YAZARLIK DERSLERİ – 11

0

11. Ders

“QUO VADİS DOMİNEE”

Merhaba arkadaşlar…

Sonunda okullar açıldı.. Ömrü boyunca, “öğrenci” olmanın dışında bir yaşam tanımayanlar için sıkıcı ya da zevk verici bir eylem yeniden başladı..Herkese iyi bir öğrenim dönemi geçirmelerini diliyorum. Yaşadıkları ve alıştıkları ortamı değiştirenler için bir “serüven” başlıyor. Yeni bir şehir, yeni bir okul, yeni arkadaşlar yeni bunalımlar ve buhranlar… Tüm bu sayılanlar “serüven”in parçalarıdır. Parçalar bütünleştiğinde yerini “deneyim”e bırakacaktır. Boşa geçtiğini düşündürecek, size “burada ne işim var? “dedirtecek anların, sıklıkla yaşanacağı en az dört yıllık bir serüven.. Yılmayın, pes etmeyin “serüven”i sonuna kadar yaşayıp tadını çıkarın..

Yıllar önce okuduğum bir roman “Quo vadis, Dominee” cümlesinin yer aldığı bir paragrafla bitiyordu. Romanla ilgili fazla bir şey hatırlamıyorum. Yazarını bile.. Oysa bu cümle beynime kazınmıştı: “Nereye gidiyorsun Efendi?” Yaşantımın dönüm noktalarında bu soruyu hep sordum kendime: “Nereye gidiyorsun Ayşegül?” Elbette ki yanıtı, bir sonraki soru döneminde alabiliyordum.. Yaşamadan yanıtını bilemeyeceğim bir soru bu? Romanda Hz.İsa başına gelenlerden yorulmuş, Kudüs’ü terk ederken bir ses duyar, ses ona geri dönüp savaşımına devam etmesini emreder. İsa bu emre uyar.. Roman biter.. Biz sonraki öyküyü biliyoruz. İsa çarmıha gerilir, öğretisi günümüze kadar sürer. İşte o geri dönüş anı “serüven“in başlangıcıdır.

Serüven… ” Sihirli sözcük!.. Eskiler “macera” derlerdi ona.. Bu sözcük 53 yaşındaki kadında bile heyecan uyandırıyor.. Buruk da olsa öyle.. Ve Serüvenciler!.. Onları izlemek nasıl da keyiflidir.. İster El Dorado (Altın Şehir)’ yu aramak için, isterse İthaka‘yı bulmak için veya herhangi bir galakside var olduğu söylenen bir ülke için ya da “Denizler Altında 20 000 Fersah” yol alıp o dünyayı tanımak için yapılsın, serüven hep ilgimizi çekmiştir. Bizim yerimize bir başkası da yaşasa bu serüvenleri, bize ustalıkla aktaran birini bulduğumuzda, sanki serüveni biz yaşamışız, ya da o serüvenin parçasıymış gibi zevk duyarız.. Öylesine zevk duyarız ki, bir başka kitap daha ararız susuzluğumuzu gidersin diye..

Bu kadar uzun bir girişten sonra konuyu anlamışsınızdır: Bugünkü konumuz “Serüven Kurgusu“.. Başlamadan önce bir arkadaşımız çaylarımızı hazırlarsa iyi olur. Sıcak çay lütfen. Ankara’mız soğudu artık.. Eveeet.. “Dumanaltı” olmamak için sigaralarımızı teker teker içiyoruz.

Serüven Kurgusu eyleme dayalı bir kurgudur ve “Araştırma Kurgusu” ile çok sık karıştırılır. Hatırlayacaksınız Araştırma Kurgusu karakter kurgusu idi.. Eylemden çok, “karakterin değişimi” önemliydi. Serüven Kurgusu’nda ise “eylem” ön plandadır. Okuru eylem ilgilendirir. Roman boyunca eylemin gerçekleşmesini bekler. Gerçekleşme ise bir yolculuktur. Seçtiğiniz türe göre şekillenir.. Yaşanan tek bir olay yoktur. Peş peşe olaylar yer alır.. Tümü hedefe yönelen olaylardır. Adım adım.. “Hollywood’un en sevdiği kurgu” diyor Tobias… Bu kurgu sayesinde “devam filmleri” veya dizi filmler çekilebilmektedir. Yaşlanmayan, ölmeyen, tek bir aşkla yetinmeyen kahramanlar, böyle bir kurgunun temel taşı olabiliyor. (Çizgi filmler ve romanlar dahil) Hele fantastik-bilim kurgu işliyorsak yazarın işi daha kolaydır. Bir önceki bölümde ölen kahramanın saç telinden dahi, onu yaşama döndürmenin yolunu bulup başka bir serüvene yollayabiliriz. Ya da kahramanımız ölmemiştir, onu öldü sanıyorlardır. Akla uygun bir yol bulup, serüvenini devam ettiririz. Çünkü burada karakter değil, eylem önemlidir.

Serüven merakımız masallarla başlar, romanlarla devam eder.. (Romanı filmler izler.) Soluk soluğa anlatıcıyı dinleriz.. Bilmediğimiz ülkeler, Kaf Dağı’nın ardındaki hazineler, garip yaratıklar, bir dudağı yerde bir dudağı gökte dev analar, lambadan çıkan cinler vs. vs. İşte bir -iki masal:

“Keloğlan bir gün babasıyla tarlaya gitmiş.. Babası yanlarında getirdikleri azık torbasını bir ağacın altına bırakmış ve “Kel oğlum, keleş oğlum. Acıkırsan ekmeğin yarısını ye. Susadığında suyun yarısını iç. Hepsini bitirme..” demiş.. Baba çalışmaya başlamış, Keloğlan da kendi kendine oralarda oyalanıyormuş. Acıktığında ekmeğin tamamını yemiş, susadığında suyun hepsini içmiş. Sonra oyuna devam etmiş.. Baba susamış, testiyi kafasına dikmiş boş.. Biraz ekmek yemeyi düşünmüş, bohça boş.. Çok öfkelenmiş yerden aldığı bir keseği oğluna fırlatmış. “Git, bir daha da dönme” demiş.. Keloğlan’ın ödü kopmuş babasından, oradan fırtına gibi uzaklaşmış.. Böylece uzun zaman sürecek bir serüven başlamış. Kaçışının ilk gecesi, ikiye ayrılan bir dağ, dağa giren kırk deve ve kırk derviş görmüş.. Dağın içine girmeyi üçüncü gece başarabilmiş. Orada, avucunda altın bilezikler, ağlayan genç bir prensle karşılaşıp öyküsünü dinlemiş. Birkaç gün kimseye görünmeden orada kalmayı başarmış. Sonra dervişler onu fark edince, tehdit ederek dağın dışına atmışlar. Keloğlan yola devam etmiş.. Bu arada bir prensesin öyküsü, yan öykü olarak masala girer. Prenses, balkonda bıraktığı bilezikleri çalan bir güvercini merak etmekteymiş. Merakı giderilmeyince hasta olup yataklara düşmüş. Sonra bir hamam yaptırıp kasaya oturmuş prenses. Herkes bir “öykü” karşılığı hamamda yıkanabilirmiş. Keloğlan tahmin edeceğiniz gibi hamama gelir, öyküsünü anlatır. Prenses çok etkilenir. Dağın yerini söylemesi karşılığında hamamı Keloğlana verir. Bizim keleş oğlan prensesi dağa götürür. Keloğlan anasını babasını yanına alır, mutlu-mesut yaşamına devam eder. (Sonrası Prenses’in öyküsüdür. Ki onun öyküsü de bir “serüven kurgusudur..)

İkinci masalımız Kahraman Kara Mustafa ile ilgili: Kara Mustafa tembelliğiyle tanınan işe yaramaz bir çocukmuş. Bu da yetmezmiş gibi, korkakmış ta.. Onun korkmadığı hiçbir şey yokmuş. Tuvalete bile annesi götürürmüş. Bir gün yine çamaşır yıkamakta olan anasına “beni helaya götür ana” demiş.. Anası da çok işi olduğunu orada bir yere yapmasını söylemiş, Mustafa da yapmış.. İşi bittikten sonra yaptığına bakmış ki ne görsün, pisliğinin üstünde yüzlerce kara sinek.. Elini savurup avucuna kapamış bir kısım sineği, saymış altmış tane.. Bir şaplak vurmuş pisliğinin üstüne, yapışıp kalanları saymış: Yetmiş tane… Çok hoşuna gitmiş yaptığı.. ” Vay be.. Almada altmış, vurmada yetmiş… Ben bir kahramanım.” demiş.. Bir kılıç yaptırıp üstüne “Almada altmış, vurmada yetmiş can helâk etmiş, Kahraman Kara Mustafa” diye yazdırmış. Bu kez insanlar onun afra-tafrasından el aman demişler.. Çalışmayıp ortalıkta kafa şişirip duruyormuş. Bir gün anası çok öfkelenip “senin boş boş gezmenden usandım, git buradan. Biraz para kazanıp adam olmadan gelme buraya” demiş. Bir çok serüvenden sonra, (klişe öykülerle) bir prensesi kurtarmış, o ülkeye kral olmuş, anasını babasını rahat ettirmiş..

Bir masal daha… Bir kralın yedi kızı varmış.. Kral deliler gibi bir oğlu olsun istermiş ve kraliçe yine hamileymiş. Kral “bu da kız olursa seni de onu da öldürtürüm” demiş. Tahmin ettiğiniz gibi bir kızı daha olmuş. Korkularından oğlan oldu demişler. Kral kırk gün – kırk gece süren eğlenceler düzenletmiş, hapishanedeki tutukluları özgür bırakmış, fakirleri doyurmuş yeni doğan çocuğun şerefine.. Kız çocuğu erkek giysileri içinde, bir prensin alacağı eğitimleri alarak büyümüş, sünnet zamanı gelmiş. Herkeste bir telaş.. Birkaç yıl oyalamışlar kralı.. Ama kaçacak yer, uyduracak özür kalmayınca anası çocuğuna ortadan kaybolmasını söylemiş. “Gidersen sen de sağ kalırsın, ben de sağ kalırım.. ” demiş. Ve prenses yollara düşmüş… Türlü serüvenler yaşamış. Bunlardan birinde bir ejderha ile savaşmış ve onu öldürmüş. Ejderha son nefesini verirken “erkek isen kadın, kadın isen erkek ol” diye lanetlemiş bizim Prensesi ( Toplumsal Gender nasıl oluşuyor, gördünüz mü? ) Prenses – af edersiniz – prens evine dönerken yanında bir prenses ve bir ülkenin yarısı varmış.

Örnekler çoğaltılabilir. Ortak noktayı göstermek için anlattım bu masalları: Kahraman yaşadığı evden, toplumdan uzaklaştırılır. Kendiliğinden yapmaz bunu. Gerçek yaşama uygularsak daha gerçekçi nedenler bulunur. Ailesini geçindiremeyip hazine aramaya gider.. Haksızlığa uğrar. İşlemediği bir suçun cezasını çekmek istemez, güçlü olacak ve dönüp intikamını alacaktır. Zihninizden okuduğunuz serüven öykülerini geçirin.. Hepsi böyle başlar: Zorlayıcı bir neden. Bu, bir emir de olabilir. “Git ve şu işi hallet: Dünyayı kurtar, kötü lideri öldür, tehlikeli silahı etkisiz duruma getir, açıklanması güç bir gizemi ortaya çıkar, laneti yok et, ülkemizin insanlarına uygun yeni bir yer bul.” Roswell‘i anımsayın. Dört genç tasasız bir yaşam sürerken, aslında kimliklerinin ve doğuşlarının farklı olduğunu öğrenince serüvenleri başlar. Burada zorlayıcı neden yaşama güdüsüdür. Yok olmamaları, kurtulabilmeleri ancak geri dönüş yolunu bulmaları ile mümkündür. Gezegenlerine dönüş yolunu bulup, sorun ne ise ( henüz öğrenemedik), onu halletmeleri gerekmektedir. Biz adım adım onların dönüş çabalarını, kendilerini incelemek isteyen pek de iyi niyetli olmayan dünyalılarla savaşımlarımı izleriz.

Kahramanlarınızın oraya buraya amaçsızsa savrulmalarını önleyin” der Tobias..Yani, her serüven parçasının bir anlamı olmalı ve diğer serüvene basamak olmalıdır. Keloğlan’ın dağı bulması Prens’in öyküsünü öğrenmek içindir. Prenses’in hamam yaptırması, Keloğlan’ın ilk macerada öğrendiklerini aktarmak içindir. Aksi taktirde olaylar örgüsü bağlanamaz, Prens ve Prenses karşılaşamazdı. Keloğlan başka türlü bir “oğul”un yapması gerekeni yapamazdı. Para kazanmalı ve ana babasını rahat ettirmeliydi..

Beni izleyebiliyor musunuz? Evden ayrılış için zorlayıcı bir neden.. Önce bunu bulmalısınız.. Daima bir dönüş vardır. Soru burada sorulur. Karakter kendinden isteneni yapacak ve eve dönecek midir?Serüven Kurgusu’nda istenen aradaki bu yolculuktur. Karakterlerin psikolojik özellikleri değişmez. Dirk Pitt her serüvende aynı kişidir. Roswell‘in gençleri yalnızca biraz daha büyürler. Kişilik özelliklerine fazla bir şey eklenmez. (Max’teki değişiklik lider olması kesinleşince, liderlik özelliği verilmesindendir. Zaten gizli de olsa diğerlerini yönettiğini, kararları onun verdiğini biliyoruz.) Dr. Kimble, serüveninin başladığı anda nasıl bir kişiliğe sahipse, öyküsünün sonunda da aynı kişidir. “Kaçar, kaçar” ama değişip farklı biri olmaz. Hedefi gerçek katili bulmak, adını temizlemek, peşindeki Komiser Gerard‘dan kurtulmak ve sağ kalmaktır. Robinson Crusoe para kazanmak için yola çıkmıştır vs. vs.

Birinci Aşama budur: Zorlayıcı bir neden. Yine bir roman örneği üzerinden gidelim:

” 1.Paylaşım Savaşı’nda İngiltere, Amerika’dan karşılığında Kanada’yı vererek kredi alır. Bir anlaşma düzenlenmiş fakat anlaşma belgeleri kaybolmuştur. Bir rastlantı sonucu belgenin varlığı öğrenilir. Amerika Kanada’ya sahip olmak için belgeleri bulmak ister. Bu zor işi ancak Dirk Pitt başarabilir. Pitt, kısacaNUMA denilen su araştırmaları örgütünde Amiral Sandecker’in emrinde çalışan biridir ve halledemediği iş yoktur. ABD başkanı, amirale, Amiral de Pitt’e emir verir: İki kopya olan belgeler biri deniz, diğeri tren kazasında kaybolmuştur. Varlığı bile kuşkuludur.Pitt belgeleri bulup, Amerika’nın Kanada’ya sahip olmasını sağlamalıdır. Ülkenin onuru ve geleceği buna bağlıdır. Çünkü ABD kullandığı elektriğin büyük bir bölümünü Kanada’dan almakta, Kanada bunu tehdit unsuru olarak kullanmaktadır. Ayrıca Kanada yakınlarında Pitt’in ekibi zengin bir petrol yatağı bulmuştur. ABD’nin bunu kullanabilmesi ve Ortadoğu’ya olan petrol bağımlılığından kurtulabilmesi ancak, Kanada ABD toprağı olursa mümkündür. Pitt emri alır. “Yolculuk ” başlar.

Romanın giriş bölümü 201 sayfadır. Olaylar, kişiler ve mekânlar hakkında bilgi ediniriz. Verilen bilgiler net ve açık bilgiler değil, entrika -esrar ve ikilemlerle doludur. Merak unsuru gelişir. Pitt’in bilgisi de neredeyse bizim bilgilerimize eşittir: a) İngiltere sorumlusunu taşıyan gemi nehirden limana çıkamadan bir balıkçı teknesiyle çarpışmış ve batmıştır. b) Amerika sorumlusunun bindiği tren, yolu üzerinde bulunan köprünün çökmesiyle nehir sularına gömülmüştür. Ve emir verilir: Git, bul..

İkinci Aşama: 201 sayfa boyunca dağınık olarak verilen kişiler ve olaylar, Olaylar Örgüsü’ne bağlanır. Bir kaç pürüz giderilir. Yeni merak unsurları devreye girer. İngiltere olayı öğrenmiş, araştırmaya başlamıştır. Kanada’yı kaybetmesi, kendine bağlı diğer ülkeleri de kaybetmesine neden olacaktır. Pitt’i engelleyecek bir ajan yollanır: Brian Shaw. Birinci ve İkinci aşamalarda uğruna savaşılan Kanada ile ilgili bilgiler de verilir. Kanada bölünmek üzeredir. Oradaki çalkantı yan öykü olarak kurguya eklenir. 1914 yılında anlaşmayı taşıyan trenin aynı zamanda Amerikan Hükümeti’ne ait yüklü miktarda altını taşımakta olduğu ortaya çıkar. Pitt ekibini ikiye ayırmıştır. Bir kısmı gemi enkazını bulmaya çalışırken diğeri tren kazasının olduğu bölgede çalışır. Elde edilen her bilgi araştırmanın önemini daha da arttırmaktadır. Uğradığı başarısızlıklar Pitt’den başka herkesi “vaz geçme noktası” na getirmiştir. Pitt inat eder. İngilizler’in ve Kanada’lıların tüm engellemelerine karşın gemi enkazına girilmiş belge bulunmuştur. Sonuç hayal kırıklığıdır. Belge, taşıyanların aldığı tüm koruma önlemlerine rağmen sudan etkilenmiş, okunamaz haldedir. Umut, trendeki belgededir.

Üçüncü Aşama: Pitt öfkelenmiştir. Ne pahasına olursa olsun belgeyi bulacaktır. Süre azalmış, zamana karşı yarış da, kurguya girmiştir. Yazarın açtığı çemberler bir bir kapanmaya başlar. Tren, aradıkları nehirde değildir ve hiçbir zaman kazanın olduğu köprüye ulaşamamıştır. Çünkü bir soygun planlanmış, plan gereği tren, bir tali hatta sokularak kaçırılmıştır. Nehir üzerindeki köprü takipçileri yanıltmak için uçurulmuştur. Pitt bilgi parçalarını bir araya getirerek bu sonuca ulaşır. Araştırmalarını bu yolu bulmaya yoğunlaştırır. Başkan vaz geçse de Pitt vaz geçmeyecektir. Tabii, İngilizler de.. Trenin gizlendiği kireç ocağı bulunur. Girişler kapalıdır. Kireç ocağı su doludur. Pitt romana adını veren kör dalışı yaparak ( Sualtı mağaralarına giriş terimi) treni bulur. İngiliz ajanı da girişi bulmayı başarmıştır. Pitt onu yener, anlaşmayı ve altınları ele geçirir. Başkan Kanada’da toplantıyı bitirmek üzereyken Pitt belgeyi başkana ulaştırır. Mutlu son.

Serüven Kurgusu böyle işte. Tobias “Eğer bu kurguyu kullanacaksanız ev ödevinizi iyi çalışmalısınız. Başarınızın büyük bölümü inandırıcı olmanıza dayandığından ya olayları ve bunları geçtiği mekânları iyi bilmelisiniz; ya da hikayenize gerçeklik katmak için o ayrıntıları öğrenmek üzere kütüphaneye gitmelisiniz. Okuru inandıran, ayrıntılardır, sadece mekân adlarını bilmek değil, mekânın özünü oluşturan küçük ayrıntılar. Kendinizi mekâna iyice yerleştirin. Bol bol ayrıntı verin. Neye ihtiyacınız olacağını ihtiyaç anına kadar bilemeyeceğiniz için çok dikkatli notlar alın. Ayrıntı olmadan ancak genel bir taslak verebilirsiniz ki, bu da inandırıcı olmaz. Ayrıntılar konusunda kestirmeye kaçamazsınız.” diyor.

Anlattığım roman özetinde bu ayrıntılar ustaca işlenmiş. Gerek olayların geçtiği yerler, gerekse sualtı ve su üstü araçları, uçaklar, arabalar hepsi ustaca anlatılmış. Tobias’ın Kontrol Listesi‘ne geçebiliriz artık.

  • Hikayenin odak noktası yolculuğu yapan kişiden çok, yolculuğun kendisi olmalıdır.
  • Hikayenizde dünyaya, yeni ve garip yer – olaylara bir açılış olmalıdır.
  • Kahraman servet aramak için yola çıkmalıdır; servet asla evde bulunmaz.
  • Serüvene başlamak için bir şey ya da biri, kahramanınızı motive etmelidir.
  • Her peredeki olaylar kahramanınızı başlangıçta motive eden aynı neden – sonuç ilişkisi dizilerine dayanmalıdır.
  • Kahramanınızın hikayenin sonunda anlamlı bir değişim geçirmesi gerekli değildir.
  • Serüvenlerde genellikle aşka da yer verilir.( Özette yer almıyor ama bu romanda da aşka yer verilmiştir. Brian Shaw ve Pitt’in ekibindeki tek kadın olan Binbaşı Milligan arasındaki aşk.)
  • Her zaman yaptığımız gibi burayı toparlayıp, öyle çıkıyoruz. Beni dinlediğiniz için teşekkürler.

    ALINTI : Tobias’ın Roman Yazma Sanatı adlı kitabı..

    ÖZET : Kör Dalış, CUSSLER Clive , 1981, Altın Kitaplar

    Paylaş

    Yorum yapın