YAZARLIK DERSLERİ – 4

1

4. Ders

Merhaba !.. Bugün yalnızca iki kişiyiz sınıfta.. Öykü denemesini yazmayan arkadaşlarımız gelmediler.. Şu anda beni okuyan siz ve ben varız.. Başlayalım mı derse? Evet geçen ders “eylem” ve “karakter”den söz etmiştim hatırlarsanız?.. Aklınızda bir konu vardı. Yazamıyordunuz..Yazma sıkıntısı çektiğinizi, çünkü kurguyu “eylem”üzerine mi, “karakter” üzerine mi kurmak açısından karar veremediğinizi açıklamıştım.

Aklınızdaki öykü “bir şeyler yapmaya dayanan bir serüven yazarsam anlam kazanır” düşüncesine uygunsa “eylem” kurgusudur. Eylemde sır, serüven, bilmece, merak, gerilim, sürpriz, beklenti ve “beklenti kırma” motifleri vardır. Karakteriniz elbette önemlidir ama eyleme dayalı öyküde fazla yer kaplamaz. Öykünün sonunda kahramanımız çok fazla değişmez. Bir çok sorunu, cinayeti çözer, dünyayı kötülüklerden kurtarır, adaleti sağlar vs vs. Kurgunun başlangıcında ona yüklediğiniz kişilik özellikleriyle yapar bunu. “Çelişki var” diyor gibisiniz? Hayır, yok… Çünkü siz onu yaratırken, eylem öykünüzü gerçekleştirecek özellikler verdiniz.. Sonradan edineceği değerler değildir bunlar. Belki öykünün başlangıcında farkında olmadığı güçlerdir. (Böyle olmasını siz istediniz zaten..) Kahramanınız 60. kattan düşerken bir şey oldu, “zihin okuma” gücü kazandı… Çünkü size böyle biri gerekiyordu. Eyleminizi gerçekleştirecek kişinin böyle bir yeteneği olmalı idi.. Ki, öykünüz devam etsin, okuyucu “şimdi ne olacak” diye meraklansın. Karakteriniz iyi bir insandı.. Açları doyurmaya çalışan, güçsüzü koruyan, zorbalardan nefret eden, bir sevgilisi olan …… iyi bir kişilik… Öykünün sonunda karakteriniz ölse bile bir değişiklik olmayacaktır. Yani daha iyi bir insan olmamıştır. Yalnızca hepimizin yapmak istediğini yapabilecek bir gücü vardı ve bunu kullanmıştı.

Karakter üzerine kurulu öykü biraz daha zordur.. Ronald B.Tobias buna “zihinsel kurgu” adını veriyor. Burada insan doğasını, insanlar arasındaki ilişkileri bilmek, yaşamı incelemek önemlidir..
Karakterleriniz öykünüzün başlangıcındaki durumda kalmaz, değişime uğrar.. İbsen’in Bebek Evi‘ndeki Noraoyun sonunda artık “çocuk kadın” değil, ayakları yere basan, yetişkin, ne istediğini bilen olgun bir kadındır. “Kapıyı çarpıp” çıktığı anda biz de onunla çıkar gideriz. V.Hugo’nun Sefiller‘inde biz de Jean Valjean‘la birlikte adım adım değişerek ilerleriz.. Her iki örnekte de kahramanlar, öykünün başlangıcındaki insanlar, öykü bittiğinde aynı insanlar değildir.

Bir önceki derste anlatmaya çalıştığım karakter özelliklerini bilmek, böyle bir zihinsel kurguda size yardımcı olacaktır. Karaktere dayalı öyküde, belki geri dönüşlerle çocukluğa, gençliğe dönmek zorunda kalacaksınız. Bir yetişkin kadın ve erkeğin gelişimini bilmiyorsanız eğer, kurgunuz zayıf kalacak, okuyucu “hadi canım sende” diyecektir. Yine Tobias’dan bir örnek vererek açıklamaya çalışayım: Öykünüzün konusu “kürtaj” olsun.. Evli olan ya da olmayan bir çift istenmeyen bir gebelik olayıyla karşı karşıyadır… Çiftlerden biri kürtajı, diğeri doğumu istemektedir. (Cinsiyet önemli değil) Yazar olarak bu iki insanı iyi tanımak zorundasınız. Ayrıcatarafsız olmalısınız… Propaganda yazısı yazmıyorsunuz çünkü.. Neden çatışıyor bu kişiler.. Elbette karakteriniz sizin bu olaya bakışınızla şekillenecek.

Siz kürtaj için ne düşünüyorsunuz? O, doğması gereken bir varlık mıdır? O, üç haftalık hücre yığını mıdır? O, aç insanların, savaşların, kötülüklerin kol gezdiği dünyaya bir kişi daha eklenmesin diyerek yok edilmesi gereken bir şey midir? Kişilerinizin dinsel düşünceleri nelerdir? “Tanrı verir, Tanrı alır” mı? “Her yeni doğan çocuk Tanrı’nın insanlardan umut kesmediğinin işareti” midir?.. Bakınız tek bir soruya ne çok yanıt var.. Okuyucunuz da yine adım adım karakterlerinizle yol alacaktır. Öykünün başlangıcında “hayır” diyenin neden “hayır” dediğini (öykü sonunda fikir değiştirmesini siz öyle kurgulayacaksınız ki), örneğin karakterin çocukluğundan gelen bir travma sonucu, bu kararı neden savunduğunu, sonra neden düşüncesini değiştirdiğini okuyucu anlayacaktır.

Eyleme dayalı öykülerde karakteri de işleyebilirsiniz. (Aksi, kuru bir anlatım olur.) Burada karakterler eylemi desteklemek için vardır… Değişimleri söz konusu değildir.. “Devam filmleri”ni hatırlayın.. Değişim yaşanmadığı için sürekli yeni bölümler yaratılır.

Bu derste sürekli “okuyucu” dediğimin farkındasınız.. Çünkü okuyucu biraz da biz yazarlarız.. Bir çok kişi karşı çıkacak biliyorum ama “ahlâk” dan söz etmek istediğim için okuyucuyu gündeme getirdim.. Kabul etsek de, etmesek de bu kavram geçerliliğini korumaktadır. Tutucu, yasakçı bir kavram değil bu.. Farklı bir şey.. İster dindar, ister ateist, isterseniz pagan olun yazdıklarınızda ahlâk unsuru olacaktır.. Sizi rahatsız eden her şey okuyucunuzu da edecektir.. Kürtaj örneğinde olduğu gibi.. Bulacağınız çözümler size ait görünse de, size öğretilenler doğrultusunda olacaktır..Öykünüzü “kürtaj sonucu ceninlerin beyninden alınan hücreler erkeklerde iktidarsızlığa karşı kullanılacaktır” diye bitirin bakalım..

Ya da siz uçuk bir sonuç bulun ve düşünün… İnsan yaşamına önem veren biri olarak böyle bir şeyi önerebilir misiniz?.. Yine yazacağınız bir öyküde kötülükler yapan birini cezasız bırakabilir misiniz? Birilerini “suç”a teşvik edecek şekilde yazabilir misiniz? Yazdınız diyelim.. Elini-kolunu sallaya sallaya dolaşmasına izin verir misiniz? Sanmıyorum… On yaşımdan beri kitap okurum.. Bir kere “cezasız” kalan eylemle karşılaştım. Yazar kurguyu öyle nakış nakış işlemişti ki kusursuz bir suç yaratmıştı.. Sonunda kendisi de cezalandırma yolunu bulamadı. (Biz okurlar böyle bir durumda “yazar bile bir kulp bulamadı” deriz..)

Yeniden “eylem” kurgusuna dönersek son bir şey daha söylemek istiyorum. Benim anlattığıma bakarak eylem kurgusunun kolay olduğunu düşünmeyin.. İşlek bir beyin, sözcüklerle oynama gücü, sağ gösterip sol vurmayı bilmek gerek.. Jamaica İnn adlı romanda “herkes hancıyı kâtil zannediyordu. Oysa kâtil Alternoon papazıydı..” Eylem kurgusu yapmayı düşünenler bunu unutmasın… A.Christie bu tarzda yazardı. Okurken, öykünün sonuna kadar kâtil olduğunu düşündüğünüz herkes birer birer ölür, hiç ilgisiz (tabii ki değil) biri gerçek suçlu olarak karşımıza çıkar.

Karakter kurgulamasında, yineliyorum, yarattığınız kişileri iyi tanıyın. Öyküdeki değişimlerini adım adım işleyin… Madame Bovary, Anna Karenina yalnızca ihanet öyküleri değil, örnek olabilecek değişim öyküleridir.. Gustave Flaubert “Ben Emma Bovary’im” diyecek kadar yarattığı karakterle iç içedir. Mme Bovary’nin öyküsü, arkasındaki ihanet kurgusundan daha çok ilgimizi çeker. Çünkü bu öykü karaktere dayalı öyküdür.

Burada bitirelim. Anlatacak daha çok şey var.. Öykülemenin can damarlarından biri olan “çatışmalar”dan, karakter oluşturmanın diğer özelliklerinden henüz söz etmedim..

Bugün ders yapmamı sağlayan isimsiz öğrencim, size teşekkür ediyorum.

KİTAPLAR:
OKUMA UĞRAŞI, GÖKTÜRK Akşit, Y.KREDİ YAYINLARI
KONULARIM, DÜRRENMATT, Friedrich, GÜNDOĞAN YAYINLARI
ÜÇ BÜYÜK USTA, ZVEİG Stefan, İŞBANKASI YAYINLARI

Paylaş

1 Yorum

  1. avatar

    yazıdıklarınız bana çok yardımcı oldu. yazarken tıkanıp kalıyordum. bu bilgilerden hareketle deneyeceğim.

Yorum yapın