YAZARLIK DERSLERİ – 10

0

10. Ders

“Selam da söylen Mahmut’uma,
Sandığımı sepetimi satarım aman..
Beş bini on bin yaparım aman..
Çıkarırım onu zindandan, zindandan..”

( Bir Halk Türküsü)

Merhaba Arkadaşlar!. Hoş geldiniz..
Kucaklaşmalarınız, özlem gidermeniz bittiyse derse başlayalım mı? Evet, yaz bitti. En azından Ankara için.. Ankara’nın en güzel mevsimi sonbahar, sonunda geldi.. Başka kentlerin aksine aşk mevsimi sonbahardır burada.. Dökülen atkestaneleri yapraklarının konfeti gibi indiği caddeler, kente ilk kez gelenleri de heyecanlandırır ve aşka davet eder.. Şarkılar başka türlü söylenir, şiirler başka türlü okunur. Sonra aşkın yarattığı acılar, incinmeler.. Bir bakılır, sonbahar yine gelmiş ve aşk tahtına yeniden oturmuştur. Eskiler biraz hüzünlü, yeniler şevk dolu, aşkın yolunu beklerler. Ankara’dan ayrılmak zorunda kalanlar, onu hiç unutamaz, sevgiyle söz ederler ondan:
“Sevişenlerin cenneti mi Gazi Çiftliği?
Aşıklar el ele dolaşıyorlar mı Çankaya’da?
Aşk yine her şeyden güzel mi Ankara’da?”

Böyle romantik bir girişten sonra konumuza başlayabiliriz.. Bugün temel kurgulardan “fedakârlık” kurgulamasına bakacağız. Bir çok fedakârlık türü olmasına karşın, karşımıza en çok aşk için yapılanların anlatımı çıkar. Aşkın sınanması fedakârlıkla sarmalanır ya da tersi olur.. Edebiyata yansıyan örneklerde bu duygunun kadınlara yüklendiğini ve onlardan beklendiğini görürüz.. (Bir başka güçlü fedâkârlık duygusu “vatan” üzerinedir.. Bunun örneklerinde de karakter çoğunlukla erkektir.) Çoğu aşk romanında fedâkârlık kadına yüklenir. Tabii yine masallarla başlar her şey, deniz kızının öyküsünü hatırlayın. Sevdiği erkekle beraber olabilmek için çektiği acıyı.. Sonrasını mitoloji tamamlar ve iki yüz yıldır da romanlar sürdürür bu geleneği.. (Sinemayı unutmayalım)

Sözlükte “fedâ” sözcüğü, “bir amaç uğrunda bir değer veya varlıktan vazgeçme, uğruna verme” olarak açıklanır: Aşk uğruna, vatan uğruna, çocuk uğruna, insanlık uğruna vs. vs.. Fedâkârlık ise “özveri” olarak günümüz Türkçesi’nde kullanılır.

Kurgu tekniği olarak baktığımızda bu kurgunun da aşk kurgusu gibi karakter odaklı olduğunu görürüz. Eylemin kendisi bir görüntüdür. Asıl olan, değişimi geçiren karakterdir. Bir anda oluveren değişimlerden söz etmiyorum. Çocuğuna araba çarpacakken onu kurtarmaya çalışan annenin yaptığı eylem, anlık eylemdir, reflekstir. Oysa aynı anneye – babaya, çocuğunu kurtarmak için, yanlış bir iş yaptırmak, kabul ettirmek, anlatmaya çalıştığım “fedakârlık”tır. Düşünerek, tartarak, eylemi gerçekleştirmek.. Karakterimiz bencil, olumsuz, kendi havasında biri olabilir. Bir gün “kırılma noktası” yaşar ve bir karar vermek zorunda kalır. Yine de bunu “pat” diye yapmaz.. Yavaş yavaş, bizi inandırarak yapar…

Tobias’ımızın önerisini okuyalım: “Bir karakteri geliştirirken, onun motivasyonunu unutmayın. İnsanlar her şeyi bir nedenle yaparlar ve biz dünyayı insanların herhangi bir beklentileri olmadan vermeyi sevdikleri bir yer olarak düşünürsek de, kişisel deneyimlerimizden bunun pek seyrek olarak böyle olduğunu biliriz. Hepimizin bir nedeni vardır. Bu nedenler kimi zaman yüce gönüllüdür, kimi zaman değildir. Eğer bir karakteriniz, kurgunun önemli bir noktası olarak bir fedâkârlık yapacaksa, kendinizi o karaktere bağlamışsınız demektir. Bu da karakterin temel doğasını ve o tür fedâkârlığı yapacağını anlamanızı gerektirir. Şapkanızdan tavşan çıkarıp durmayın. Eylem çizgisini, karakterinizin düşünce çizgisi aracılığı ile gösterin” (1)

Antigone‘yi okudunuz, ya da seyrettiniz mi? Antigone dinsel inançları ve kardeşlerine olan sevgisi yüzünden hükümdar olan dayısı ile çatışmaya girer. Bu uğurda canını vermekten çekinmez. Aynı şekilde hükümdar da düşüncesinde ısrar eder. “Yeni bir dönem başlamaktadır. Artık dinsel kurallar değil, dünyasal kurallar geçerlidir” diye düşünür. Her iki karakter inançlarını sonuna kadar savunur. Antigonecanını, Hükümdar karısını ve oğlunu kaybeder bu uğurda.. Karakterlerin vaz geçmek, geri dönmek gibi şansları varken yaparlar bunu.Ve eylemlerine bizi de inandırırlar.

Tobias’a bakalım yine: “Karakteriniz büyük oynamalıdır. Aksi taktirde okurun ilgisini çekemezsiniz. İlle de aşırıya kaçıp yaşamı tehlikeye atmanız gerekmez. Ama kozlar da gerek kahramanınız, gerekse yakınındaki diğer karakterler için anlamlı düzeyde olmalıdır. Önemsiz insanlar ve olaylar genelde önemsiz öyküler oluştururlar. En azından bir insanın kaderi söz konusu olmalıdır. Bu kader, bir yaşam – ölüm sorunu olabilir, ya da kahramanı gelecekte etkileyecek özsaygısının veya psikolojik değişiklik anlamında figüratif olabilir. Fedâkârlık hakkında bir öyküde vereceğiniz o şey epey pahalıya mal olmalıdır. Bu belki kişisel güvenlik, belki aşk, belki de yaşamın kendisidir.” (2)

Medeia, Iason’la olabilmek için kardeşini parçalayıp etrafa saçtığında bunu aşk için yapmıştı.. Bu eylemiyle karındaşını yok etmiş, anaerkil kuralları çiğnemiş, kendi toplumunun lanetini üstlenmiştir.Kamelyalı Kadın sevdiği erkekten, O’nun için – mutlu bir ailesi ve geleceği olması için – vaz geçer. Taras Bulba, sevdiği kadın için yurduna ihanet eden oğlunu bağışlamaz ve öldürür. Oğul, kararını düşünerek vermiştir. Taras Bulba da inandığı değerler için oğlunu fedâ eder. Alkestis, tanrılarla ters düşen kocasını kurtarmak için yerine ölmeyi kabul eder. Halk türküsünde “adı olmayan” bir kadın, kendisi için çok önemli olan sandığını – sepetini kocası Mahmut’un kumar borcu için satmayı ve hapisten kurtarmayı üstlenir. (Alkestis ve bu türküde aynı özveri anne ve babalardan istenirse de onlar kabul etmezler. )

Sevgili arkadaşlarım, gözlerinizdeki anlamayan bakışların değiştiğini görüyorum. Şimdi böyle bir kurguyu örnek üzerinden inceleyelim. Tobias Casablanca‘yı örnek olarak vermiş. (Ona katılmıyorum. Casablanca güzel bir aşk öyküsüdür ama fedâkârlık kurgusuna iyi bir örnek değildir bence..) Ben, tanınmamış bir yazarın yıllar önce okuduğum bir eserini masaya yatıracağım: Thomas Randall‘ın Dinleyen Gözler adlı eseri..

1. AŞAMA: Kahramanlar, mekân, zaman ve küçük çatışmaların yer aldığı başlangıç bölümüdür. Karakterleri tanırız. Sıradan kişiler gibidir onlar. Bizim gibi üzüntüleri, sevinçleri, kaygıları olan insanlar. Sevdikleri ya da sevmedikleri işleri, arkadaşları kısaca, sıradan bir yaşamları vardır onların. Okurun ilgisini çekecek noktalar bu bölümde yer alır. Merakla izleriz.

İsabel otuz yaşlarında çevresinde “kız kurusu” olarak görülen, oldukça güzel bir kadındır. Evlenmeye niyeti yoktur ama baskıya dayanamayıp, evlenecek birini arar. Carney çıkar karşısına. Carney Kuzey Kutbu’na yakın bir adada yaşamaktadır. Orada yaşam zordur. Carney telsizcidir ve adadaki telsiz istasyonunun yöneticisidir. Orada yaşayan insan sayısı azdır ve birkaç ayda bir uğrayan gemiden başka dış dünya ile bağlantı yoktur. Bir de telsiz. İsabel, Carney’le evlenip adaya gider. Kısa sürede ayakları suya erer. Kent yaşamına alışmış biri için sonsuz sıkıcı, bitmeyen günler.. Konuşabileceği yalnızca Carney vardır. Ama o da ilk evlendiği günlerdeki erkek değildir sanki. İsabel’den uzaklaşmış, yabancı biri olmuştur. İsabel adadan kurtulma çareleri arar. Adadaki yetkili ikinci kişi Skane’dir. Carney gibi yoğun duygularla adaya bağlı olmadığından çekip gitmekten söz etmektedir. O yalıtılmış ada ortamında ikisi arasında yakınlık başlar. Carney’in soğuk ve uzak tutumu bu yakınlaşmayı arttırır.

2. AŞAMA : Karakterin – karakterlerin açılımı.. Onları fedâkârlığa iten nedir? Karakter, kolay çözümü olmayan ahlâki bir ikilemle karşı karşıya kalmalıdır. “Kolay yol” istenen yol mudur? Siz bunları bilmezseniz, okuyucuya aktaramazsınız. Karakterinizin ödeyeceği bir bedel olmalıdır. Bu kurguda “doğru olanı yapmak, çoğunlukla ağır bir bedelle olur.” (3)

İsabel kaza sonucu ağır yaralanır. Ada reviri tedavi için yeterli değildir. Telsizle, adaya en yakın gemi çağrılır ve İsabel Kanada’ya yollanır. Carney onunla gitmez.

Bu aşamada Carney’i, İsabel’i yeni yüzleriyle tanırız. İki sessiz düşman gibi birbirlerini yoklayıp dururlar. Skane’le olan kısa macerasına karşın İsabel, Carney’i sevmektedir. Onun uzak duruşu cesaretini kırmış, işi oluruna bırakmıştır. Gemi adadan ayrılırken, İsabel geçmişi arkasında bıraktığına inanır. Carney onun dönmemek üzere gittiğini bilmekte ama İsabel’in adadan ayrılırsa daha mutlu olacağına inanmaktadır. Bedeli İsabel’siz bir yaşamsa, buna katlanmaya hazırdır.

3. AŞAMA: Dozunun iyi ayarlanması gereken nokta bu aşamada yer alır. İpin ucunu kaçırıp vıcık – vıcık sahneler yaratabilirsiniz.. Çok dikkatli olun.. Karakterleriniz eylemlerine sahip olmalı, bizi de inandırmalıdır. Böyle olmasını onlar istememiş, olaylar, kader adına ne derseniz deyin, bir güç onları bu fedâkârlığa zorlamıştır.

İsabel’in iyileşmesi yaklaşık bir yıl sürer. İyileşme döneminde geçmişle hesaplaşır. İçinde yaşarken kendisine uzak olan ada, yakınlaşmış, düşüncelerine egemen olmuştur. Adada yaşarken can sıkıntısını gidermek için Skane’den telsizi ve diğer araçları kullanmayı öğrenmiş, kendisiyle alay eder korkusuyla, Carney’den bu bilgiyi saklamıştır. Telsiz başında geçirdiği saatleri sevgiyle anar. Carney’den gelen tek haber, bir mektupla olur. Ayrılık önerisi vardır, mektupta.. Carney mutlu olmasını, hayatını yaşamasını yazmıştır.

Bir yıl sonra Skane İsabel’i arayıp bulur. Evlenmek istediğini, onu unutamadığını söyler. İsabel reddeder. Skane onun Carney’i sevdiğini anlar, öfkelenir. Ve Carney’in sırrını açıklar. Carney geçmişte Hindistan’a gitmiş, orada trahoma yakalanmıştır. Daha sonra adada yaşadığı ortam hastalığını ilerletmiştir. Gerçeği yalnızca Skane bilmektedir ve o da söylemeyeceğine yemin etmiştir. İsabel asıl kör olanın kendisi olduğunu anlamıştır. Adaya, Carney’e dönecektir. Skane ona engel olmaya çalışır. İsabel kararlıdır, adaya dönecek ve Carney’in dinleyen gözleri olarak ona yardım edecektir. Sonsuza kadar uzanan ada yaşamına, kumlara, insansızlık ve çıldırtan rüzgara katlanacaktır. Carney bunların hepsine değerdir çünkü..

Evet arkadaşlar. Bu kez aşkla sarmalanmış bir romanı inceledik. Bu kurguyu “aşk kurgusu” ile karıştırmayın.

Sıra Tobias’ın altın kurallarında:

  • Fedâkârlık büyük bir kişisel bedel karşılığında olmalıdır; kahramanınız fiziki veya ruhsal, büyük kozlarla oynamaktadır.
  • Kahramanınız hikaye boyunca büyük bir değişim geçirmeli, düşük bir ahlâk düzeyinden daha yüksek bir düzeye geçmelidir.
  • Olaylar kahramanın kararını zorlamalıdır.
  • Okurun fedâkârlık yapma yolundaki ilerlemesini anlaması için yeterli bir karakter temeli hazırlamayı unutmayın.
  • Bütün olayların baş karakterinizin yansıması olması gerektiğini unutmayın. Olaylar, karakteri sınayıp, geliştirirler.
  • Okurun neden fedâkârlık yaptığını anlaması için kahramanınızın motivasyonunu açıkça ortaya koyun.
  • Karakterin düşünce çizgisi aracılıyla eylem çizgisini gösterin.
  • Hikâyenizin ortasında güçlü bir ahlâki ikilem bulunmalıdır.
  • Zamanımız doldu yine.. Lütfen ortalığı toplamayı unutmayın. Beni dinlediğiniz ve derse katıldığınız için teşekkür ederim.

    Bir sonraki derste görüşmek üzere esen kalın.

    Paylaş

    Yorum yapın