XAR’IN GEZEGENİ

3
Bu hikâye ilk olarak Kayıp Dünya’nın önceli bilimkurgu.cjb.net’te yayınlanmıştır.

Bazen hata mı yaptım diye düşünüyorum.
Onları bırakmak hatamıydı?.. Bilmiyorum !

Size de anlatayım. Bu aslında eski bir hikaye. Ama tüm hayatımı değiştirdi.. Beni de!

Yıllar -hatta yüzyıllar- önce doğdum ve normal bir gençlik dönemi geçirdim. Herkes gibi bir iş buldum ve çalıştım. Çalışkan bir demirci ve iyi bir babaydım. Ama herşey 30 yaşına bastığım gece oldu.

O geceyi çok iyi hatırlıyorum, şaşılacak şey. Ocağı söndürüp dükkanı kapadım ve atıma atlayıp evimin yolunu tuttum. Tam hatırlamıyorum ama neşeli bir şarkı çalıyordum ıslığımla. Açık ve aysız bir geceydi. Sanki yıldızlar daha bir yakındı o gece. Çocukluğumdan beri yıldızları sevmişimdir. O gece yola değil yukarı bakmaktan boynum ağrımıştı. Henüz yolu yarılamamıştım ama evin ışığını görebiliyordum.

Evim bir tepenin tam üstündeydi. Yolda sadece atımın ayak sesleri vardı. Hayır hayır, sonra buna bir ses daha eklenmişti, hatırladım şimdi. Attan da bu yüzden inmiştim zaten. Yolun iki tarafı ağaçlıklıydı ve solumdan tuhaf sesler duymuştum. Bu sesler ağaç hışırtısı veya hayvan sesi gibi değildi. Farklı bişeydi, sanki, sanki şarkı gibi. Birisi bir şarkı mırıldanıyordu ama çok ince bir sesle, çocuk sesi gibi.

Seslendiğim zaman ses kesildi “Kim var orda?” Fazla üstelememeye karar verdim. Arkamı döndüğümde at yoktu ortada. Sağa sola baktım ama hayır, gitmişti. Ses duymadığım için yolun sağındaki ağaçların arasında bişeyler atıştırdığını düşündüm ve o tarafa doğru yürüdüm. Zaten her şey o zaman oldu. Çok büyük bir parlaklık gördüm, sanki gündüz olmuş gibiydi, çok parlaktı. Ve peşinden karanlık geldi…

* * *

Gözlerimi açamıyordum ama çevremde harika bir koku vardı. Sandığınız gibi bu bir yemek veya parfüm kokusu değildi bu. Çok değişik, içinize rahatlık veren birşeydi.

Tek gözümü zar zor açtığımda başımda bir kadın bekliyordu. Çok güzel bir yüzü ve çok tuhaf giysileri vardı. Giysileri siyahtı, simsiyah. bu giysiler içinde yüzü ay gibi parlıyordu ve bana gülümsediğini gördüm. “Merhaba.” Bu ses sanki dünyanın en güzel sesi gibiydi. Büyülenmiştim. Sesim titreyerek ben de “Merhaba.” diyebildim.

– Bana n’ooldu?
– Korkacak bişey yok, Burada hepimiz dostunuz.
– Kulakların, kulakların sivri senin.
– Evet,
– Peki burası neresi?
– Biraz sabır. Burası senin yeni evin, tabii eğer istersen.
– Ama benim zaten bir evim var. Siz kimsiniz?
– Adım Xar

O an farkettiğim birşey beni dehşete düşürdü. Bu kadın konuşmuyordu. En azından bizim bildiğimiz gibi konuşmuyordu. Ağzını hiç kıpırdatmıyor sadece gözlerimin içine bakıyordu. Bende. aman allahım, ben de hiç ağzımı açmamıştım.

– Korkacak bişey yok, bu normal.
– Nasıl? (bu sefer ağzımdan çıkmıştı sesim) Nasıl yapıyorsun?
– Sen nasıl yapıyorsan. Böylesi daha dürüst ve ve hızlı, sen de göreceksin…

Sonraki birkaç günümü Xar’la geçirdim bana burayı anlattı insanları, hayatı, yeni şeyleri kısaca. Burası bizim dünyamızdan biraz uzakmış. Onun uzun kulaklı halkı da buraya göçlerinden beri dünyada görünmemiş. Yani başka bir gezegen. Bunu söylediğinde gülmekten ölecektim. Şaka yapıyor sanmıştım. Onların ortalama ömrü 250-300 dünya yılına eşitmiş. Ama daha sonra bilim adamları DNA dedikleri ufak şeyler üzerinde çalışıp bunu 950 yıla çıkarmışlar. Fazla çoğalmamak ve gezegendeki kaynakları tüketmemek içinse yeni kanunlar koymuşlar.

Mesela 200 yaşından önce çocuk yapmak ve 2 çocuktan fazlası yasak. Bana bu çok tuhaf geldi. Burdaki insanlar bize benziyor ama Xar’ın dediğine göre daha ben doğmadan binlerce yıl önce dünyadan ayrılıp buraya gelmişler.

– Peki beni neden getirdiniz buraya?
– Sen özel birisin. Seni bilimadamlarımız seçti.
– Ne için?
– Ufak birkaç test için. Biliyorsun Dünya bizim eski evimiz ve ona gözkulak olmak zorundayız. Arada sırada sağlıklı insanlar alıp, duruma bir göz atıyoruz. Yani senin anlayacağın eski halkımızı unutmadık.
– Anlıyorum. (Aslında hiçbişey anlamamıştım o an. Ama daha sonra herşeyi anladım)

Bani “Hızlı Öğreten” dedikleri bir alete soktular. Benimle sürekli Xar ilgileniyordu ve sorduğum her soruya sıkılmadan, bıkmadan cevap veriyordu.

– Gözlerini kapat ve rahatla. Hızlı Öğreten sana tüm cevapları verecek.
– Tamam da… Peki.

Gözlerimi kapadım ve içimdeki merakı susturacağı için kendimi biraz daha rahat hissetmeye başladım. Önce biraz ısındı sanki, ufak bir baş ağrısı hissettim önce ve çok ince-tiz bir ses. Ses 5-6 saniye sonra kesildi. Ben de gözlerimi açtım. Xar bir monitöre şaşkınlıkla bakıyordu (Monitör mü? Bu kelimeyi ben nerden biliyorum?)

– Beynin Tüm veri tabanını 6.2 saniyede emdi. Böyle bişey hiç görmemiştim.

Çevreme bakındığımda bilim adamlarının da aynı şaşkınlıkta olduğunu gördüm. Buna inanamamışlardı.

– Ne var canım, içimdeki merak sanırım bazı hormonlarımı harekete geçirdi ve nöronlarım da buna bağlı olarak hızlı çalıştılar, biraz baş ağrısı oldu. Sanırım bu hızın bir yan etksi. (Ne? Neler diyorum ben? Ben bunları nasıl biliyorum? Tabii ki bilicem “Hızlı Öğretici CS-46” modeline girdim bu normal)

Artık tüm soruların cevaplarını biliyordum. Xar beni odama götürürken hiç konuşmadık. Kafam birden dolmuştu ama yeni sorular üretmeye devam ediyordum.

– Artık dönebilirmiyim?

Xar şaşkına dönmüş hatta afallamıştı “Dönmek mi? Ama neden daha önce gelen kimse ne dönmekten söz etmişti ne de.. Neden böyle dedin?”

– Ailem orada. Benimle de işiniz bitti zaten günlerdir tüm testlerden geçtim hem de ikişer defa. Dönmek istiyorum artık.

* * *

Bilim kurulunun kararını beklerken Xar benimle değildi. Benim hakkımdaki raporu sunacak ve geri gitmek istediğimi -büyük şaşkınlık yaratacağını bile bile- kurula bildirecekti. Kapı açıldı ve bir görevli nazikçe içeri girmemi işaret etti. İçerde yüksekçe bir yerde 3 yaşlıca adam (ki yaşları sanırım 800 civarıydı) oturuyordu karşılarında da bu yuvarlak odanın tam ortasında Xar ayakta duruyordu. Bana bakıp gülümsedi.

– Demek geri dönmek istiyorsun öylemi? (ortadaki adam konuşuyordu)
– Evet efendim.
– Neden ama, gezegenimizi sevmedin mi? Bir rahatsızlığın mı var?
– Hayır, aksine çok mutluyum. Öyle bişey değil.
– O zaman neden geri dönmek istiyorsun? Hem ailenin durumu da çok iyi bak. (sol tarafımdaki bir monitörde evim görünüyordu. Başka bir tanesinde karım ve çocuklarım görünüyordu. Gülüyorlardı. Ama sanki daha yaşlıydılar, Karımın saçları beyazlamıştı biraz. Oğlum da birkaç santim daha uzamıştı sanki. Evin arkasını gösteren bir başka monitörde gözüme bişey çarptı. Bir mezar taşı!)
– O nedir? Şu taş. Oraya yaklaştırın. (adam başka bir görevliye bakıp başıyla ‘Olur’ manasında başını salladı.

Taşın üzerinde adım yazlıydı.

– Senin öldüğünü sanmalarını sağladık ve onlara iyi bakıyoruz.
– AMA NEDEN? NASIL YAPARSINIZ? (Bu geldiğimden beri ağzımı ya ikinci ya üçüncü defa kullanışımdı ve bağırıyordum.)
– Lütfen sakin ol. Bunu her yeni gelen için yaparız ve şimdiye kadar hep teşekkür aldık. Bu ne saygısızlık?!
– Geri gitmek istiyorum ve bunu hemen istiyorum!
– Şimdi dışarı çık. Biz bir karar alacağız.

Dışarda çok fazla beklemedim. Kapıdan ilk çıkan Xar oldu.

– N’ooldu? izin verdiler mi?
– Evet evine döneceksin ama bu ilk defa oluyor. Bu yüzden hafızandan buradaki olaylar çıkarılacak.
– Ama neden?
– Bunun dünyada duyulmasına izin veremeyiz. Üzgünüm.

O an daha önce hiç yapmadığı şekilde daha güçlü bir köprü açtı alkıma. Bu ikimizin beyni arasında çok güçlü bir bağlantıydı. Bu sefer söylediklerini beynimin en derin yerinde hissettim. “Ben bişeyler ayarlamaya çalışacağım” ve bir göz kırptı. Sonra da bağlantıyı normal hale getirdi.

– Teşekkür ederim. Herşey için.

* * *

Beni Hızlı Öğreticiye tekrar soktular. Kontrolde Xar vardı ve benzer bir işlem gerçekleştirdi. Bana daha önce “Unutmuş gibi yapmalısın” demişti. “Silme işleminden sonra -daha doğrusu onlar öyle sanacak- seni ben muayene edeceğim”

İşler yolunda gitti ve inandılar. Bilim kurulu bana birkaç soru sordu ve hiçbir şey hatırlamadığıma inandı. Bunda biraz da “Nerdeyim? Siz kimsiniz?” gibisinden sorularımın da faydası olmadı değil.

Dünyaya bu sefer kendimde ve bilincim açık şekilde geri götürüldüm. 6-7 saatlik bir yolculukla, ufak bir taşıma gemisinde seyahat etmiştik. Yolculuğa sadece Xar, ben ve onun bir arkadaşı daha katıldı. O da işin farkındaydı.

Beni evimin olduğu tepenin yakınlarına bıraktılar. Xar’la vedalaştım ve gidişlerini gemi gözden kaybolana kadar izledim. Bu gece de, tıpkı herşeyin başladığı, o gece gibiydi.

Evime gittim ve kapıyı açan -ve hemen ardından bayılan- karıma kaçırıldığımı ve eşkiyaların elinden ancak kurtulabildiğim hikayesini anlattım. Ben gideli Dünyada tam 12 kış geçmişti.

Sonraki yıllarda Xar beni ziyaret etmeye devam etti. Bana o testlerden birinde DNA’ma kendi DNA’larına yaptıkları değişikliğin yapıldığını ve benim de onlar gibi uzun yaşayacağımı söyledi.

Karımın ve çocuklarımın yaşlanarak öldüklerini gördüm. Savaşlar gördüm, acılar. Ülkelerin yıkılışlarına, doğuşlasına şahitlik ettim.

Bu yazıyı 652. yaşıma basarken yazıyorum. Bugün 1 Ağustos 2000. Eğer kendime iyi bakarsam önümde en aşağı 2-3 yüzyılım daha var.

Bazen hata mı yaptım diye düşünüyorum.

Onları bırakmak hatamıydı?.. Bilmiyorum !

Paylaş

3 yorum

  1. avatar
    Mehmet Canpolat -

    11 yıl sonra gelen bir yorum=))

    Sevgili Altuğ, öncelikle çok ilginç bir öykü kaleme almışsın. İçinde barındırdığı; organik download ve upload gibi konular belki 11 yıl önce biliniyordu ama yine de 2000 yılında kullanman beni etkiledi. Öykünün sonuna geldiğimde keşke bazı konulara biraz daha açıklık getirseymiş, keşke biraz daha ayrıntıya girseymiş dedim. Bunların dışında insanlık tarihine getirdiği farklı bakış açısı da öyküyü bence özel yapıyor. Kalemine Sağlık!

  2. avatar

    Çok teşekkür ederim Mehmetcim 🙂
    Bunca yıl sonra bile beğenilmesi gurur verici tabii. Eksikler konusunda haklısın, ama bu yazmayı denediğim ilk hikayelerden, mazur görünüz 🙂

  3. avatar

    Sevgili Altuğ, hikayeni okudum ve çok beğendim. Oldukça güzel yazmışsın. Tabi hikaye kısa olduğu için fazla ayrıntıya girmemişsin. Ama eğer bu hikaye bir roman olsa kesinlikle alır ve tekrar tekrar okurdum. Başarılarının devamını dilerim…

Yorum yapın