldurabilmem gerekiyordu. Kendi içime dönerek, geriye ve derinlere doğru uzandım. Bu ilginç bir tecrübeydi, ama ilk kez yapmadığım da belliydi. Derinlere dalan tecrübeli bir dalgıç gibi, nereye gitmem, ne kadar süreyle yüzey altında kalmam ve ne çıkarmam gerektiğini biliyordum. Bunu daha önce de sayısız defa yaptığımdan emindim.

“Her şey neden çökecek?”

Bu sorunun yanıtını verecektim ve konuşmama kaldığım yerden devam edecektim. Bunun için “derinlerdeki” araştırmacı benliğime bu soruyu ilettim. Bunu anlatmak kolay değil. Bu sorunun kendisi haline geldim. Ve bununla ilgili “mim”lerin benliğime ve yüzey hafızama doğru kopup gelmesini, yapışmasını bekledim.

Yüzey hafızamın yeterince dolduğuna karar verdiğimde de, araştırmamı bitirip benliğimi tekrar yüzeye çıkardım ve şimdiki ana döndüm.

Karşımdaki adam ve kadın bana dikkatle bakmayı sürdürüyorlardı. Aslında bu araştırmamın bir saniye bile sürmediği belliydi. Benim için zaman yavaşlamış ve işim bittiğinde yeniden normale dönmüştü.

Toplamda bir saat süreniz varsa, en iyisi hiç zaman kaybetmemektir.

“Her şey neden…”

“İlk seferinde de duymuştum,” diye sertçe yanıtladım.

Biraz önce söylediklerimi elbette hatırlamıyordum; ama konunun ne olduğu belliydi. Bunu daha önce de defalarca yapmıştım.

Konuşmaya başladım (devam ettim):

“Yaşam tarzınızın, uygarlığınızın temelde sarsılmaz olduğuna inanıyorsunuz. Bütün kurumlarınızın yerli yerinde olduğunu ve her türlü riske karşı hazırlıklı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Her gece uyuduğunuzda, ertesi sabahtan eminsiniz. Belki böyle düşünmeniz gerekli, çünkü başka türlü belirsizliklerle başa çıkamayacaksınız. Kontrol edemediğiniz, hatta varlığını tahmin dahi edemeyeceğiniz öyle çok şey var ki… Tarih, hiç beklemedikleri bir anda çöken, tarihten silinen uygarlıklarla dolu. Tabii, sizin bunların çoğundan haberiniz yok…

“Emin olduğunuz yaşam tarzınız aslında çok hassas dengeler üzerinde duruyor. Bu dengelerin zarar görmesi için öyle devasa felaketlere de gerek yok. Dengeyi oluşturan karmaşık mekanizmaların uygun noktalarında meydana gelecek ufak bir değişiklik bile, bütün sistemin çökmesine yol açacak bir olaylar zincirini başlatabilir. Bir başka gezegende bunu çok iyi anlatan kadim bir söz duymuştum: ‘Uzak bir yerde bir kelebeğin kanat çırpması, çok başka bir yerde bir fırtınaya yol açabilir.’ Burada sözü geçen ‘kelebek’, küçük bir böcek – çok önemli değil. Önemli olan şu: Böyle bir şey başladığında, buna engel olmanız mümkün değil. Bir noktadan sonra, sadece hayatta kalmaya çabalamaya başlarsınız. Kendinizi kurtarmaya. Ama artık çok geçtir. Belki hayatta kalmayı başarırsınız. Ama uygarlığınız artık geri dönülemez biçimde çökmüştür…

“Bu tip olaylara genel olarak Kriz diyoruz. Küçük darboğazlardan söz etmiyorum. Uygarlıkları söndüren, toplu ölümlere yol açan Kriz’leri anlatıyorum. Henüz bunlardan birini yaşamadınız. Belki kendi tarihinizde bazı toplumlar bu şekilde ortadan kalkmış olabilir. Ama hayatta kalıp bunun hikayesini anlatacak kimse kalmadığı için, bunları da pek bilmiyorsunuz. Eski efsanelerinize, masallarınıza bakmanıza öneririm. Bunların çoğu, gerçeklere dayanır.

“Her Kriz’in özellikleri bir diğerinden farklıdır. Yaşandıkları çağa, topluma ve diğer faktörlere göre değişkenlik gösterir. Bazen bir politik akımın yeterince güçlenmesiyle kendini gösterir, bazen bir ekonomik sistemin çarklarının tıkanmasıyla… Ama her Kriz’de yaşananlar birbirine benzer. Toplumdaki bireyler, bu Kriz’in sonuçta geçeceğine ve her şeyin eski haline döneceğine inanırlar. Olanları alıştıkları yöntemlerle çözmeye çalışırlar. Yaptıklarının sonuç vermediğini, her şeyi daha kötüye götürdüğünü gördüklerinde de paniğe kapılırlar. Daha mantıksız yöntemler denerler. Ama sonuç değişmez.

“Her şey olup bittiğinde, sistem tam anlamıyla çökmüştür. Şehirler artık yaşanmaz haldedir. Toplumda işbölümüne dayalı sistem, artık işlevsiz kalmıştır. Yaşamak için ihtiyacınız olan şeyleri alacağınız yerler yoktur artık. Para biriminiz değersizdir, çünkü arkasında somut bir üretim kalmamıştır. Herkesin hayatta kalmak için çabaladığı bir karmaşa söz konusudur…

“Benim buraya gelmemin sebebi de, sizin Kriz’inizin kapıda olduğunu haber vermek…”

İkisi de bana dehşetle bakıyorlardı.

Şu ana kadar kaç seans yaptığımızı bilmiyordum. Ama bunları ilk kez duyduklarından kuşku yoktu. Zaten her seans, her bir saatlik bilinç, hepsi bu noktaya ulaşmak içindi. Onları olacaklara hazırlamak için…

Kadın, “Ne krizinden söz ediyorsun?” diye sordu kısık sesle. Kendine hakim olduğunu ve etkilenmediğini göstermeye çalışıyordu, ama ne kadar sarsılmış olduğunu anlayacak kadar onların vücut dilini öğrenmiştim artık.

Uzun vadeli bilincime doğru uzandım. Yanıt bulmam gerektiğinde, kendiliğinden açılacak olan kapılara doğru…

Önce, bu gezegende yaşadıklarımın kayıtlı olduğu anılar kafamın içine doluştu. Bu ikisiyle yaptığımız birer saatlik konuşmalardan ibaret olan dört – beş seans… Sonra daha geriye, başkalarıyla olan konuşmalar… Hepsi boş ve anlamsız… Hepsi onları bu ana hazırlamak için yapılan görüşmeler, sorulara verilen yanıtlar…

Daha sonra, başka bir kapalı alanda gerçekleşen seansların anılarına ulaştım ve dehşetle titredim.

Beni konuşturmak ve buraya geliş amacımı öğrenebilmek için, hiç tanımadıkları metabolizmam ve bedenim üzerinde yaptıklarını hatırladım… İşkenceleri… Birer saat süren ve sonra yeniden başlayan, günlerce, haftalarca süren işkenceleri…

Bunların işe yaramadığını gördükten sonra, burada bu ikisi tarafından sorguya çekilmeme karar verilmişti anlaşılan. Tabii, tam olarak istediğim de buydu. Kendimi en uygun şekilde ifade edebileceğim, söyleyeceklerimin en büyük etkiyi göstereceği ideal koşullar buradaydı. Bu ikisi, kişileri konuşturarak bilgi almak konusunda uzmanlardı. Ama ben, onlara fırsat bile vermeden konuşmaya başlamıştım.

Beni ve burada söylediklerimi izleyenler olduğunu biliyordum. Bu gezegenin kritik noktalardaki karar alıcıları beni canlı olarak izliyorlardı. Söylediklerimin doğru yerlerde, gereken etkiyi yapacağından emindim.

Kelebek kanat çırpmaya başlamıştı.

Daha geriye… Bu gezegene basit, tek kişilik aracımla inişimi ve beni bulanların şaşırmalarına rağmen, beni alıkoymalarını içeren anılar dizisini çabucak geçtim.

Asıl aradıklarım, daha gerilerdeydi.

Türümün ortak bilincine ulaştım ve onun bir parçası haline geldim.

Yanıtlar elbette buradaydı.

Kriz’ler her zaman olacaktı. Bunlar, tanımları gereği engellenemezdi.

Ama her Kriz’den yararlanmanın da yolları vardı. Bunu Kriz’i yaşayanlar yapamazdı. Bunun için benim gibi uzmanlara ihtiyaç vardı.

Yaptığımız da tam olarak buydu. Kriz’i öngörmenin gücüyle fırsatlar yaratmak ve bunları kazanca çevirmek… Yüz binlerce yıldır bu şekilde hayatta kalıyorduk. Başkalarının krizlerini takip ederek, en uygun noktada sahneye çıkıyor ve kendi Kriz’imizi erteliyorduk.

Bunları öğrendikçe, mükemmelliğine olan hayranlığım kat be kat arttı. Bundan kaçış yoktu.

“Gezegeniniz çok kirli,” dedim umursamadan.

Bana boş bakışlarla bakıyorlardı. Çok büyük bir sır açıklamamı bekliyorlardı. Bu kadar basit bir gerçeği tekrarlamamı değil.

Devam ettim:

“Doğal kaynaklarınız gitgide azalıyor ve yerine yenisini koyamıyorsunuz. Engel olamadığınız bir kısır döngü içerisindesiniz. Tabii bunları siz de biliyorsunuz, ama yapabileceğiniz bir şey yok. Başka türlü nasıl hayatta kalacağınızı bilmiyorsunuz. Yeni bir enerji kaynağı, yeni bir üretim biçimi, sihirli bir yanıt bulmayı umuyorsunuz sadece. Ama bu olmayacak.

“Bir anda dünyanızın yüzeyinden kaybolsanız, tükettiklerinizin yerine konması bir kaç yüzyıl alacak. Ama bunun da olacağı yok, öyle değil mi?”

Kafalarında oluşan korkunç imgeleri hayal ederek eğleniyordum konuşurken.

“Kriz’iniz başlamış durumda. Bunu durduramazsınız, sadece benim yardımımla geciktirebilirsiniz. Bu sırada da, o sihirli çözümünüzü aramaya devam edersiniz.

“Bana inanıp inanmamakta elbette serbestsiniz. Ne de olsa, şu ana kadar gayet iyi idare ettiniz, öyle değil mi?

“O halde size yakın gelecekte, bir kaç ay içinde başlayacak olaylar zincirini göstermem gerekiyor. Anlatmam yeterli olmaz ve bana muhtemelen inanmazsınız. Yaşamanız lazım.”

Bunu söyledikten sonra, karşımdaki iki kişinin zihinlerine doğru uzandım. Uygun bağlantıları kurarak onları (tüm duyularıyla) şu andan kopardım ve başka bir gerçekliğe geçmelerini sağladım. Benim göstereceğim tecrübeleri yaşayacakları bir gerçekliğe…

Bütün bunları son derece ustalıkla, neredeyse refleks gibi yapmıştım.

Yaklaşan felaketi, bir anda biten ve kullanılamaz hale gelen, kritik büyüklüklerin altına düşen kaynakları, bunun getirdiği ekonomik darboğazı ve çözümsüzlüğü gösterdim.

Bunların sonucunda, bir anda çaresiz kalan ve bildikleri uygarlıklarının çöküşünü izleyen kişiler olmalarını sağladım.

Sonra da her gün hayatta kalmak için mücadele vermenin dehşetini yaşamalarını uzaktan izledim.

Bir tek an içinde, belki günlerce, haftalarca süren “gelecek anısı” ile zihinlerinin dolmasını ve anlattığım felaketin bir parçası haline gelmelerini seyrettim.

Bunları, beni uzaktan izleyenler de yaşıyorlardı. Bu görüşmenin/sorgunun kayıtlarını sonradan izleyecek olanlar da yaşayacaklardı. Herkes ne demek istediğimi anlayacaktı.

Toplamda bir saatim vardı ve bunun da sonuna yaklaşmıştım. Bu nedenle söyleyeceklerimi en etkili şekilde anlatmamın tek yolu buydu.

Sonunda her şey olup bittiğinde, karşımda oturanların gözlerini kırpıştırarak bu ana dönmelerini ve ortama yeniden alışmalarını bekledim.

İkisi de ağlıyordu.

Kendilerine gelmelerini beklemeden konuşmaya başladım:

“Size son derece basit bir ticaret öneriyorum. Size, tükettiğiniz kaynaklardan hayatta kalmanıza yetecek kadarını belli aralıklarla vereceğim. Karşılık olarak ise, gezegeninizde bol miktarda bulunan ve kullanmadığınız bazı madenlerden, az miktarlarda alacağım. Bunlar bizim işimize yarayan, ama sizin için değersiz olan doğal kaynaklar. İki taraf için de karlı bir ticaret olacak.”

Karşımda oturanlar, bu konuda karar verici değillerdi. Bunu gayet iyi biliyordum. Ama beni dinleyenler arasında, yönetim mekanizmalarının nasıl çalıştığına vakıf olanlar vardı. Bunların ulaşacağı başka kişiler ve başlatacakları süreçler olacaktı. Belki biraz zaman alacaktı, ama teklifimi kabul edeceklerdi. Bu her zaman böyle olmuştu.

Bir tüccar olarak bu alışverişten edeceğim kar, fazla değildi aslında. Ama zaten mesele de bu değildi.

Kriz, benim gelişimle başlamıştı.

Beklentilerini değiştirmiştim. Artık, olası bir felaketi önleyemeyeceklerine inanıyorlardı. Bu konuda kendileri bir çaba göstermektense, dışarıdan gelen bir yardımı çare olarak görmeye başlamışlardı. Bu sayede onları kendime bağımlı hale getirmiştim. Bu ticaret yakında başlayacak ve belli bir süre devam edecekti. Yeterli gördüğüm anda da, buna son verecektim.

Sonrasında olacakları da biliyordum. Paniğe kapılacaklardı. Bu odada şimdi bir kaç kişiye anlattıklarım, zaman içinde pek çok kişi tarafından öğrenilecekti. Ticaret sona erdiğinde de, herkes gelecek Kriz’e karşı kendini korumak için önlem almaya çalışacaktı. Çoğunluk, aynı anda ve aynı yönde şiddetli tepkiler verecekti ve işler gitgide daha kötüye doğru gidecekti.

Sonunda Kriz, karşı konulamaz biçimde başlayacaktı.

Kriz’in en şiddetli safhası bittiğinde de, ortada sadece güçsüz ve bölünmüş bir topluluk kalacaktı.

Onlarla ne yapacağıma asıl o zaman karar verecektim.

Daha önce gittiğim bir gezegendeki (şu kelebeklerin olduğuydu sanırım) eski bir dilde kriz ile fırsatın aynı sözcük ile ifade edildiğini hatırladım. Hoşuma gitmişti bu.

Son derece iyi korumalı odada, iki insanın karşısında sakince otururken ince, rengârenk kanatlarımı hafifçe titrettim.

Biraz daha konuşmam gerekiyordu.

“Bu sayede gezegeninizi kurtarmak için zaman kazanacaksınız…”

Sustum. Etrafıma bakındım.

Burası neresiydi?

Orijinal görsel : Butterfly (Lessie)
Original visual art by Lessie (http://lessie.deviantart.com/)
Paylaş

2 yorum

Yorum yapın