YAZARLIK DERSLERİ – 6

0

6. Ders

Merhaba, hoş geldiniz.. Herkesin dinlenmiş, rahat bir tatil geçirmiş olduğuna inanmak istiyorum.. Şimdi bütün sorunlarımızı, negatif düşüncelerimizi kapının dışında bırakalım.. Yazma eyleminin denizine dalalım tüm hevesimizle..

Birinci dönem, hatırlayacaksınız, “üst başlıklar” diyebileceğimiz konularda bilgilendik.. Malzeme, Hedef Kitle, Tema, Konu, Karakterler, Öyküleme, Mekân, vs. vs. gibi başlıklardı bunlar.. İkinci dönem biraz daha ayrıntılı çalışacağız.. “Uzmanlaşma” diyorum buna.. Kurgulama teknikleri, en fazla üstünde duracağımız şeydir. Destekleyici konuları birlikte bulacağız.. Sizin isteklerinizle yönlenecek konular olacak.. Kısacası birlikte çalışacağız..

Bu dersimiz biraz tekrarlarla, açıkçası hatırlatmalarla geçecek.. Örneğin çok güzel bir konu buldunuz diyelim.. İletiniz hazır, söylediğim tüm kurallar tamam, sizi engelleyecek hiçbir şey yok… Kaleminiz, klavyeniz de hazır.. İskeleti kurdunuz. Etle kaplayacaksınız… Başladınız… Öykü girişini yaptınız.. Sonra “İsimler”i düşünmediğinizi fark ettiniz… İlk aklınıza gelen isimler, tanıdığınız, bildiğiniz kişilerin isimleri olacaktır. Sakın bunu yapmayın!.. Güçlü, tuttuğunu koparan, lider özellikleri yüklediğiniz karakterinize, çevrenizde pasif özellikleriyle alay konusu olmuş birinin adını verirseniz, bir süre sonra sizin karakteriniz adını taşıdığı kişi gibi davranmaya başlar. O kişinin size olan yakınlığı bir başka tehlikedir: Nesnel olamazsınız.. Böylece öykü dağılır, tema değişir, nasıl toplayacağınızı bilemezsiniz..

Bir başka tehlike adını verdiğiniz kişinin, öyküde kendini tanıması ve bundan hoşlanmamasıdır.. İlişkiler bozulur, belki mahkemeler de gündeme gelebilir. Edebiyat tarihi bunun örnekleri ile doludur..

Yine, özellikle realist bir öyküde, yabancı adlar kullanmak, okurda “yabancılaşma” duygusu uyandıracaktır.. Amerikalı bir artistin Karadeniz fıkrası anlatması, Kayserili gibi konuşması dikkati ve ciddiyeti nasıl dağıtırsa, yabancı adlar bizim öykümüzde de aynını yaratacaktır.. En azından yazarı unutturur böyle bir şey… Çeviri öykü okumuş gibi hissederiz kendimizi.. Kafamız da karışır..

Bir başka sorunu öykü adını koyarken yaşarız.. Hepimizin başına gelmiştir. Büyük bir zevkle “son” diye yazarız ve öykünün, romanın, oyunun bir adı olmadığını dehşetle fark ederiz.. Kısa sürede yazdığım bir oyun için üç gün kıvrandığımı bilirim.. Burada bir anekdot anlatmadan geçemeyeceğim:

Rıfat Ilgaz’ın ünlü “Hababam Sınıfı” ilk yayımlandığında orada bir bölüm okumuştum. Edebiyat dersinde sınıf azılıları bir deneme yapmaya karar verirler.. “En aptal kim?”.. İnek Şaban ve (Sanıyorum) Güdük Necmi, ödev olarak Çalıkuşu ile Kiralık Konak hakkında inceleme yazısı hazırlayacaklar.. Azılılar, kitaplığa gider ve iki kitabın kapaklarını ve üst yazılarını değiştirirler.. Soru “tersliği kim anlayacaktır? İnek mi, Güdük mü, yoksa edebiyat hocası mı?” Uzatmayayım, sonunda İnek Şaban karşı çıkar.. Kitap başlığı Çalıkuşu’dur. Ama içinde Kiralık Konak anlatılır. Oysa Güdük tahtaya çıkmış, Kiralık Konak başlığı altında Çalıkuşu deyip durmaktadır.. Bu yanlışa dikkat çekmek için kendini paralar. Arkadaşları kahkahadan kırılırlar bu arada… Sonuçta “aptal” olan öğretmendir..

Demek istediğim bulduğunuz başlık öykünüzle ilintili olmak zorundadır. Konu, mesaj veya kahramanın adını taşıyan kitap adları.. Hedef Kitlenizin sizi bulmasına da yardım edecektir.. Yalnızca adından dolayı cazibesine kapılıp, okuduğum öykü ve romanlar vardır. Sizin de başınıza gelmiştir.. “Vâdim O Kadar Yeşildi Ki”, ” Sana Gül Bahçesi Vaad etmedim”, “Macbeth”, “Kassandra”, “Troya Savaşı Olmayacak”, “Oğullar ve Sevgililer”. “Lady Chatterley’in Aşığı”, “Ceset”, “Tanrıların Arabaları”, “Lanetliler”, “Morg Sokağı Cinayeti”, liste uzar gider.. Ve ilgi alanlarım için beni çağıran yapıtlar: ” Medeia – Sesler”, “Yunan Mitolojisi”, “Hint Mit.” , “Kadının Evrimi”, ” Kadın ve Ekonomi”, ” Kadın Araştırmalarında Yöntem” Kadın, Tiyatro, Sinema ve Edebiyat konularında çok kitap… Çok dergi… İsimler neyi, nerede bulacağımı bana söyler..

Yazarken bir başka sorunumuz “uzunluk” konusudur.. Uzun boyu ile ünlü olan Abraham Lincoln’e, bir insanın bacaklarının uzunluğunun ne kadar olması gerektiğini sormuşlar. Lincoln gülmüş ve ” yere değecek kadar uzun olması yeterlidir” diye yanıtlamış.. Bir radyo oyununun, senaryonun veya tiyatro oyununun ne kadar uzun olması gerektiği bellidir. Ustalaştıkça sayfaları saymazsınız artık.. Oysa öykü farklıdır.. Öyküde uzunluğu düşündüğüm zaman Lincoln’ü hatırlar ve rahatlarım.. Bilirim ki öykü “giriş, gelişme ve son bölüm”den ibarettir. Eğer tema, karakterler ve konu üçgenini tam planlamışsam sorun çıkmayacaktır. Dört sayfada sona erecek bir malzemeyle on beş sayfalık öykü yaratamazsınız.. Yapmaya çalışırsanız öykünüz artık planladığınız öykü değildir. Başka bir şeydir… Şişirilmiş, teması yok olmuş veya farklı temaya sahip olan, yeni bir öyküdür bu.. Yeni öykünüzü severseniz sorun yok tabii..

Karakter sayısı da önemlidir.. Kısa bir öyküde çok sayıda karakteri kullanamazsınız.. Onları kontrol etmeniz zorlaşır.. Sonra “öykü kendini yazdı” demeye başlarsınız.. Daha sonra göreceğimiz gibi her edebi tür karakteri farklıdır. Serüven, polisiye, duygusal, anı, kaçma – kovalama, psikolojik vs. vs..

Öykünüzü kısa öykü, uzun öykü, novela ya da roman şeklinde kurgulamak tamamen size bağlıdır. Okuyucunun “nazlı” olduğunu unutmayın lütfen.. Ayrıca bilgisiz ya da bilinçsiz olduğunu da düşünmeyin… Aksine o, sizi seçerek almıştır.. Gerek konusunu bilerek, gerek adını severek.. Her şekilde o “bilen” dir.. Sıradanlığı, boş vermişliği, klişeleri çok iyi bilir. Onu kandıramazsınız.. Kendisine hakaret edildiğini dahi düşünebilir.. Yine aynı sözü söyleyeceğim: Ben kendim için yazarım diyemezsiniz..

Bir başka bilmemiz gereken şey, öykümüzün geçtiğini varsaydığımız mekânları, gerçekten bilmek zorunda olduğumuzdur. Elbette “ütopik” bir yer tanımak mümkün değildir. Ama diyelim tropik bir yer hayal ediyorsanız, tropik yer nasıl olur, görmüş gibi bilmek zorundasınız.. Ya da çöl… Kumuyla, rüzgarıyla, insanıyla..

Farkındaysanız sürekli “tekrar yapıyoruz”.. Bilgiler içselleşinceye, sizin bir parçanız oluncaya kadar böyle olacak.. Sizler de sürekli yazmak, yazmak, yazmak zorundasınız.. Yanı sıra okumak… Başkaları nasıl yazmış görmek.. “Ben olsaydım, şöyle şöyle yazar, şu karakteri atar, cinsiyetini değiştirir, başka bir son oluştururdum” demek.. Ya da “Bir gün ben de böyle yazacağım” diye düşünmek için..

Dersimiz bitmiştir arkadaşlarım.. Bol “okuma”lı ve “yazma”lı günler diliyorum. Kül tablalarını boşaltmayı, bardakları kaldırmayı unutmayın… Bir sonraki derste buluşmak üzere hoşça kalın..

YARARLI KİTAPLAR:

BİNBİR GECE MASALLARI (HERHANGİ BİR BASIM OLABİLİR)
HAMLET, SHAKESPEARE, William.
LANETLİLER ( GROTESK ÖYKÜLER) , OATES, Joyce Carol, T.İŞ BANKASI YAY.
SANAT VE EDEBİYAT, FREUD Sigmund, PAYEL YAYINLARI

Paylaş

Yorum yapın