DOĞUŞ – 1 (Günlük)

5

Ben doğdum.

En azından Michael böyle söylüyor. Onun dediğine göre, her şey benim doğduğum zaman başladı.

Michael bir robot. Ben ise bir insanım. Ona sorular sormaya ilk başladığım zamanlarda bunu bana açıkladı ve aramızdaki farklara şaşırmamamı söyledi. Benim kendisi gibi metal ve plastik devrelerden yapılmamış olduğumu ve kendime has özelliklerim olduğunu sabırla anlattı.

Tabii, bunlar yıllar önceydi. İlk çocukluk yıllarımda, sorduğum sorularla Michael’ı bunalttığım zamanlardaydı. Beni hiç terslemedi. Her soruma, bazen sırf onun tahammül sınırlarını denemek için tekrar tekrar sorduğum saçma sorulara bile ısrarla yanıt verdi. Hep merak etmemin iyi bir şey olduğunu söyledi. Onun dediğine göre, bu benim insani bir özelliğimmiş.

Benim adım michael. Michael ile aynı şekilde okunuyor; sadece yazılışı farklı. Bu durum hiçbir zaman karışıklığa yol açmıyor, çünkü sadece ikimiz birbirimize sesleniyoruz.

Ben on sekiz yaşındayım. Yirmi dört yaşında öleceğim. Bunu biliyorum, çünkü dünyanın kuralı bu. Her şey ben doğduğum zaman başladı ve her şey ben yirmi dört yaşında öldüğüm zaman bitecek. Arada yaptıklarım da bana kar kalacak.

Bir hayata neler sığabilir? Eğer Michael olmasaydı pek az şey, çünkü o zaman sorularıma yanıtlar alamazdım. Bana şu anda bildiklerimi öğretecek, eğitecek kimse olmazdı. Okuyup yazmak bir kenara, belki konuşmayı bile öğrenemezdim. Ama dünyanın düzeni bu. Michael var ve her şeyi benim için yapıyor.

Hayatımın bir amacı var. Bana verilen, Michael’ın açıkladığı problemleri çözmek ve Mevcut’la kaynaştırmam gerekiyor. Bunun için çalışıyorum. Mevcut, benden önce de vardı. Belki benden sonra da mevcut olacak. Ama ona katkıda bulunabilirsem, tıkandığı noktaların bazılarında, hatta bir tekinde bile, bir çözüme kavuşturup onun önünü açabilirsem, görevim tamamlanmış olacak. Ama benim asıl istediğim şey, kalıcı olmak. Kalıcı olmak da Mevcut’ta gerçekten önemli bir imza bırakabilmekten geçiyor. Michael öyle söylemese de, ben biliyorum. Küçük bir katkı benim için yeterli değil.

Artık, büyüdüğümden ve eğitimim tamamlandığından beri, günlerim çalışmakla geçiyor. İstasyon’umun başında veya kâğıtların arasında, günün büyük kısmını bana verilen problemler üzerinde uğraşarak geçiriyorum. Teorik ve pratik problemler üzerinde düşünüyor, çalışıyor, deneyler yapıyorum. Çalışmalarım sırasında bazen çıkmaz yollara sapıyorum. Öyle zamanlarda umutsuzluğa kapıldığım oluyor. Çözümü hiçbir zaman bulamayacağımı düşünüp, kendi içime kapanıyorum. Michael’la bile konuşmak istemiyorum. Bazen günlerce çalışmak istemiyorum. Ama sonra kendimi topluyorum ve yeni bir açıdan tekrar probleme saldırmaya başlıyorum. Çünkü başka şansım yok. Çünkü ben bunun için varım.

Ev, kapalı bir yer. Dışarıda yağmur da yağsa, çok soğuk da olsa, Ev’in içinde rahatım. Ev, çok sayıda geniş odadan oluşuyor. Benim giremediğim kısımlarına Michael girebiliyor. Buraların işlevinin Ev’in bakımı, enerjisinin temini, devrelerinin kontrolü gibi şeylerle ilgili olduğunu söylüyor.

Bizim Ev’de her şeyi Michael yapar. Yiyeceklerin üretilmesine o nezaret eder. Yemeklerin pişmesini ve yemek masasına gelmesini, sonrasında kalanların geri dönüşüme aktarılmasını o sağlar. Temizliği o yapar. Ev’in dışındaki atölyelerdeki, bizim için gerekli işleri o yapar. Gerektiğinde Ev’den uzaklaşarak hammadde arar ve bulur. Bulduğu madenleri çıkarmak ve atölyelere ulaştırmak için makineler yapar ve taşıma ağları kurar.

Michael bütün bunları benim için yaptığını söylüyor. Kendisinin hiçbir önemi olmadığını, yaptığı her şeyin benim rahatım için olduğunu, verimli bir şekilde çalışarak amacıma ulaşmam için elinden geleni yaptığını anlatıyor. Ona çok şey borçluyum.

Ev’in dışına çıkıp dolaştığım zamanlar, gitmeyi sevdiğim birkaç yer var. Buralar hem Ev’e yürüyüş mesafesi içinde, hem de defalarca gittiğim için tanıdık yerler. Ağaçların büyümesini, çiçeklerin açmasını izlemeyi seviyorum. Dev mor yaprakları olan çiçeğin açtığı zamanlarda daha çok dışarı çıkıyorum. Onun kokusu, diğer her şeyden daha güzel. Çocukluğumun güzel, tasasız günlerini anımsatıyor bana.

Küçük orman hayvanlarından uzak durmaya özen gösteriyorum, çünkü tehlikeli olabilirler. Michael beni bu konuda defalarca uyardı. Bastığım yerlere dikkat etmemi, hayvanlardan uzak durmamı, ormanda bulduğum hiçbir şeyi yemememi ve fazla zaman harcamadan Ev’e dönmemi söyler durur. Zaten bunun aksine davranacak değilim. Bazı günler, yine dışarıdayken, uzakta, ağaçların arasında Michael’ın siluetini görür gibi oluyorum. Beni uzaktan izlediğinden eminim, ama bunu ona söylemiyorum. Kendisinin doğru bildiğini yapıyor. Onu suçlamıyorum, onun için dünyadaki en değerli varlık benim. Bunu anlıyorum.

Dünya çok büyük. Bizim yaşadığımız ve dolaştığımız bölge ise onun sadece ufak bir kısmı. Michael bana haritaları gösterdi. Dünyadaki kıtaları, denizleri, okyanusları, nehirleri ve diğer coğrafi şekilleri gördüm. İlginç olmalı, ama oralara gidecek değilim. Buna gerek de yok zaten. Vaktim her geçen gün azalıyor ve harcayacak bir günüm bile yok.

Yıllar önce bir gün Michael’a, “Bu kadar büyük bir dünyaya ne gerek var?”, diye sormuştum. “Madem her şey benimle birlikte başladı ve benimle birlikte sona erecek; çok daha küçük bir dünya da işimizi görürdü.”

Michael bu söylediklerimi hoşgörüyle karşılayıp yanıt vermişti: “Her şey olması gerektiği gibi. Dünyanın büyüklüğü, yerçekiminin istediğimiz kadar olmasını sağlıyor. Çekim kuvveti sayesinde, gazlar ve diğer maddeler gezegenden kopup uzaklaşmıyor. Yaşanabilir bir atmosferinin ve doğasının olmasını da bu sağlıyor.”

Daha sonraki yıllarda, Michael bana astronomi öğrettikten sonra, sadece tek bir dünyanın değil, yıldızların, galaksilerin, galaksi kümelerinin ve bütün evrenin sadece benim için var olduğunu öğrendim. Benim amacıma ulaşabilmem ve Mevcuda katkıda bulunabilmem için… Benim doğuşumla birlikte var oldular ve ben yirmi dört yaşında ölünce onlar da yok olacaklar.

Michael bana evrenin işleyişini anlattı. Benim gerçek adımın yüzlerce karakterden oluştuğunu ve bunun benim genetik özelliklerimi yansıttığını söyledi. Bu, sadece bana özgü bir birleşimmiş. Benim ölümüm sonrasında, içinde bulunduğum evren sona erdikten sonra, yeni bir evren kurulacak ve yeni bir michael ortaya çıkacak. Onun özelliklerinin bazıları bana benzeyecek, bazıları ise farklı olacak. Michael, değişen özelliklerin çok sınırlı olduğunu ve temelde bütün michael’ların görünüş olarak tıpatıp aynı olduklarını söyledi. Her birimiz, kendi evrenimizde Mevcut’la ilgili bize verilen çalışmaları yapıyor ve başarılı olmaya çalışıyoruz. Benden önce sayısız michael vardı. Benden sonra da sayısız michael olacak.

Michael, Mevcudun hepimizi kapsayan ve birleştiren sonsuz bir fenomen olduğunu söyledi. Mevcuda yaptığım katkının büyüklüğü, hem benim daha sonra (daha önceki doğumumu ve ölümümü hatırlamadan) tekrar doğmamı sağlayabilecek, hem de benden sonraki michael’ların işlerini bir nebze kolaylaştıracak.

Konuşabileceğim tek kişi Michael, çünkü ikimizden başka kimse yok. Bu evrende hiçbir zaman da olmadı. O beni bebekliğimden ve çocukluğumdan beri tanımasına rağmen, bana karşı her zaman yaşıma uygun şekilde davranıyor. Birkaç yıldır aklımdaki düşüncelerin hepsini onunla paylaşmıyorum. Michael’ı hala seviyorum, ama bazı konularda fazla kalıpçı olduğunu ve söyleyeceğim şeyleri anlayamayabileceğini düşünüyorum.

Michael’ın dış görüntüsü bana, yani insana benziyor. Ama robot olduğu için, yemek yemiyor ve uyumuyor. Bazı geceler, geç vakitte uyandığımda, onun benim çalışmalarımı kontrol ettiğini fark ediyorum. Bazı sabahlar, takıldığım veya çözümü yanlış yollarda kovaladığım konularda bana yol gösteriyor. Bazı şeyleri önceden tahmin ediyor sanki. Sonuç vermeyecek, umutsuz yöntemleri daha başında fark etmek gibi bir yeteneği var. Bunun için mutluyum; çünkü zaman kaybetmemi önlüyor.

Mevcut, daha doğrusu Mevcudun benim üzerinde çalıştığım kısmı, bir motorla ilgili. Bundan daha fazlasını bilmiyorum, zaten bilmem de gerekmiyor. Bir motorun çalışmasını sağlayabilmek için, Mevcut’ta yer alan bilgilerin de yardımıyla, teoriler geliştiriyorum. Bunların uygulanabilirliği konusunda deneyler gerçekleştiriyor, sonra tekrar teoriye dönerek düzeltmeler yapıyorum. Michael, benden beklenenin sadece belli bir kısımda yapacağım düzeltmelerle sınırlı olduğunu, çalışmalarıma başlarken açıkça belirtmişti. Ama, söylediğim gibi, bu benim için yeterli değil.

Niçin yazıyorum? Benden başka kimsenin (yani Michael’ın) okumayacağı bir şey yazmamın ne gibi bir yararı olabilir?

Her şeyi Michael’la konuşmadığım için bu kayıtları tutmaya başladım. Buna “Günlük” adını verdim. İstasyonumun hafızasında, Michael’ın ulaşamayacağından emin olduğum bir yerde tutuyorum. Bunlar da ilk kayıtlarım. Güzel bir deneyim olduğunu düşünüyorum. Beni işimden alıkoymuyor; tersine zihnimdekileri netleştirmeme yardımcı oluyor. Zaten her gün yazacak da değilim. Sadece gerçekten önemli şeyler olduğu zaman yazmayı planlıyorum.

Bugünlük, bu seferlik bu kadar. Çalışmalarıma dönmem ve gerçek amacım için çalışmaya devam etmem gerekiyor…

Paylaş

5 yorum

  1. avatar
    Erdoğan Hoca -

    Sevgili Badahan,

    Yazarlık da virüs gibi. İçine girdiği insanın ruhunu teslim alıyor. Ve hep yazmak istiyorsun. Düşüncelerini, hayallerini. Kelimelere dökülü dökülü veriyorlar. Yoksa seni rahat bırakmıyorlar.

    Hayallerini paylaştıkça farklı farklı alemlere geçi geçi veriyoruz.

    Yeni kitaplarını heyecanla bekliyoruz.

    Sevgilerimle,
    Erdoğan Hoca

  2. avatar

    çok güzel bir yazı olmuş
    tebrikler
    devamını sabırsızlıkla bekliyorum
    yalnız kafama takılan bir soru var
    Micheal in ölmesiyle evren yok olup yeni bir evren oluşuyorsa robot Micheal in de yok olması gerekmiyor mu?
    Üstelik yok olan evrenle birlikte bu günlük de gitmeyecek mi?

  3. avatar

    Çok haklısınız hocam. Bazen yazdıklarınız bir noktadan sonra sizden bağımsız olarak da var olmaya başlıyorlar.

    Çok teşekkürler…

    Badahan Canatan

  4. avatar

    Çalışmanızı son derece beğeniyorum, akıcı, eğlenceli ve başarılı bir bilim kurgu romanı okumak her zaman mutlu eder beni, özellikle de Türk bir yazar tarafından yazılmışsa.

    Heyecanla bekliyorum kitabınızı.

    Sevgiler.

Yorum yapın