YAZARLIK DERSLERİ – 8

0

8. Ders

” Aşk kim, kalbe gıdadır. Ne yenir, ne yutulur.
Bir demir leblebidir, çiğneyene aşk olsun”
ŞİNASİ

Merhaba arkadaşlar.. Hoş geldiniz… Bazılarınız ne güzel yanmış öyle.. Bugün sıcak çay yerine soğuk çay içmeye ne dersiniz? Herkes aynı fikirde değil mi? Evet şimdi başlayabiliriz.. Konumuz “aşk”… Kurgumuz “Temel Kurgu”lardan biri olan “Aşk Kurgusu”..

Aşk üzerine öyle çok şey yazılıp söylenmiştir ki izin versem, beş dakika içinde hepiniz en az üç cümle söylersiniz bu konuda.. La Rochfoucault “Ebedi aşka yemin etmenin ertesi gün hükmü yoktur” derken bir başka biri Maria Corelli “Aşk bir kuruntudan ibarettir. Bu kuruntuyu ancak evlilik giderir” diyor.. Sonra birileri çeşitlemiş aşkı: “Aşk başka şey, sevgi başka” demişlerdir.. Hâlâ tartışıyorlar bunu.. (Ben bu yaşıma geldim aradaki farkı anlamış değilim.) Aşk, aşktır ve anlatılmaz yaşanır.. Anlatılmazsa nasıl olacak?.. İşte bu anlatılmayanı başarmak bize, biz yazarlara düşüyor.

Hatırlayacaksınız kurgu, öyküleme sanatıdır. Adamın birine “aşk nedir?” diye sormuşlar. O da “aşk kavuşamamaktır” diye yanıtlamış.. İster kavuşma olsun, ister olmasın bu ilişkiyi kurgulayabiliyorsak, o zaman aşk öyküsü yazmayı başarmışız demektir.. Çok basit görünse de aşk kurgusu kolay değildir.. Özellikle üstünde çok konuşulduğu, yazıldığı için.. Yine hatırlayacaksınız, dünyada yazılmayan şey kalmamıştır.. Aşk bunların başında gelir. Sıradanlıktan kurtulmak, klişelerden kaçınmak ve özgün olmak zorundayız.. Önceleri yazarların işi biraz kolaydı aşk hakkında yazarken… Belli alt başlıklar vardı. Bugün öyle değil.. Gelişen bilimin ve insan ilişkilerinin sınıflandırılması bu .. (Örneğin “Saplantılı aşk” denen bir kavram çıkmıştır.)

Tobias “Bir aşk hikâyesini iyi yapan nedir? Bunun yanıtı eylemden çok karakterlerdedir. Aşk kurgusu bu nedenle bir karakter kurgusudur” diyor. Burada sözünü ettiğimiz şey “romanslar” değil, aşk romanlarıdır..

“Ali ile Ayşe karşılaştılar, birbirlerini sevdiler ve evlendiler..” Bitti.. Bu kadar.. İlgimizi çeker mi? Hayır… Bunu kurgulayabilir miyiz? Bizim yeteneğimize bağlı… Şimdi bakalım:

Ali ile Ayşe’yi bir yerde karşılaştıralım.. Her ikisi on yaşında bile olabilirler.. İlk karşılaşmada birbirlerinden hiç hoşlanmayabilir ya da “ikiz eşi”ni bulmuş gibi yakınlaşabilirler.. Onların büyümelerini, zorluklara karşı birlikte savaşmalarını, bir gün birbirlerini farklı bir şekilde sevdiklerini izleyelim.. ( Ya da tersi.. Sürekli çatışırlar.. Kavga ederler.. Karşıt gruplarda yer alırlar. Öyle bir şey olur ki aslında birbirlerini sevdiklerini anlayıverirler… Ne yaparsanız yapın, on – on beş, en fazla elli sayfa yazarsınız.. Temanız çocuklar üzerine değilse burada tıkanırsınız.. Yetişkinlerin aşk öyküsünü yazmaksa amacınız, devam edebilmek için çatışmalar bulmanız gerekecektir.. Yani onları ayırmalısınız.. Savaşa gitmek, sakat kalmak, düşman bir kişinin ayak oyunları, hastalık hatta ölüm.. ( Ölüm olunca farklı bir yazım deneyeceksiniz).. Buraya kadar olan kısım birinci aşamadır..

İkinci aşama sevgililerden birinin diğerini arama, kurtarma, iyileştirme, yanlış anlaşılmaları giderme çabaları ile geçer.. Diğeri sabırla bekler (!) Başarmasına engel olmalısınız.. Ayşe, Ali’yi bir kadını samimi bir şekilde teselli ederken görür (!).. Ali ile yeni bir sayfa açmak üzere gelmiştir.. Gördüğünü yanlış anlar ve uzaklaşır.. Bu kez Ali O’nun peşine düşer.. Ayşe olabildiğince uzaklara gitmek ister.. Bir seyahat gemisinde çalışmaya başlar.. ( Mesleği siz seçin) Gemi teröristlerce ele geçirilir (Uf!!) ya da gemide tehlikeli bir hastalık görülür. (Vay!!) ya da gemi kaptanı Ayşe’yi kirli emellerine alet etmek ister. (Hıımm!) Siz daha özgün öyküler ekleyebilirsiniz.. Amaç sevgilileri kavuşturmamak, okurun ilgisini ayakta tutmaktır. Ayşe kaçmıştır ama gönlü Ali’dedir.. Varsa yoksa Ali.. Başka insanları sevmeye çalışır, başaramaz, başarmamalıdır. Çünkü konu Ali- Ayşe üzerinedir.. Yaygın söylem, Ali’nin son dakikada yetişip Ayşe’yi kurtarmasıdır. (Ama bunu böyle yapmayın derim.. Çünkü yüz yılımızın kadını kendini kurtaracak güçtedir) Sevgililer bir aradadır.. Açtığınız çemberlerin tümü kapandıysa öykü biter.. Bir eksiklik duygusu sizde oluştuğu gibi okurda da oluşur.. Uçları açık bir kaç çemberiniz olmalıdır.. Aşkın bir süre daha sınanması gerekir: Depremler, orman yangınları, savaşlar, kötü insanlar, karakterlerinizin sapkın duyguları, toplumsal yasaklar, sevgililerin arasında oluşacak nefret veya soğukluk duyguları, iyileşemeyecek bir hastalık veya sakatlık kuşkusu vs vs.. Tobias bu aşamaya “Bir adım öne, iki adım geriye” demektedir..

Üçüncü aşama sizin vereceğiniz – karakterlerinizin yapısına göre tabii ki- kararla, taraflardan biri tüm dramatik engelleri aşarak kavuşmayı sağlar.. Sorunlar giderilmiş, tarafların sevgisi güçlenmiş, ilk günlerin aşk yoğunluğuna dönmüşlerdir.. (Fazla iç bayıltmadan bu mutluluk sahnesini istediğiniz şekilde döşeyebilirsiniz… ) Yani mutlu son..

Anlattıklarımdan sonra “aşk kurgusu kolaymış” gibi bir düşünceye sakın kapılmayın.. Çok işlenen bir konudur.. Özgün olmak zorundasınız… Aksi taktirde “ucuz roman” denebilir yazdığınıza.. Yineliyorum bu kurgu, karakter kurgusudur.. Serüven, polisiye, fantastik, bilimkurgu, arayış, kaçma kovalama ve bunlar gibi bütün türlerin içinde işlenen aşk öyküleriyle karıştırmayın.. Bu saydıklarımda aşk, yan tema olarak bulunabilir.. Gerçek aşk romanında ise, tema aşk, diğerleri dramatik desteklerdir. Karakterlerinizi iyi tanıyın.. Ali arkadaşına sarılırken gerçekten masum mu? Kafasından farklı düşünceler geçmiş miydi? Önceki sohbetlerde karakter üzerine konuşmuştuk.. Onları hatırlayın lütfen.. Karakterlerinizle ilgili her bilgiyi bir yere yazın. Olaylar karşısında tepkisi, seks ve aşk hakkındaki düşünceleri, romanınızda yazmasanız bile tuvalet alışkanlıkları, aile-toplum-din, aklınıza ne gelirse… Karakter kurgusu yazan herkes psikoloji, sosyoloji bilmek durumundadır.. Gerekmiyorsa fizik- kimya- matematik bilmek zorunda değiliz.. Tema istiyorsa bunları da öğrenmeliyiz… Kocanın karısını arsenikle zehirlemesi yan öykü olarak romanımızda yer alıyorsa, arsenik etkilerini iyi bilmeliyiz… Düşüncemiz ne olursa olsun ahlâk kurallarını görmezden gelemeyiz.. Tabii toplumsal kuralları da… Ütopik bir dünya yaratsak bile bu böyledir..

Karakteri şekillendiren içinde doğduğu toplum, coğrafya, inanışlar, eğitim ve öğrenimdir.. Eğitim görmüş, bağımsız duygulara sahip bir kadını bir balıkçı ile birleştirip mutlu son yazarsanız inandırıcı olmaz.. Temanız “bedensel-tensel uyuşum” üzerine olabilir.. Karakterleriniz düşlerinizdeki kadar güzel anlar yaşar.. Ama???… Düşünün biraz: Ağzına kadar dolu bir testiye su eklemek isterseniz, birazını boşaltmak zorundasınız.. Her boşaldığında geride kalan ilk konan suyun oranı hep azalacaktır.. Bu deneyi renkli su ile yaparsanız sonunda saf suyun kaldığını görürsünüz.. Kısacası tensel-bedensel temalar uzun uzun işlenecek konuları kapsamaz. (Erotik kurgu yapmıyorsanız.) Unutmayın ki yatak, ölçüleri ne kadar geniş tutarsanız tutun yataktır ve hacmi kadar yer kaplar.. D.H. Lawrence Lady Chatterley’nin Sevgilisi‘ni kurgularken bir kaç kez değişiklik yapmıştır. Yalnızca bu kaygılardan dolayı.. Biraz bu romandan konuşalım istiyorum.

Romanın konusu kısa ve basittir: Belden aşağısı tutmayan biriyle evli olan kadın, yanlarında çalışan koru bekçisi ile ilişkiye girer.. Kitabın giriş sayfalarında çevirmenin önsözünden bazı pasajları birlikte okuyalım:

Birinci Dünya Savaşı sonrasının açgözlü, kısır, doğadan gitgide kopan uygarlığının insan ilişkilerine getirdiği acı çarpıklıklar başlıca izleklerinden biridir bu romanın. İnsandan insana akan bir sevgi sıcaklığı, bir duygu zenginliği yüzyılımızın yoksun olduğu bir şeydi. İnsan insanı yönetmeye, kullanmaya, dünyasal çıkarlarına göre örgütlemeye yönelmiş, parayı, nesnel yararı yaşamın başlıca amacı sayan soğuk bir us düzeni ağır basmaya başlamıştı”..

” Çağın insanının içinde bulunduğu açmaz, kaba politik reçetelerle uluorta çözülecek nitelikte değildir Lawrence’a göre.. Bütün toplum olgularının temeli, bireyler arasındaki, kadın erkek arasındaki yalın ilişkidir. Lady Chatterley’in Sevgilisi, baştan sona, bu ilişkinin sonsuz olanaklarının, birey yaşamına getireceği yenilenme ile coşkunun araştırılmasıdır.”

“Sevmek Lawrence için de dokunmakla başlar.Sevginin temel edimlerinden biridir dokunma..” “…. Dokunmak, yalnız tensel bir edim olarak kalmaz, evrendeki bütün varlıkların içinden akıp giden yaşam vuruşlarıyla bir iletişime sokar öznesini. Korudaki civcivlere bakarken Connie “dokunmak istiyorum onlara” der karşı konulmaz bir güdüyle. Mellors civcivlerden birini tutar verir.” Geri kalanını kendiniz okursunuz artık.. Akşit Göktürk bunları söylüyor önsözde.. Bu romanı okumayanların aşk romanı yazmamalarını öneririm.. (Öznel düşüncem daha farklı.. Çünkü Lawrence’ın Cinsel Politikası onayladığım bir politika değildir.)

Bu metni sohbetin başında anlattıklarımı vurgulamak için okudum: Toplum, dünya görüşü, Hristiyanlık karşısında bireyin tutsaklığı, aşk konusunda tutuculuğun reddi, paranın gücü gibi temaları çıkardığınızda erotizmden öte pornografik bir roman çıkar karşımıza.. Ki bu Lawrence’a haksızlık olur.. Toplumun gücü romanın yayımlanmasında kendini göstermiştir: Yasaklanmıştır kitap.. Nedeni bir Lady’nin koru bekçisi ile yaşadığı aşktır..

Lady Constance ve bekçi Mellors karşılaşırlar. Tinsel ve tensel olarak birbirlerini severler. Lord Clifford zengin, güçlü, asil vs.dir. Tekerlekli sandalyeye mahkumdur.. Mellors’un karşıtı.. Birinde olan diğerinde yoktur.. ( Sonraki düzeltmelerinde Lawrence Mellors’a, eğitim, bilgelik, düşünme ve karar verme gibi özellikleri yükleyerek Connie’ye eşit konuma getirir.) Aşıklar güzel günler yaşarlar.. Connie hamile kalır, eşine anlatır, boşanmak ister ve düşünmek, doğumu orada yapabilmek için İtalya’ya gider.. (1. Aşama)

2.Aşama engellerle doludur. Mellors aslında sevmediği bir kadınla evlidir, ondan boşanması, kendine yeni bir iş bulması ( işten kovulmuş, Londra’ya taşınmıştır) gerekir.. Yasalara göre Mellors hiçbir biçimde karısıyla görüşmemelidir.

3. Aşama : Constance belirsizliğe dayanamayıp, Londra’ya döner.. Mellors’u bulur. Gizlice görüşürler.. Mellors baba olacağı için çok mutludur. Bu arada Mellors’un eşi, boşanmak istemez.. Sevgilileri olan rahat bir kadındır, onlardan biri tarafından öldürülür. Mellors cinayet suçlaması ile karşı karşıyadır. Connie de kendisini boşamak istemeyen kocasıyla savaşır. Öfff!!!.. Falan-filan.. Ve mutlu son..

Gördüğünüz gibi roman “klişeler”le dolu.. Yetenek burada işte.. Eşsiz bir roman yaratmak.. Lawrence bunu başarmıştır. Darısı sizlere…

Sözü Tobias‘a bırakmadan önce size eski Türk filmlerini izlemenizi öneririm.. Yaklaşık olarak aynı izlek görülür onlarda..

2. KURGU: AŞK ( KONTROL LİSTESİ)

  • Aşk her zaman büyük bir engelle karşılaşmalıdır.. Karakterleriniz aşkı isteyebilirler, ama çeşitli nedenlerle, en azından hemen, elde edemezler.
  • Sevgililer genelde bir bakımdan uyumsuzdurlar. Farklı sosyal sınıflardan gelebilirler. ( güzellik kraliçesi / aptal : Montague- Capulet) veya fiziki bakımdan aralarında eşitsizlik vardır. (biri kör veya sakat olabilir)
  • Engeli çözmek için ilk çaba hemen hemen her zaman başarısızlığa uğrar. Başarı kolay değildir.. Aşk sadakat ile kanıtlanmalıdır.
  • Bir gözlemcinin zamanında söylediği gibi “aşk, genelde bir kişinin öpücüğünü, diğerinin de yanağını sunmasıdır”; yani sevgililerden biri aşkı aramakta diğerinden daha saldırgandır.Saldırgan, eş arayıcıdır ve eylemin çoğunu o yapar. pasif eş ( ki o da aynı derecede istiyor olabilir ) saldırgan eşin engelleri aşmasını bekler. Her iki rol her iki cins tarafından oynanabilir.
  • Aşk hikayelerinin mutlu sonları olmayabilir. Eğer hak etmeyen bir aşk hikâyesine zorla mutlu son yerleştirmek isterseniz okurlarınız bunu reddedeceklerdir. Hollywood’un mutlu sonları yeğlediği doğrudur, ancak dünyanın en iyi aşk öykülerinden bazıları ( Anna Karenina, Mme. Bovary, Heloise ve Abelard) çok acıklıdırlar.
  • Baş karakterlerinizi çekici ve inandırıcı yapın. Klişe aşıklardan kaçının. Karakterleriniz ve durumları benzersiz ve ilginç olsun.. Çok yazıldığı için aşk konusu en güç konulardan biridir, ama bu iyi yazılamayacağı demek değildir. Ama karakterlerinizi hissetmeniz gerekir. Siz onları hissetmezseniz okurlarınızda hissetmeyeceklerdir.
  • Duygu, aşk hakkında yazmanın önemli bir unsurudur. Sadece inandırıcı olmanız yeterli değildir; korku, nefret, düş kırıklığı, birleşme gibi çok geniş bir duygu yelpazesi geliştirmelisiniz Aşka ilişkin pek çok duygu vardır ve bunları kurgunuzun ihtiyaçlarına göre geliştirmeye hazır olmalısınız.
  • Yazınızda duygu ve duygusallığın rolünü iyi anlayın ve hikayeniz için hangisinin daha iyi olacağına karar verin.
  • Sevgililerinizi aşkın bütün sıkıntılarından geçirin. Onların sınanmasını ve aradıkları aşkı sonunda hak etmelerini sağlayın. Aşk, kazanılan bir şeydir; bir armağan değildir. SINANMAMIŞ AŞK GERÇEK AŞK DEĞİLDİR. (Vurgu bana ait)
  • Zamanımız doldu. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Kutuları, bardakları ve küllükleri kaldırmayı unutmayınız.. Bir sonraki derste görüşmek üzere.. Esen kalın.

    NOT: Size söylediklerimi verdiğim kaynaklarla desteklemezseniz edineceğiniz bilgiler yarım olacaktır. Bazı kitap isimlerini yeniden yazıyorum. ( “Roman Sanatı” değişmez kitabımız.)

    KAYNAKÇA:
    1- LADY CHATTERLEY’İN SEVGİLİSİ, LAWRENCE. DH. – CAN YAYINLARI
    2- ROMANTİK YALAN VE ROMANSAL HAKİKAT, GİRARD René. AYRINTI
    3- KANAYAN YÜREKLER, FRENCH Marılyn, E YAYINLARI
    4- YAĞMUR GİBİ SÖYLE BANA, WİLLİAMS Tennessee, NİSAN YAYINLARI
    5- KIZGIN DAMDAKİ KEDİ
    6- İHTİRAS TRAMVAYI (Williams’ın bu oyunları size karakter oluşturmanızda yardımcı olacaktır.)

    Paylaş

    Yorum yapın